Aile, insanın hayata gözlerini açtığı ilk andan itibaren dâhil olduğu bağın adıdır. Çekirdek aile, geniş aile, koruyucu aile, tek ebeveynli aile ve çağımızın getirdiği daha birçok farklı tanım… Ufacık bir araştırma yapıldığında karşımıza pek çok aile tanımı çıkar. Ancak bu ay, her aile yapısına uygun olan ve aile kurumunun olmazsa olmazlarından, en temel yapı taşlarından sayılan bazı değerlerimiz vesilesiyle muhabbet edelim isterim.

Aile; insanın ilk aidiyet duygusunu tattığı, kişiliğinin şekillendiği ve değerler dünyasının inşa edildiği en temel kurumdur. Esasında aile bağına, sadece sevgi ve duygusal yakınlık üzerine kurulmuş bir birliktelik nazarıyla bakmak eksik bir yaklaşım olur. Daha geniş bir perspektiften bakacak olursak aile, aynı zamanda tarafların birbirine karşı sorumluluk üstlendiği, hak ve görevlerin bulunduğu, güven ve sadakatin esas olduğu ciddi bir kurumdur. Bu durumda aile ilişkilerinde sevgi ne kadar önemliyse; sorumluluk, güven, sadakat ve sınırların bilincinde olmak da o kadar önemlidir.

Kurumsallık ve ciddiyet, aileyi katı ve duygusuz bir yapıya dönüştürmek anlamına gelmez. Aksine, sevginin ve saygının sürdürülebilir olması için sağlam bir zemin oluşturur. Çünkü yalnızca duygular üzerine kurulan ilişkiler, duygular değiştiğinde sarsılabilir. Oysa sorumluluk bilinciyle güçlendirilmiş bir aile bağı, hayatın getirdiği zorluklar karşısında sağlam durabilir. Ailenin ciddi ve sorumluluk gerektiren bir bağ olduğunu anlatmak için en güçlü ayetlerden biri Nisâ Suresi 21. ayettir.

“Birbirinizle beraber olduğunuz hâlde üstelik onlar sizden sapasağlam bir söz de almışken onu geri mi alacaksınız?”

Burada geçen “mîsâkan galîzâ” (ağır bir sözleşme / sapasağlam bir söz) ifadesi; evlilik bağının basit ve geçici bir ilişki olmadığını; güçlü bir ahit, ciddi bir sorumluluk ve karşılıklı haklar doğuran bir bağ olduğunu ifade eder. (Diyanet Tefsiri)

Aileyi bir merdiven gibi tahayyül edersek huzur dinamiklerinden ilki sevgi, muhabbet ve merhamettir. Sevgi; fertleri birbirine bağlayan, güven duygusunu besleyen temel güçtür. Ancak sevgiyi kalıcı kılan unsur merhamettir. Çünkü sevgi kendisini mutluluk, sevinç ve sükûnet anlarında gösterirken merhamet ise zorluk, hastalık, yaşlılık ve anlaşmazlık zamanlarında ortaya çıkar. Burada insanın kendi duygularını tanıyabilmesi, "Şu an ben hangi duygudayım?" sorusunu netleştirmesi ve "Benim hissettiğim duygu karşı tarafa nasıl geçiyor?" sorusunu cevaplandırması elzemdir. Eşlerin birbirlerinin kusurlarını anlayışla karşılaması, çocuklara şefkatle yaklaşılması rahmetin günlük hayattaki yansımalarıdır.

İki cihan serveri, güzel Peygamberimiz (sav)’in aile hayatı en güzel örneklerden biridir. Efendimiz (sav) eşine karşı daima saygı ve sevgi içerisinde nezaket ve hoşgörüyle yaklaşmış, çocuklarıyla çocuklaşmış ve aile fertlerinin duygularına değer vermiştir. Aile içerisindeki otoriteyi baskıyla değil, şefkat ve anlayışla tesis etmiştir.

İkinci basamak, adalet ve sorumluluktur. İslam ahlakında adalet, bütün sosyal ilişkilerin temel ilkelerinden biridir. Aile içinde hak ve sorumlulukların denge içinde paylaşılması, huzurun devamı açısından büyük önem taşır. Peygamber Efendimiz (sav), “Allah'tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli davranın.” buyurmuştur. (Buhârî, Hibe, 12)  Ailede huzurun devamı yalnızca sevgiyle değil, adaletle de mümkündür. Nitekim Efendimiz bu hadis-i şerifte adaletin önemine dikkat çekmiştir. Çünkü adaletin olmadığı yerde sevgi dahi zamanla kırgınlığa ve güvensizliğe dönüşebilir.

Üçüncü basamak, güven ve sadakattir. Güven, aile kurumunun görünmeyen fakat en sağlam direğidir. Eşler arası sadakat, ebeveyn ile çocuk arasındaki güven ilişkisi ve verilen sözlerin tutulması; huzurlu bir aile atmosferinin oluşmasına katkı sağlar. Bu duygunun zedelendiği ortamlarda iletişim ve aidiyet hisleri zayıflamaktadır. Peygamber Efendimiz (sav), “Kıyamet günü Allah (cc) katında insanların en büyük emanete hıyanet edenlerinden biri, eşiyle özel hayatını yaşadıktan sonra onun sırrını yayan kimsedir.” buyurmuştur. (Müslim, Nikâh, 123) Bu hadis-i şerifte eşlerin birbirlerinin sırlarını koruması, verilen sözlere sadık kalması ve birbirlerinin haklarına riayet etmesi vurgulanmıştır.

Dördüncü basamak, sağlıklı iletişim ve empatidir. Bu madde birçok ailede önemsenmez ancak yeri oldukça mühimdir. Çünkü her konuşmak sağlıklı bir iletişim olmadığı gibi, her susmak da sağlıksız bir iletişim anlamına gelmez. Hele hele empati olmayan evlerde duygu paylaşımı, anlayış, hoşgörü, memnuniyet, huzur ve mutluluk pek azdır. Onun yerine maalesef anlayışsızlık, duygusal çöküş veya duygu patlamaları, kavga ve gürültü ön sıralardadır. Bazen çiftlerden birinin EQ'su (duygusal zekâsı) yüksekken diğerinin düşüktür. Bu ailelerde genellikle eşler birbirlerine “Sen beni anlamıyorsun, sen beni duymuyorsun, ne hissettiğimle ilgilenmiyorsun.” gibi söylemlerde bulunabilirler. Ancak burada devreye, eşlerin birbirlerini iyi tanımaları gerektiği gerçeği girer. Tabii burada önce kişinin kendisini çok iyi tanıması gerekir. Bir danışanım, eşiyle çok kavga ettiğini, konuşurken kendisinin yüzüne bile bakmadığını ve bu durumun ona çok değersiz hissettirdiğini anlatmıştı. Sonra eşiyle aynı konuyu konuştuğumuzda, “Aslında ben onu çok iyi dinliyorum, ne sorsa hemen cevap veririm.” demişti. Hâsılıkelam, sohbet sonunda şu sonuca vardık ki beyefendi "işitsel", hanımefendi ise "görsel" bir insan. Görsel insanlar muhatabının gözlerine bakmak, mimiklerini gözlemlemek ister. İşitsel bir insan ise bazen telefonla oynarken bile muhatabını çok iyi dinleyebilir. Hanımefendi bu bakış açısıyla yaklaştığında, sorun yaptığı davranışı artık sorun etmediğini dile getirdi.

Beşinci basamak ise manevi değerler ve ortak idealdir. Aile kurumunu ayakta tutan ve âdeta bir direk görevi gören unsurlardan biri de manevi değerlerdir. İbadet, sabır, yardımlaşma, dinî değerler ve ahlaki erdemler bireyler arasında aidiyet duygusunu oluşturur. Mevlânâ, insanın hakiki huzura gönül birlikteliğiyle ulaşabileceğini ifade eder. Aynı hedefe yönelen, ortak değerler etrafında birleşen aileler hayatın zorlukları karşısında daha dirençli hâle gelirler. Pozitif psikoloji araştırmacıları, ortak anlam ve değerler etrafında yaşayan ailelerin stres ve kriz dönemlerini daha sağlıklı yönetebildiklerini ortaya koymaktadır.

Hâsılıkelam, sözün en güzelini Rabb'imiz buyurur: “Onlarla (yani ailenizle) iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadığınız bir şey olursa (olabilir ki) siz bir şeyden hoşlanmazsanız, Allah onda birçok hayır yaratmış olur.” (Nisâ, 19)

Rabb'imiz cümle ailelere huzurlu bir geçim nasip eylesin, vesselam…

 Ekim 2026, sayfa no: 15-16-17