Sâlik’in Vasıfları ve Ahlâkî Yapısı

Allah’ın emirlerini gözetip, nehyinden kaçan, “Peygamber size ne emir verirse onu tutun, yasakladığından da sakının.”1 ayet-i celilesine riayetle, nefsini arıtıp, ruhunu durultan sâlik, şu hususlara azami dikkat gösterir:

1- Devam-vuzû: Nefis, cin ve insan şeytanlarının şerrinden emin olmak için devamlı abdestli bulunmak.

Yatsı namazını eda ettikten sonra, yatmadan önce abdest alıp iki rekât namaz kılar; dualarla, zikirlerle, gününü nasıl geçirdiğinin hesabını inceden inceye yaparak, manevi sır perdesinin açıldığı anı gözeterek yatağına girer sâlik.

2- Devam-ı halvet: İnsanlardan ayrı yaşamanın gayesini celvet, halkın irşad ve ıslahı için görür sâlik. Akünün dolmasından maksat, kendisinden arzu edileni yerine getirmek olduğu gibi, derviş de gece ve gündüzleri rabıta ve murakabesiyle, arştan inen feyiz ve tecellilerle dolarak, alemi tenvir eder.

Nefsi ıslah için insanlardan ayrılıp, daracık bir mekanda azıcık yiyecekle yetinip vakit geçirmenin anlamı olan halvet; ashab-ı kiramın talip olduğu çileyi örnek alarak, “Zahirde halkla, batında Mevlâ ile” olmaktır. Dışarıya kapalı, Allah’a açık olan o mekanda, vücudu da kabir yaparak, “Ölmeden evvel ölme.” sırrına erişmektir. “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır.” hadisi şerifinin muhatabı olmaktır merğub olan, öğülen halvet.

3- Savm (Oruç):  Oruçtan gaye, sadece yemekten-içmekten, cinsi münasebetten uzaklaşmak değil, bütün azayı, ne için yaratılmışsa onun için kullanmaktır; oruç sayesinde takvaya ulaşmaktır.2 Yemekten, içmekten münezzeh Mevlâ’nın ahlakıyla ahlaklanmaktır. Arifler; yalan, dedikodu, iftira v.s. gibi çirkin bütün hasletlerin zuhurunda keffaretle, Allah (cc)’tan gayri düşüncelerde oruçlarını kaza ederler.

4- Sükût: Peygamberimiz (sav)’in, “İki hususta teminat verenin cennete girmesine kefilim.” diye buyurdukları, dil ve namus, hataların en çok zuhur ettiği yerlerdir. Kişi, “Her ne söz söylerse, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.”3 , “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sağlam söz söyleyin.”4 ayetlerine riayetle kâmil insanlar, kâlden ziyade hâl diliyle konuşurlar.

Elvan lakabıyla anılan rahmetli Ali Yıldız, Sivaslı İsmail Hakkı Topraklı (ra)’nın evlatlarından birini getirir Üstadımıza. Konuşmadan, gönüller başlar konuşmaya ve uzunca, derin bir sükûttan sonra veda edilir.

Şah-ı Nakş-ı Bend (ks):”Sükûtumuzdan istifade edemeyen sözümüzden faydalanamaz.” buyurur. Hâl diliyle konuşabilmek, kalplerden faydalanabilmek için, gönül frekanslarının tutması gerekir. Büyüklerin sükûtu tercih etmeleri, hâl diliylr konuştukları içindir.

5- Zikir: İnsan, üç halin dışında değildir. Ya ayakta, ya oturur, ya da yanı yerdedir. “Onlar ki, gerek ayakta, gerek otururken ve gerekse yanları üzerinde yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında inceden inceye tefekkür ederler, düşünürler.”5 , “Gece gündüz O’nu tesbih ederler, usanmazlar.”6 ayetleriyle her an zikrullahta oldukları belirtilir. “Nice erler ki, ne ticaret, ne de alışveriş kendilerini, Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar.”7 ilâhî mesajına kulak vererek nefislerinde aile, komşu, ticaret ve bütün davranışlarında emr-i ilahiye kulak verirler.

Unutkan olmamızdan dolayı bize insan denmiştir. En çok gaflete düştüğümüz iki husus:

1- Ezelde verdiğimiz söz ve
2- Hiçbir zaman unutmamamız gereken Halikımızdır.

Unutmanın zıddı hatırlamaktır. Hatırlamanın Arapça karşılığı ise zikirdir. “Rabbiniz değil miyim?” diye şahit gösterdiği zaman, “Evet, Rabbimizsin, şahidiz.”8 dediler. Ve “Unuttuğun vakit Allah’ı an.”9

Allah’ın katında olanlara meylederler.

Hırka ve taca, unvan ve şecereye takılıp kalmaz Mürşid-i Kâmil.

“Dervişlik olaydı tac ile hırka,
Biz dahi alırdık otuza kırka.”  Yunus Emre

Olgun işaretini iki maddede özetler Muhyiddin-i Arabi (ks):

1- Mahviyet
2- Mahfiyet.

Nefsaniyetin, benliğin yok olup, kişinin, Hakk’ın katında var olması, iradenin Allah’ın iradesinde yok olması, ahlak-ı seyyienin, kötü ahlakın yerini ahlak-ı hamidenin, güzel ahlakın almasıdır mahviyet. Mahfiyet, kendisine Allah’tan bahş olunan güzel rüyaları, keşifleri, sırları, kerametleri, tecelliyatı, gönülde beliren nurları ve varidatı, Hakk’tan gelen feyz ve ilhamatı, güzel duygu ve hisleri gizlemektir.

Enbiyadan biri vahyi rüyada alır. Cenâb-ı Hakk, bir altın tası gizlemesini emreder. Ne kadar gizlese ortaya çıkar. Sebebini Rabbimizden sorar. Halikımız da:”O altın tas, güzel amellerdir. Kişi ne kadar gizlese de taatini, kendisini, biz onun sevgisini kalplere yerleştiririz.” buyurur.

Baş olma sevdasından geçer.

Müşriklerin, Efendimiz (sav)’i, “Davandan vazgeç sana en güzel kızı nikah edelim.” diye şehvetle, “En verimli araziyi tapulayalım.” diye servetle, “Başımıza şah edelim.” diye şöhretle aldatmaya kalkıştıklarında, O, bütün bunlardan uzak kalarak, “Kastım, Rızâ-i Bârî’dir.” diye buyurdu.

Gizli şehvet olarak tanımlanan riyaset sevdası olmaz gönüllerinde. Sami Ramazanoğlu (ks), Üstadımıza görev verirlerken:”Kendini nasıl hissediyorsun Hasan Efendi?” buyurduklarında, “Efendim; Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali (ra)’ye adres gösteren bir çocuk mesabesinde görüyorum kendimi. Acaba, büyük zatlara yol gösteremez de vebalde kalır mıyım diye düşünüyorum.” deyince, Üstadımızı tebrik ederler.

Hallerine göre insanları irşat ederler.

Büyük bir marifetle, gelenlerin hallerine göre biiznillah irşatta bulunurlar. “Süt emen çocuğa bal, bal yiyene de süt vermezler.” İnanç bakımından bozuk olanlara, iman esaslarını; ibadette kusurları olanlara da Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine uyup, yasakladıklarından uzaklaşmanın kulluğun gereği olduğunu, taatlere devam edenlerin de Allah’ı görür gibi ibadet etmelerini, biz O’nu göremesek dahi, Allah’ın bizi müşahede ettiğini tefekkür ederek, “İhsan” mertebesinde kulluğumuzu yerine getirmemiz gerektiğini her fırsatta hatırlatırlar. Mevlana Celaleddin-i Rumi (ks)’nin hocası Seyyid Burhaneddin (ra), namazda “Allah” diye feryat ederek bayılır. Kendisine geldiğinde, bu halin sebebi sorulunca, “Kur’ân’ı indirenin sadâsını duydum.” der. Yahyalı’nın Sanayi Camii’nde Üstadımız namaz kılarken sağa sola çok tatlı bir şekilde meylediyorlardı. Bu hale taaccüp edenlere, “Kişi, Allah’ı görürcesine ibadet ederken vücudu elden çıkıyor.” buyurmuşlardı.

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Dipnotlar:

1- Haşr, 7
2- Bakara, 183
3- Kaf, 18
4- Ahzab, 70
5- Âl-i İmran, 191
6- Enbiya, 20
7- Nûr, 37
8- Araf, 172
9-Kehf, 24

Ayrıca kontrol et

Îtidâl / Alemdar

Kullanımda îtidâl, idâre; harcama, sarfetme, ölçülü olma, israftan ve cimrilikten sakınıp orta yolu seçme mânâsına …