Şeytandan Sığınanlar ve Şeytâna Sığınanlar

İnsanoğlu yaratılışı gereği başına gelen birtakım hususlardan dolayı sığınma ihtiyâcı duyar. Bu bâzen korku ânında, bâzen ümitsizliğe kapıldığında, bâzen üzüldüğünde, bâzen de âfet ve belâlarla karşılaştığı zaman vukû bulan bir durumdur. Böyle zamanlarda üzüntü ve kederini paylaştığı gözlenen insan, güzel bir haber ve hal ile karşılaştığında sevinç ve neşesini de birileriyle paylaşır. Aczinin farkında olan her insan/Müslüman, bu tip zamanlarda duâ ve niyazlarla kendisini yokluktan varlık sahasına çıkaran Allah Teâlâ’ya ilticâ etme/sığınma ve hamdetme gereği duyar. Buna mukâbil dünyâya geliş amacının farkında olmayan, tesellîyi kendisini yaratan Yüce Kudret’te değil de dünyâya ait menfî şeylerde arayan insanlarsa farkında olarak veya olmayarak şeytâna sığınırlar. Bu kimseler böyle bir durumda, şeytânın hile ve oyunları netîcesinde düştükleri sıkıntılı durumdan yine şeytâna sığınmış olacaklardır. Şeytânın ulaşmayı amaçladığı esas gâye de budur. Çünkü şeytan insanoğlunu kendi varlığının bekasına engel teşkîl eden bir varlık olarak görmektedir. Hal böyleyken insanoğlunun dünyâ ve âhiretine dâir bir karar vermesi ve sığınacağı limanı doğru seçmesi gerekmektedir.

Dünyâ hayâtı iyi ile kötünün, insanoğluyla şeytan ve nefsinin mücâdele hâlinde olduğu fânî bir hayattan ibârettir. Bunu çok iyi bilen şeytan Allâh’a (cc) yaptığı itaatsizliği esnâsında Allâh’ın (cc) kendisini azdırmasına karşılık insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar mühlet istemiş1 ve insanları Allâh’ın (cc) yolundan alıkoyacağına dâir and içmiştir.2 Bu and aynı zamanda şeytânın insanı Allâh’a (cc) karşı mahcûb etme mücâdelesinin de ilk adımını teşkîl etmektedir. Çünkü onun isteği, yarattığı kullarına güvenen Allah Teâlâ’nın kullarına olan güvenini boşa çıkarmak ve kendi haklılığını ispatlamaktır. Bu noktada şeytan, insanların önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokularak onları şükredenler zümresinden uzaklaştırmayı3 aslî görevi olarak telakkî etmiştir.

Hiçbir Müslüman, aklını ve kalbini kullanarak ‘ben şeytâna sığındım’ demez. Fakat şeytan öyle kurnaz ve sinsidir ki Allâh’ın (cc) men ettiği ne kadar husus varsa hepsini insana güzel göstererek4 kişiyi, çâreyi ve huzûru onlarda aramaya meylettirir. Böylece insan her ne kadar şeytâna sığındığını söylüyor olmasa da ona sığınmış olur. Derde düşünce/problemlerle karşılaşınca dermânı Allâh’a (cc) yönelmekte değil şeytânın hazırlamış olduğu gayrimeşrû ortamlarda arar. Bunun sonucunda ise kendisine apaçık bir düşman olan5 şeytânı sevindirirken Allâh’ın (cc) rahmetinden uzaklaşmış olur.

 ŞEYTANDAN ALLÂH’A (cc) SIĞINANLAR

İlk insan ve ilk peygamber olması hasebiyle şeytânın tuzağına ilk düşen ve ilk olarak Rabbine sığınan Hz. Âdem’dir (as). O; ‘Şeytan sana ve eşine apaçık düşmandır. Sakın ola sizi cennetten çıkarmasın, sonra sıkıntı çekersin6 ilâhî hitâbındaki uyarıyı unutmuş ve bir anda kendisini, onu ölümsüzlük vaadiyle kandıran şeytânın kurgulamış olduğu oyunun içerisinde bulmuştur. Bunun netîcesinde hatâsının farkına varan Hz. Âdem (as), sığınılacak limanın asılsız vaadlerle insanları kandıran şeytan değil âlemlerin yegâne sâhibi Allah (cc) olduğunu hatırlamış ve tevbe ederek tekrar O’na (cc) yönelmiştir. İnsanların yol göstericileri olan peygamberlerin hayatlarına bakıldığında onların da ataları Hz. Âdem (as) gibi şeytandan ve şeytânın şerrinden Allâh’a (cc) sığındıkları görülecektir. Hz. Yûsuf (as) kendisine helâl olmayan bir teklifte bulunan kadının bu teklifini Allâh’a (cc) sığınarak reddetmiş7, netîcesi zindan bile olsa nefsinin ve şeytânın esiri olmaktan kendini korumuş ve sonunda bir zamanlar zindanlarında olduğu sarayda sultan/yönetici konumuna yükselmiştir. Kavmi kendisiyle alay eden Hz Nûh’un (as), hakkında bilgi sâhibi olmadığı şeyleri istemekten Allâh’a (cc) sığınması da her Müslümanın örnek alması gereken bir davranış olarak Kur’ân-ı Kerim’de yer almaktadır.8 Bununla birlikte kavmini hidâyet yolunda iknâ etmek için çeşitli sıkıntılara göğüs geren Hz. Mûsâ’nın (as) da kendisini yok etmek isteyen Firavun ve onun gibi kibirlilerden,9 onların kötülük ve düşmanlıklarından10 ve kavmini alaya alır tarzda bir tavra bürünerek cahillik etmekten11 kendisini Firavun’un sarayında büyüten Allâh’a (cc) sığındığı görülmektedir. Hz. Îsâ’nın (as) annesi olma şerefiyle şereflenmiş bir şahsiyet olan Hz. Meryem (r.anha) da Rabbinin himâyesi sâyesinde aldığı iffetle, kendisine gönderilen Cebrâil’in (as) kendisine zarar vereceğini zannetmiş ve ‘Senden çok esirgeyici olan Allâh’a sığınırım12 demiştir.13

İnsanlık târihinin gelmiş ve gelecek en güzel örneği14 olan Hz. Muhammed Mustafâ’nın (sav) hayâtı da sığınma bilincinin ne kadar önemli bir mefhum olduğunu anlama açısından birçok örnekle doludur. Peygamber Efendimiz (sav) insanların en müttakîsi olarak her hal ve şartta Allâh’a (cc) sığınması/duâ etmesi gerektiğini bilir ve ‘Kullarım Beni senden sorarlarsa bilsinler ki gerçekten Ben onlara çok yakınım. Bana duâ edince, duâ edenin duâsına cevap veririm. O hâlde doğru yolu bulmaları için Benim dâvetime uysunlar, bana îmân etsinler’15 Âyet-i kerîmesi mûcibince Yüce Allâh’a (cc) yönelirdi. Allah Rasûlü’nün (sav) sâhip olduğu sığınma bilincinin kaynağını hiç şüphe yok ki muhâtab olduğu Kur’ân-ı Kerim’in âyetleri teşkîl etmekteydi. O devamlı olarak, kendisinden Allâh’a (cc) sığınılması istenen hususların yer aldığı ‘Felak ve Nâs/Muavvizeteyn’ sûrelerini okur ve yakınlarına da bunların Allâh’a (cc) sığınma konusunda okunması gereken en güzel sığınma duâları olduğunu söylerdi.16 Başına gelebilecek her türlü sıkıntıdan Allâh’a (cc) sığınarak kurtulacağını bilen Hz. Peygamber (sav), Rabbine ilticâ etmek için asla belâ ve sıkıntılara dûçar olmayı beklememiştir. O (sav) kederden, üzüntüden, âcizlikten, korkaklıktan, cimrilikten, borç yükünden ve düşmanların gâlip gelmesinden;17 tembellikten, bunaklık derecesinde ihtiyarlıktan, günahtan, kabir sorgusundan ve kabir azâbından, cehennem ateşi fitnesinden ve azâbından, zenginlik gurûrunun şerrinden ve fakirlik fitnesinden herşeyin yegâne sâhibi olan Allâh’a (cc) sığınmıştır.18 Mekke’den Medîne’ye hicreti esnâsında müşrikleri şaşırtmak amacıyla Hz. Ebubekir (as) ile gizlendikleri mağara onlar için bir sığınak değildi. Aksine; sığındıkları Zâtın, onları emr-i ilâhisiyle yola revân eden Allah Teâlâ (cc) olduğu Hz. Ebubekir’in (ra) endişelerini dindiren ‘Üzülme Allah bizimledir’19 hitâbından da anlaşılmaktadır.

Bunlarla birlikte şeytandan sığınmanın, onun sevdiği/arzu ettiği tavır ve davranışlardan uzak durmak anlamına geldiği unutulmamalıdır. Dünyâ hayâtı bir imtihan olduğuna göre, tâbi tutulduğumuz bu sınavda karşılaştığımız sorun ve sıkıntılar ne kadar çetrefilli olursa olsun, ‘Allah kuluna yeten değil midir?’20 hitâbını ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.’21 diyerek cevaplamak şeytandan sığınmanın en belirgin göstergesi olacaktır.

ŞEYTÂNA SIĞINANLAR

Sınırlı bir ömre sahip olduğumuz bu dünyâda cereyân eden her olay biz insanlar içindir. Hayâtımızın her ânı birbiriyle aynı çizgide seyretmeyebilir. Kimi zaman varlık, kimi zaman darlık hâlinde bulunabiliriz. Kimi zaman da imtihan sebebimiz sağlık ve yakınlarımızın aramızdan ayrılması olabilir. Bu saydıklarımız ve daha birçok şey bizim için denenme safhalarıdır. Bu safhalarda yukarıda aktardığımız peygamberî tavrı kendisine örnek almayan kimselerin şeytânın önderliğini yaptığı gayrimeşrû ortamlarda tesellî bulma gayretleri, gönüllerimizi derinden yaralayan bir hakîkat olarak karşımızda durmaktadır. Hz. Ya’kûb (as) misâli derdini, hüznünü/kederini Allâh’a (cc) açmak22 yerine içki sofralarına, kumar masalarına, sigara dumanına dökenlerin şeytânın esiri olmaktan kendilerini alıkoyamadıklarını gözlemlemekteyiz. Ayrıca öfkesine yenik düşüp eşini, çocuklarını, anne ve babasını darp eden/döven insanların; çalıştığı işyerinin araç ve gereçlerini kendi malı gibi kollamayanların; yetimi itip kakan, namaz kılmayan, zekât vermeyen, oruç tutmayan ve hayâtı sâdece bu dünyâdan ibâret sayanların sığınaklarının şeytandan başkası olmadığı îzahtan vârestedir. Huzur ve mutluluğu Allâh’ı (cc) anmakta aramak yerine şans oyunlarında, fal oklarında ve şeytânın kol gezdiği mekânlarda arayanlar elbette şeytâna sığınmış olmaktadırlar. Rızkını elde etmek adına helâl ve meşrû yollarda çalışmanın nefsine ağır gelmesinden dolayı kolay para kazanmak için fâizli işlemlere yönelenler; ev, araba vb. birtakım ihtiyaçlarını gidermek için banka kredilerine başvuranlar, kendilerini yaratan Yüce Allâh’ın (cc) himâyesi altında bulunduklarını unutmuş fotoğrafı veren kimselerdir. Bu anlamda şeytânın hoşuna giden davranışlar sergileyen insanların, şeytânın lokomotifliğini yaptığı trenin yolcuları oldukları âşikârdır.

Bütün bu saydıklarımızdan sonra, kendini Müslüman olarak gören herkesin başını ellerinin arasına alıp düşünmesi ve kime sığındığının muhasebesini yapması gerektiğini ifâde edebiliriz. Dertleri hırçın denizlerdeki dalgalara benzetecek olursak, bu dalgalardan sığınılacak en güvenli liman ‘Âlemlerin Rabbi’ olan Allah Teâlâ’dır. Şeytan ise insanlık gemisini alabora etmeye çalışan bir korsandır. Ondan korunmanın yolu ise her hâlimize hamdedip her ânımızda Allâh’ın (cc) sonsuz merhamet ve himâyesine sığınmaktan geçmektedir. Unutmamak gerekir ki şeytânın insanın davranışları üzerindeki hâkimiyeti; kul ‘Eûzu billâhi mineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm’ cümlelerini okuyuncaya kadardır.

Dipnotlar:

[1] Sad 38/79; Araf 7/14; Hicr 15/36.

2 Araf 7/16-17.

3 Araf 7/16.

4 Neml 27/24; Ankebut 29/38.

5 Araf 7/22.

6 Taha 20/117.

7 Yusuf 12/23-79.

8 Hud 11/47.

9 Mümin 40/27.

10 Duhan 44/20.

11 Bakara 2/67.

12 Meryem 19/18.

13 Komisyon, Hadislerle İslam, DİB Yay., Ankara, 2014, c.I. s.164.

14 Ahzab 33/21.

15 Bakara 2/186.

16 Nesai, İstiaze, 1.

17 Buhari, Daavat, 39; Nesai, İstiaze, 7, 25.

18 Buhari, Daavat, 38; Nesai, İstiaze, 26–27.

19 Tevbe 10/40.

20 Zümer 39/36.

21 Al-i İmran 3/173.

22 Yusuf 12/86.

 Habib Öztürk

Ayrıca kontrol et

Esmâ’da Esrâr / Alemdar

Her şeyin Hâlık’ı, yaratan ve yaşatanı Mevlâ-i Müteâldir. O’ndan geldik O’na döneceğiz. Rûhundan ruh üflemesiyle …

Bir yorum

  1. Allah razı olsun güzel ve yerinde uyandıran bir yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.