Anasayfa / Kategoriler / Akaid / Vehim [İç Algı Gücü ve Kuruntu]

Vehim [İç Algı Gücü ve Kuruntu]

Vehim

[İç Algı Gücü ve Kuruntu]

Hamdi Hatipoğlu

“Bir şey hakkındaki vehim, onun gizli olduğu vakit olur.

Aramak görünmeyen şey içindir.”1

Sözlükte “kuruntu, zan, tahmin; içe doğan şey”2 anlamındaki vehm (çoğulu evham), bilgi değeri açısından “İki önermeden tercihe uzak ve iki kanatın daha zayıf olanı, gelecekle ilgili zan, tahmin ve hayâl” anlamında kullanılır. Bazen iki önermeden doğruya yakın olanı için zan, uzak olanı için vehim denilir. Aynı kökten türeyen tevehhüm “bir şeyin varlığı hakkında tereddüt etme” anlamına gelir.3 Cürcânî ve İbn Sînâ geleneğini yansıtan açıklamasına göre vehim insana âit bir güçtür. Vehim gücü sâyesinde içgüdüsel olarak kuzu kurttan korkup kaçar, kuzu, yüzlerce koyun içinden annesini bilir ve bulur. Aklın kavramsal güçleri kullanması gibi vehim gücü de cismânî güçleri kullanır.4 Kur’ân-ı Kerim’de geçmeyen “vehim” kavramı hadislerde “zannetme, yanılma” anlamında geçer. Nitekim bazı hadislerde sehiv secdesi yerine “vehim secdesi” tâbiri kullanılmıştır. 5 Hadiste, râvînin çok yanılmasına da “vehim” denir.

Vehimle bir yargıya varılmaz. Çünkü bu, bir kimsenin sarı suyu görünce onu bala benzeterek tatlılığına hükmetmesi gibidir. Yine bu gücün verdiği yargılar mantıksal ayrımdan yoksundur. Sonuç olarak vehim gücünün yargıları:

a)Tekil yargılardır,

b)Duyularla ilgilidir,

c)Yargı verildiği sırada duyular tarafından algılanmayıp daha sonra duygularla doğrulanabilecek yargılardır.

Eğer vehim bütün bu maddî ilişkilerden kurtulabilseydi o zaman vehim değil akıl denirdi.

1-Aklî Yönden

Vehim, beş bâtınî duygulardan biridir. Gerek dış duyular ve gerekse iç duygular insanda olduğu gibi hayvanlarda da vardır. Ancak Cenâb-ı Hakk insana bunlardan başka bir de akıl ihsân etmiştir. İnsan onunla hayâl ve hâfızasına yerleşmiş olan cüz’î bilgilerde algı gücünü kullanarak birçok bilgiler elde eder.

Şöyle ki: Duygu yeteneği ile elde etmiş olduğu parça bölük işlerden bir takım genel bilgiler yakalayarak onları kendine kânun ve kural hâline getirir.

Meselâ: İnsan bireylerinden gördüğü resimleri kişileştirerek zihninde mutlak bir insan resmi şekillendirir. Bunları genelleştirerek bir takım genel bilgilere ulaşır. İnsan, at ve aslanın resimlerinden bunların birer canlı varlıklar oldukları sonucunu çıkarır.

Yine taşlar, ağaçlar ve mâdenlere bakar. Bunların cansız ve üremeyen birer sert cisim olduklarını anlar.

İşte bu zihinsel yeteneklere “fikir” denir. Ama hayvanlarda bu yetenek olmadığından genel yargıya varamazlar. Bir takım cüz’i şeyleri idrâk etseler de değerlendiremezler.

Hattâ insanın vehim gücü de her zaman bütünü algılayamadığından bazen akla muârız olur. Meselâ: İnsan, “ölünün cansız bir madde hâline geldiğine, hiçbir yönden kendine zarar gelmeyeceğine, korkulmaması gerektiğine” aklı ile hükmettiği halde vehim kuvveti bu genel hükmü bertarâf edemediğinden dolayı ölüden ürker. Bu yüzden vehim, diğer duyguları da hükmü altına alır. Zamanla bütün duygulara dahi hükmedebilme imkânı olduğundan dolayı akâid ve kelâm ulemâsı buna “sültânü’l-kuvâ”, “en güçlü duygu” demişler.6

Aslında vehim, var olmayan bir şeyi var saymaktır. Bu da o zamânın gaflet perdesi arkasında bulunmasından olur. Meselâ: Dünyâyı böyle devâm edip gider sananların zannı vehimden başka bir şey değildir. Sebebi de dünyâya çok fazla bağlanmaktan meydana gelen bir gaflettir.

Gözlüğü burnunda dururken arayanlar, onu görmedikleri için ararlar. Kıbleyi bilmeyen bir adamın şu taraf mı, bu taraf mı diye araması, Ka’be gözünün önünde olmadığı içindir. Fakat câmide mihrâbı, Mekke harem’inde Ka’be’yi karşısında gören kimsenin araştırmasına ihtiyaç kalmaz.7

2-Şer’î Yönden

“Vehim, fehmin bekçisidir” demişler.

Vehim: Aynı zamanda cüz’î ve ince mânâların anlaşılmasına yarayan bir idrak kuvveti. Günümüzün tâbiri ile asılsız ve mesnetsiz kuruntu demektir. Akıl ve irâdenin terbiyesine girmeyen ve insanı sürekli tâciz eden bir duygudur. İnsan bu duygu sâyesinde fikren ve mânen teyakkuzda durur ve terakkî eder. Bu duygu, esîri olmamak kaydı ile insana faydalıdır. Akıl ve kalp itminan bulsa da bu vehim kuvveti kolay kolay teslim-i silah etmez. Ancak ilimde ve îmanda yüksek makam sâhibi zâtlar bu duyguyu teslim-i silâha mecbûr ediyorlar.

Vehim, istem dışı olarak her insanda teyakkuz için takılmış nefis ve şehvet gibi bir cihazdır. Nasıl nefis mücâdele için bir düşman olarak insana musallat edilmiş ise, vehim de insanı tahkik ve ilim noktasından teşvik için takılmış hükümsüz bir cihazdır. Allah hakkında uygunsuz ifâdeler bu vehim ve vesvese sınıfına giriyor. Bunun en büyük ispâtı; kişinin bu vehimlerden rahatsız olmasıdır. Yâni insan kalben tasdîk ettiği bir şeyden rahatsız olmaz. Demek bir rahatsızlık varsa, bu vehimdir.

İnsandaki nefis ve şeytânın, vehim ve vesveseler ile insanı tâciz etmesi normal bir durumdur. Bu yüzden aklımıza gelen vesvese ve vehimleri kalben tasdîk etmedikçe mes’ûl olmayız. Şeytânın asıl planı, kalbe âit olmayan bu gibi vehim ve vesveseleri kalbe âit gibi gösterip insanı tâciz ederek ümitsizliğe düşürmektir. Biz de bu vehim ve vesveselerin önemsiz olduğunu ve kalbimize âit bir şey olmadığını ilmen bilirsek, şeytânın bu planı akîm kalır.

Bu konunun Risâle-i Nurlar’daki izâhı ve yorumları şu şekildedir: “Tahayyül-ü küfür (küfrü hayâl etmek) küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür (küfrü tevehhüm) dahi küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet (dalâleti tasavvur) dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet (dalâleti düşünmek) dahi dalâlet değildir. Çünkü hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür; tasdîk-i aklîden (aklın onaylamasından) ve iz’ân-ı kalbîden (kalbin tasdîkinden) ayrıdırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz-ü ihtiyâriyeyi (insan irâdesini) pek dinlemiyorlar. Teklif-i dînî (dînî sorumluluklar) altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz’an öyle değiller. Bir mîzâna (ölçüye) tâbîdirler”.8

Üstad Hazretlerinin yukarıdaki ifâdeleri, meseleyi gâyet açık ve net bir şekilde izah ediyor. Tahayyül, tasavvur, tefekkür ve tevehhüm, istem dışı çalışan ve insana terakkî ve tekemmül etmesi için musallat edilmiş cihazlardır. Bu cihazlar irâde ve îmâna tâbî değildirler ki insanı küfür ve dalâlete soksunlar. Bu gibi cihazlar hüküm ifâde etmezler. Lâkin bu cihazların mâhiyeti bilinmez ise insana zarara düştüm zannını vererek ümitsizliğe sevk edebilir. Yâni kalbinden olmayan kötü sözleri ve çirkinlikleri kalbinden zannederek telâşa ve ümitsizliğe kapılır ise insan zarara düşer. Bunun dışında insanın aklından ve hayâlinden geçen vesvese ya da vehimler insanı mesûliyet altına almaz. Hattâ îmânın kat’îliği ve kalitesine de bir zarar vermez. Ancak bu düşünce kuvveden fiile çıktığı zaman sorumluluk başlar.

Dipnotlar

1 Mevlânâ, Mesnevi, nr.3619).

2 İ.A., 42/ 614 , 616,“Vehm”md.

3 Lisanü’l-Arab, “vehm” md, Kâmusu’l-Muhit, “vhm” md.

4 et-Ta’rifât, “vhm” md.

5 Dârimî, “Salat”,176)

6 Sırrı Paşa, Şerh-ı Akaid, c.I/72).

7 Tâhir-i Mevlevî, Şerh-ı Mesnevî, s.1671).

8 bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam

 

Ayrıca kontrol et

Kâinât Bir Âile

Kâinât Bir Âile Alemdar Herşey O’na âid olduğuna göre âlem birbirine hısımdır. Nehir, göl, deniz, …