Bir çocuk düşünün… Evde âilesiyle, okulda öğretmenleriyle, dışarıda arkadaşlarıyla büyüyor. Ama artık dünyâsını şekillendirenler yalnızca anne babası, öğretmenleri ya da yakın çevresi değil. Sosyal medya akışları, dijital oyunlar ve her soruya cevap veren yapay zekâ sistemleri de onun düşüncelerine, duygularına ve davranışlarına dokunuyor.

Okullarda yaşanan şiddet olayları, akran zorbalığı ve çocukların öfkeyle baş etme güçlüğü, çocukları nasıl yetiştirdiğimiz sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Şiddet bir anda mı ortaya çıkıyor, yoksa görülmeyen işâretler zaman içinde mi birikiyor? Aile ve okul çocuğun ihtiyaçlarını ne kadar fark edebiliyor? Dijital dünyâda kurulan ilişkiler, oyunlar ve yapay zekâ çocukların davranışlarını nasıl etkiliyor?

Yenidünya Dergisi olarak bu soruların izini sürdük ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile çocuklarda şiddetin arka planını, âile ve okulun sorumluluğunu, dijital dünyânın çocukların gelişimindeki yerini konuştuk. Tarhan, çocukları yalnızca denetlemenin yeterli olmadığına; onları dinlemenin, duygularını anlamanın ve empati kurmayı öğretmenin önemine dikkat çekiyor. Yapay zekânın çocuklar için bir öğrenme yardımcısı olabileceğini, ancak gerçek ilişkilerin ve güvenilir yetişkinlerin yerini almaması gerektiğini vurguluyor. Çünkü asıl soru şu: Çocuğumuzun yanında gerçekten biz mi varız, yoksa onun dünyâsını fark etmeden başkaları mı kuruyor?

Röportaj: Sümeyye Palta

Şiddet Bir Anda Ortaya Çıkmıyor

“Ergenliktir, Geçer” Demeyin!

Şiddet olayını bir anda görüyoruz ama arkasındaki süreç çoğu zaman daha önce başlıyor. Biriken öfke, dışlanmışlık, değersizlik hissi ve kişinin kendini ifâde edecek sağlıklı bir yol bulamaması birlikte değerlendirilmelidir. Çocuğun belirgin biçimde içine kapanması, tehdit içeren sözler söylemesi, yoğun intikam düşünceleri ve zarar vermeye yönelik hazırlıkları ciddîye alınmalıdır. Ancak sessiz olan her çocuğu tehlikeli kabûl edemeyiz. Önemli olan davranışındaki değişimi ve işâretlerin birlikte oluşturduğu tabloyu anlamaktır. Bazan âile “ergenliktir, geçer” diye düşünüyor; okul yalnızca nota veya disipline bakıyor. Böylece çocuğun yaşadığı sıkıntı gözden kaçıyor. Kimin şiddete başvuracağını kesin olarak öngöremeyiz; fakat riski erken fark edip müdâhale edebiliriz.

Çocuk Şiddeti Nereden Öğreniyor?

Çocuk, kendisine söylenenden çok çevresinde yapılanı öğrenir. Evde anlaşmazlıklar bağırarak, tehdit ederek, vurarak çözülüyorsa çocuk da güç kullanmanın işe yaradığını düşünebilir. Anne-baba “Kimseye vurma” derken birbirine şiddet uyguluyorsa sözün etkisi azalır. Arkadaş grubunda saldırganlığın takdîr edilmesi, sosyal medyada kavganın görünürlük kazanması da bu öğrenmeyi pekiştirebilir. Bununla birlikte, şiddet gören her çocuk şiddet uygulayacak diye bir kural yoktur. Güvenli ilişkiler ve zamânında destek koruyucudur. Şiddetin normalleşmesini önlemek için yetişkinlerin kendi iletişim diline bakması gerekir. Çocuğa, anlaşmazlık yaşamanın doğal olduğunu fakat karşısındakine zarar vermenin kabûl edilemeyeceğini davranışlarımızla göstermeliyiz.

Çocuk Neden Öfkesini Yönetemiyor?

Bütün çocukları geçmiş kuşaklarla karşılaştırıp daha öfkeli ilân etmek doğru olmaz. Ancak sürekli hızın ve hemen elde etmenin öne çıktığı bir ortamda beklemeyi, engellenmeyi ve hayâl kırıklığını yönetmeyi öğretmek daha önemli hâle geliyor. Çocuğun her isteğini yerine getirmek de onu sürekli eleştirip başarıya zorlamak da sağlıklı değildir. Sevgiyi yalnızca sınav sonucuna bağladığımızda çocuk başarısızlığı kendi değersizliği gibi yaşayabilir. Yalnızlık ve dışlanma bu yükü artırır. Öfke bir duygudur; önemli olan davranışa nasıl dönüştüğüdür. Çocuğa duygusunu adlandırmayı, durup düşünmeyi ve çözüm üretmeyi öğretmeliyiz. “Kötü çocuk” etiketi, anlaşılma ihtiyâcını ve yaşadığı güçlükleri görmemizi engeller. Davranışın sorumluluğunu hatırlatırken çocuğun kişiliğini mahkûm etmemeliyiz.

OKULUN GÖREVİ YALNIZCA DERS ÖĞRETMEK DEĞİL

Okul, Çocuğun Yardım Çığlığını Duyabiliyor Mu?

Okulun görevi yalnızca ders öğretmek değildir; çocuğun kendini güvende ve değerli hissetmesini de sağlamalıdır. Devamsızlık, arkadaşlardan uzaklaşma, belirgin davranış değişiklikleri ve tehditler araştırılmalıdır. Rehberlik servislerinin yeterliliği hakkında bütün okulları kapsayan tek bir hüküm veremeyiz. Çocuklarda sosyal ve duygusal sermâyenin erken yaşlarda şekillendiği, öğretmenlerin bu süreçte “ikinci mimar” konumunda olduğu elbette unutulmamalı. Fakat sorumluluğu yalnızca öğretmene bırakmak yeterli değildir. Ben üç aşamalı bir yaklaşımı önemsiyorum: Bütün öğrencilere empati ve duygu düzenleme becerileri kazandırılması, güçlük yaşayanların erken fark edilmesi, yüksek riskte âile-okul-uzman iş birliğiyle kriz müdâhalesi. Öğrencinin güvenle başvurabileceği yetişkinler ve bildirim kanalları bulunmalıdır. Somut tehditler “çocuklar arasında olur” diye geçiştirilmemeli; değerlendirme ve tâkip yapılmalıdır.

YAPAY ZEKÂ BİLGİ VEREBİLİR, AMA ÖĞRETMENİN YERİNİ TUTAMAZ

Çocuğun Yeni Arkadaşı Yapay Zekâ Mı?

Çocuk, her an cevap veren ve kendisini yargılamıyor gibi görünen bir sistemi sırdaş olarak algılayabilir. Burada âile olarak kendimize de bakmalıyız: Çocuğumuz konuştuğunda gerçekten dinliyor muyuz? Aynı evde bulunmak, duygusal olarak yanında olmak anlamına gelmiyor. Yapay zekâ öğrenmeyi destekleyebilir, farklı açıklamalar sunabilir ve merâkı besleyebilir. Ancak öğretmenlik yalnızca bilgi aktarmak değildir; ilişki kurmak ve çocuğa model olmaktır. Yapay zekânın anlayışlı cümleler üretmesi, insan gibi duygu yaşadığı anlamına gelmez. Yanlış bilgiler verebilir; çocuk da bunları sorgulamadan benimseyebilir. Onu öğrenme yardımcısı olarak kullanabiliriz, fakat çocuğun tek arkadaşı, karar mercii veya terapisti hâline getirmemeliyiz.

DESTEKLEMEKLE SALDIRGANLIĞI BESLEMEK ARASINDA İNCE BİR ÇİZGİ VAR

Yapay Zekâ Çocuğun Öfkesini Yatıştırabilir Mi?

Çocuğun duygusunu ifâde etmesine yardımcı olan bir cevapla, öfkesini haklı çıkarıp saldırganlığını besleyen bir cevap aynı değildir. Yapay zekâ öfkeyi fark etmeye, sâkinleşmeye ve yardım istemeye destek olabilir; şiddeti onaylamamalı, zarar verme yolları sunmamalıdır. Özellikle “Birine zarar vermek istiyorum” ifâdesinde sohbeti sürdürmek yeterli değildir. Çocuğu güvenilir bir yetişkine ve gerekli profesyonel desteğe yönlendirmelidir. Yakın tehlikede âcil yardım gerekir. Âile güvenli değilse öğretmen veya başka güvenilir bir yetişkin devreye girmelidir.

DEĞER AKTARIMINI DİJİTAL PLATFORMLAR YAPIYOR

Çocuğumuzu Gerçekten Kim Yetiştiriyor?

Bugün çocuğun dünyâsında âile ve okulun yanında dijital içerikler, arkadaş grupları ve algoritmalar da var. Fakat buradan “Anne-babanın etkisi bitti” sonucu çıkmaz. Güven veren, dinleyen ve birlikte zaman geçiren âilenin etkisi devâm eder. Çocuğun yalnızca ne izlediğini değil, izlediğine nasıl anlam verdiğini de konuşmalıyız. Âile ilişkide ve sınır koymada, okul sosyal-duygusal beceriler ve dijital okuryazarlıkta sorumluluk almalıdır. Devlet çocukları koruyan kuralları ve erişilebilir destek hizmetlerini geliştirmeli; şirketler de kullandıkları sistemlerin çocuklar üzerindeki etkilerinden sorumlu olmalıdır. Hedefimiz çocuğu yalnızca denetlemek değil, kendi davranışını yönetebilen ve bilgiyi sorgulayabilen bir insan olarak yetiştirmektir. Bugün değer aktarımını dijital platformlar yapıyor maalesef…

ŞİDDETİN EĞLENCEYE DÖNÜŞMESİ DUYARSIZLAŞMA RİSKİNİ ARTIRIYOR

Çocuk Oyun Oynarken Aslında Ne Öğreniyor?

Çocuk oyunda iş birliği ve problem çözme de öğrenebilir, saldırganlığı ödüllendiren örüntülerle de karşılaşabilir. Şiddetin sürekli eğlence ve başarı aracı olarak sunulması, bazı çocuklarda duyarsızlaşma riski yaratabilir. Ancak bilimsel ilişkiyi doğru kurmalıyız: Saldırgan tepkilerle ilgili bulgular, oyunların ağır şiddet suçlarına neden olduğunu kanıtlamaz. Şiddet içeren oyun oynayan her çocuk şiddete yönelmez. İçerik, süre, yaş, çocuğun ruhsal özellikleri ve sosyal çevresi birlikte değerlendirilmelidir. Oyun uykunun, okulun ve gerçek ilişkilerin yerini alıyorsa ayrıca dikkat gerekir. Anne-baba oyunu tanımalı, yaşa uygun seçim yapmalı ve sanal dünyâdaki davranışların gerçek hayattaki sonuçlarını çocukla konuşmalıdır.

SANAL YAKINLIK, GERÇEK İLİŞKİLERİN YERİNİ ALMAMALI

Yapay Zekâ Çocuğun Oyun Arkadaşı Olursa Ne Değişir?

Burada çocuk yalnızca hazır bir içerikle karşılaşmıyor; söylediklerine cevap veren, hikâyeyi ve karakteri ona göre değiştiren bir sistemle ilişki kuruyor. Bu durum üretkenliği destekleyebilir ama bağlanmayı da güçlendirebilir. Sürekli çocuğa hak veren bir sistem, öfkesini ve yanlış düşüncelerini pekiştiren bir yankı odasına dönüşebilir. Bu sebeple çocuğa karşısındakinin bir insan olmadığını, yanılabileceğini ve özel bilgilerini paylaşmaması gerektiğini anlatmalıyız. Kullanımın amacı ve sınırları birlikte belirlenmeli; gerçek arkadaşlıklar ve âileyle geçirilen zaman korunmalıdır. Güvenli tasarlanmış uygulamalar farklı bakış açılarını düşünmeye yardımcı olabilir. Bizim amacımız, çocuğun teknolojiyi yönetmesi ve kendi muhâkemesini geliştirmesidir.

“AKRAN NEZÂKETİ” İÇİN YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ MODEL ÖNERİSİ

Akran Zorbalığıyla Mücâdelede Yapay Zekâ Nasıl Kullanılabilir?

Gençlerimizin dijital dünyâya ve yapay zekâ teknolojilerine olan ilgisini, okullarımızdaki kanayan bir yara olan akran zorbalığıyla mücâdelede fırsata dönüştürebiliriz. Bu noktada akran zorbalığını sürekli konuşmak yerine, odağı 'Akran Nezâketi'ne kaydırmamız gerektiğine inanıyorum. Çözüm, pozitif davranışları artırmaktan geçiyor; empatiyi ve iyiliği çoğalttığımızda zorbalık zâten kendiliğinden sönecektir.

Bunu kitlesel ve etkili bir şekilde başarmak için Üsküdar Üniversitesi olarak içeriği hazır bir Chatbot (Yapay Zekâ) Modeli öneriyoruz. Öğrenci, öğretmen ve velî olmak üzere üç ayrı modülden oluşacak bu yazılım sâyesinde, sınıfta dışlanan veya zorbalığa uğrayan bir genç chatbota danışarak anında doğru iletişim dilini öğrenebilecek. Örneğin; çatışmayı tırmandıran 'Niye beni dışladınız?' şeklindeki sen dili yerine, 'Beni dışladığınızda kendimi kötü hissettim' diyen ben dilini kullanmayı bir yapay zekâ rehberliğinde pratik edecek.

Tüm öğrencilere bu becerileri tek tek anlatmak zaman alabilir ancak bu chatbot üzerinden 6 ay ile 1 yıl içinde kapsamlı bir eğitim uygulanabilir. Millî Eğitim Bakanlığı ve bir yazılım ekibiyle iş birliği yaparak bu sistemi kurduğumuzda, Türkiye'deki tüm ortaokul ve lise düzeyinde akran nezâketini hâkim kılacak devrim niteliğinde bir adımı atmış oluruz.

 Kasım 2026, sayfa no: 8-9-10-11