Zarâfetin Kalıba Dökülmüş Hâli: Peygamberimiz’in (sav) Hayâtı / Mahmut Eyüpoğlu

Zarâfet, en son ve en mükemmel dînimiz İslâm’ın, bütün güzelliğiyle hayâtımızın her alanından dışımızdaki dünyâya yansımasıdır diyebiliriz. Yâni dînimiz İslâm’ın güzelliğinin konuşmalarımızda, davranışlarımızda, işlerimizde, muâmelemizde ete kemiğe bürünmesidir. Bu da berâberinde konuşmada nezâket, davranışlarda incelik, muâmelede doğruluk, ahlâkta şefkat ve merhamet, yeme içmede ölçü, giyim ve kuşamda uyum, sosyal hayatta güler yüzlü olmayı getirir. Dînimizin bütün emirleri Sevgili Peygamberimiz’in hayâtında şekillenmiş ve bize Allâh’ımız tarafından örnek olarak gösterilmiştir. İşte Onun hayâtında bâzı zarâfet örnekleri: 

Konuşmasındaki Zarâfeti

Hz. Peygamber’in üvey oğlu Hind, Rahmet Elçisi’nin hilye ve şemâilini iyi bilmesi ve güzel konuşmasıyla tanınmaktaydı. Bir gün Hz. Hasan (ra), “Bana dedemin konuşma tarzını anlat.” dedi. Bu ricâ üzerine Hz. Hatîce’nin ilk eşinden olan oğlu Hind b. Ebû Hâle şu sözlerle anlattı: “Rasûlullah devamlı hüzünlü ve düşünceliydi. Umursamaz ve rahat değildi. Sessiz biriydi. Gerekmedikçe konuşmazdı. Söze Yüce Allâh’ın adıyla başlar ve yine onunla bitirirdi. Az sözle çok şey ifâde ederek (cevâmiu’l-kelîm ile) konuşurdu. Konuşması açık ve netti. Sözlerinde ne fazlalık ne de eksiklik vardı. Kaba davranan ve hakāret eden biri değildi. Az bile olsa nîmete saygı gösterir, onu hafife almazdı. O (sav), hiçbir yemeği yermediği gibi övmezdi de. Ne dünyâ ne de dünyâlık şeyler onu kızdırabilirdi. Ancak bir hak çiğnendiğinde, o alınıncaya kadar öfkesini hiçbir şey dindiremezdi. Kendisi için kimseye sinirlenmez ve intikam almazdı. Bir şeye işâret edeceği zaman (parmağıyla değil de) elini uzatarak gösterirdi. Bir şeye hayret ettiğinde ellerini yukarı çevirirdi. Konuşurken ellerini birleştirir ve sağ elinin başparmağı ile sol elinin avucunun içine vururdu. Sinirlendiği zaman (o kişiden) yüz çevirir ve onu terk ederdi. Sevindiği zaman (aşırılığa kaçmaz) gözlerini kısardı. Çoğunlukla tebessüm ederek gülerdi ve güldüğünde dişleri dolu tânesi gibi bembeyaz görünürdü.”1

Hz. Peygamber (sav) gereksiz ve lüzumsuz konuşmaz, şöyle buyururdu: “Şüphesiz kıyâmet günü bana en sevgili ve makamca en yakın olanınız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır. Kıyâmet günü bana en sevimsiz ve makam bakımından en uzak olanlarınız ise gevezeler, avurtlarını şişirip (küstahça) konuşanlar ve kibirli davrananlardır.”2

Hz. Peygamber konuşurken nezâketi elden bırakmaz ve muhâtabına kırıcı ve incitici bir tarzda hitâb etmezdi.3 Nitekim Enes b. Mâlik, Hz. Peygamber’in hiçbir zaman söven, kötü sözler söyleyen ve lânet eden biri olmadığını belirtmişti.4 Peygamber Efendimiz, kullanacağı kelimeleri dikkatle seçerdi. Onun Enceşe isimli siyahî bir kölesi vardı ve Veda Haccı yolculuğunda Hz. Peygamber’in hanımlarının bulunduğu develeri o sürüyordu. Hem develeri sürüyor hem de şiirler okuyordu. Güzel sesli Enceşe’nin nağmelerinin câzibesine kapılan develer de hızlanmış ve mü’minlerin anneleri bundan rahatsız olmuştu. Bunun üzerine Hz. Peygamber o latîf üslûbuyla: “Yavaş ol ey Enceşe, kristallere dikkat et!” diye seslenerek zarâfetini ortaya koymuştu.5

Hz. Peygamber aslâ yalan söylemez, şaka yaparken de bu hassâsiyetini sürdürürdü. Yâni o kızgın da olsa neşeli de olsa, ağzından doğru ve gerçek dışı bir şey çıkmazdı.6 Rasûlullah seviyeli, ince ve hoş latîfeler yapardı. Bir defasında kendisinden bir binek hayvanı isteyen bir adama, “Seni dişi bir devenin yavrusuna bindirelim.” diye karşılık vermiş, adam: “Ben dişi devenin yavrusunu ne yapayım? (O beni taşıyamaz)” şeklinde şaşkınlığını ifâde edince Allah Rasûlü: “(Bütün) develeri doğuran dişi develer değil mi?” demişti.7 Hz. Peygamber’in şakadan hoşlandığını bilen bâzı sahâbîler onun latîfesine aynı şekilde karşılık verirlerdi. 

Giyinmesindeki Zarâfeti

Sevgili Peygamberimiz kıyâfetinin temizliğine olduğu kadar vakar ve onuruna yakışır olmasına da dikkat etmiştir. Bu hâliyle o, çevresindeki insanlar üzerinde derin bir etki bırakmaktadır. Sahâbeden Berâ’ b. Âzib, Peygamber’in giyimi ile ilgili duygularını: “Saçları omuzlarına düşmüş, kırmızı elbise içinde Allah Rasûlü’nden (sav) daha güzelini görmedim.” diye anlatırken, Câbir b. Semüre: “Mehtaplı bir gecede, Allâh’ın Rasûlü’nü (sav) gördüm. Bir Rasûlullâh’a, bir de aya bakmaya başladım. Üzerinde kırmızı bir elbise vardı, o anda benim gözümde Allâh’ın Rasûlü aydan daha güzeldi.” demektedir. İbn Abbâs, Hz. Ali tarafından isyankâr bir topluluğa elçi olarak gönderildiğinde en güzel elbiselerini giyerek göreve gitmiş, oradakiler bu elbisenin İslâm giyim tarzına uygun olmadığı îmâsında bulununca: “Ben elbiselerin en güzelini Allâh’ın Rasûlü’nün (sav) üstünde gördüm.” diye cevap vermiştir. Nitekim Allâh’ın Rasûlü bir gün kendisine hediye olarak gönderilen ve görenleri hayran bırakan altın işlemeli bir cübbe giymiştir.8

Müslüman, zaman ve şartlar ne olursa olsun imkânlarını doğru bir biçimde kullanarak göze zarîf ve hoş gelecek bir görüntüde olmakla yükümlüdür. Elbette zarif ve temiz görünmek, Müslüman’ın ödevlerinden sâdece biridir ama gâyet önemlidir. Allâh’ın Rasûlü çalışırken bile temiz olunması gerektiğini söyler, kılık kıyâfete özen gösterilmesini isterdi. Nitekim ashâbıyla Benî Enmâr Gazvesi’ne çıktığında hayvanları gütmekle görevlendirilen bir kimseyi yıpranmış elbiseler içinde görünce, yanında bulunanlara bu adamın bunlardan başka elbisesi olup olmadığını sormuştu. Heybesinde yedek elbiseleri olduğu söylenince Efendimiz: “Onu çağır da, heybedeki elbiselerini giymesini söyle.” demişti. Çobanlık yapan sahâbî, heybedeki iyi elbiselerini giyince Allah Rasûlü: “Bak şuna! Allah müstehakını versin. Bu daha iyi değil mi?” buyurmuştu. Çoban: “Ey Allâh’ın Rasûlü! Allah yolunda (savaşa giderken de böyle mi giyineyim)?” deyince Efendimiz: “Evet, Allah yolunda (savaşırken bile)!” cevâbını vermişti.9

Savaş gibi bir kargaşaya, can pazarına girerken bile iyi elbiselerin giyilmesini tavsiye eden Sevgilimiz (sav), belli ki Müslümanların her şartta bakımlı, göze hoş gelen, temiz, gıpta edilen, nezîh insanlar olmalarını arzu etmiştir. Emir ve yasaklarıyla, bir kısmını bizim sezemeyeceğimiz hikmetleri ve maslahatları korumalarını emretmiştir.

Tebliğdeki Zarâfeti

Allah Rasûlü, dâvet ve tebliğ çalışmalarında insanlarla olan ilişkisinde hoşgörü ve merhameti dâimâ öncelemiştir. Rahmet Elçisi bu hususta: “Rıfk (zarîf davranış) işe güzellik katar, rıfktan (zarâfetten) yoksunluk ise, işi kusurlu kılar.”10 buyurmuştur. Böyle buyurduğu gibi buna uygun davranır ve böyle davrananlara da: “Yâ Rabbi! Kim ümmetimin herhangi bir işini üzerine alır da onlara yumuşaklık ve güzellikle davranırsa sen de ona güzellik ve rıfkla muâmele eyle!”11 diye duâ ederdi. “Allâh’ın rahmeti sâyesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar senin etrâfından dağılıp giderlerdi.”12 âyeti, onun bu durumunun en açık delîlidir.. Nitekim bir rivâyette Sevgili Peygamberimiz’in Kitâb-ı Mukaddes’teki vasfı: “Şüphesiz o, kaba ve katı kalpli değildir. Çarşı pazarlarda bağırıp çağırmaz. Kötülüğe kötülükle muâmele etmez. Bilakis af ve güzellikle muâmele eder.”13 şeklinde ifâde edilmektedir.14

Hz. Peygamber (sav), İslâm’a dâvetinde yaşayışıyla, davranışlarıyla ve sözleriyle en geçerli metotları uygulamış; çevreye dâvet için gönderdiği ashâbına da: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın!”15buyurmak sûretiyle, Müslümanların tebliğ esnâsında tâkip etmeleri gereken yöntemin temel esâsını belirlemiştir. Diğer taraftan Hz. Peygambere, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel tavsiyeler ile dâvet etmesi, insanlarla en güzel bir tarzda mücâdele etmesi emredilmiş,16 o da bu emre uygun olarak insanları Allâh’a, körü körüne değil basîretle dâvet etmiştir.17 Hz. Peygamber, dâvetinde muhâtaplarının aklî ve kültürel yapısını, yeteneklerini, duygularını, isteklerini, birey olarak özelliklerini dikkate almış, onlarla yakından ilgilenmiştir.

Eğitimdeki Zarâfeti

Hutbesine Allâh’a hamd ile başlayan Peygamber Efendimiz (sav) söyleyeceklerini fazla uzatmaz, anlaşılmayacak kadar kısa da kesmezdi. Zîrâ önemli olan konuşmayı uzatmak değil, az sözle çok şeyler anlatabilmekti. Ayrıca Hz. Peygamber cemâati usandırmamak için ashâbına her zaman hitâb etmez, onların heyecan ve ilgisini canlı tutabilmek adına uygun zaman ve ortamları gözetirdi. Çünkü öğretimin zamâna yayılması, ilgi ve heyecânın devamlılığı açısından vazgeçilmezdi. Kısacası, her yönüyle ve hayâtın her alanında önderimiz ve rehberimiz olan Hz. Peygamber (sav), tüm inananların uyması gereken en güzel örnektir.18

Bütün hayâtı: Evet O’nun bütün hayâtı; sözleri, fiilleri ve ikrarlarıyla zarâfetin tâ kendisidir. Devlet başkanlığı, âile reisliği, komşuluğu, arkadaşlığı, talebeliği, ticâreti, oturması, kalkması, yemesi, içmesi, tebessümü ve bütün hayâtı güzel dînimiz İslâm’ın zarâfetin kalıba dökülmüş hâlidir.

Dipnotlar:

1 Tirmizî, Şemâil, 97.

2 Tirmizî, Birr, 71.

3 Tirmizî, Şemâil, 97.

4 Buhârî, Edeb, 38.

5 Müslim, Fedâil, 72

6 Ebû Dâvûd, İlim, 3

7 Ebû Dâvûd, Edeb 84

8 Hadislerle İslâm Cilt 6 Sayfa 338

9 Muvatta’, Libâs, 1.

10 Müslim, Birr, 78.

11 Müslim, İmâre, 19

12 Âl-i İmrân, 3/159.

13 Buhârî, Büyû’, 50.

14 Hadislerle İslâm Cilt 6 Sayfa 554

15 Buhârî, İlim, 11

16 Nahl, 16/125.

17 Tûr, 52/48.

18 Buhârî, İlim, 11

Temmuz 2021, sayfa no: 26-27-28-29

Ayrıca kontrol et

Esmâ’da Esrâr / Alemdar

Her şeyin Hâlık’ı, yaratan ve yaşatanı Mevlâ-i Müteâldir. O’ndan geldik O’na döneceğiz. Rûhundan ruh üflemesiyle …