Muhammed Es’ad-ı Erbilî’ye (ks) Göre Tasavvuf Kime Hitâb Eder? / Fatih Çınar

Sûfîler, Hz. Peygamber (sav) örnekliğinde bir hayat yaşamanın derdinde olmuşlar ve bu gâyeyle mü’minin hayâtın anlamını nebevî izi tâkip etmekte bulması gerektiğini söylemişlerdir.1 Es’ad-ı Erbilî (ks) de hayâtın anlamını arama noktasında nefis sâhibi herkesin, fıtratlarına uygun olan en güzel yol olarak Hz. Peygamber’in (sav) yolunu benimsemeleri ve rûhlarının nefislerine galebe çalması için gayret göstermeleri gerektiğini benimseyen bir sûfîdir. O, nefsi ıslâh etmek, rûhun beklentilerini hayâta hâkim kılmak için ve Hz. Peygamber’in (sav) hayâta bakışı gibi bir bakışı elde etmek gâyesiyle sistemleştirilen tasavvuf yolunun sâdece dervişlere âit bir tercîh olarak görülmesini eleştirmiştir. Bu çalışmamızda onun gönül eğitimi olarak gördüğü tasavvuf yolunun kimlere hitâb ettiğine dâir görüşlerini değerlendirmeye çalışacağız. 

Tasavvuf Yolu Mü’minlerin Vuslat Kapısıdır

Es’ad Efendi (ks) öncelikle, her mü’minin nefsi ile mücâdele etmesinin vahye ve fıtrata dayanan bir gerçek olduğu tesbîtinde bulunmuş, ardından da bu mücâdelede başarılı olmak için rûhânî mârifetlerle donanmanın önemini dile getirmiştir. O (ks), Mevlâ’nın (cc), “Nefsini tezkiye eden kurtuluşa ermiştir. Nefsinin sapıklığına aldanan ise ziyandadır.”2 âyet-i kerîmesine atıfta bulunarak İslâm’ın başlangıcından günümüze kadar nice yol göstericilerin bu sahada nice insanları irşâd ettiğini ifâde etmiştir. Es’ad Efendi (ks), “İlâhî ahkâmı özüyle yaşayanlar” şeklinde târif ettiği sûfîlerin, inanan gönülleri akıl ve irfân adımlarıyla dünyevî ve uhrevî mutluluğa ulaştırmak için gayret gösteren gönül mîmarları olduklarına dikkat çekmiş ve gerçek mânâda mutluluğu arayan herkesin bir şekilde yollarının bu gönül terapistlerine düşeceğini belirtmiştir. 

Es’ad Efendi’ye (ks) göre, istikbal çemberini daraltan yâni ilk adımı kabre olan âhiret yolculuğunu dikkate almayanlar da vardır. Ancak Hazret, bu kimseleri üç başlıkta uyararak onları gönül mîmarlarının yollarına revân olmaya dâvet etmiştir. Es’ad Efendi’nin (ks) ilk olarak zikrettiği başlık; gaflet içerisinde olan bu kimseler dünyâ ve âhiret hayâtını kıyaslamalı, yüz yılı aşmayan sınırlı bir dünyâ hayâtına karşılık sonsuz olan âhiret yurdunu kazanmak için bir bilinç hâlini kuşanmalıdırlar. İkinci olarak, hayâtın anlamını arayan kimseler; dünyâ işlerini ve geçimini sağlamanın mal ve nefes harcama şeklinde gerçekleştiğini fark etmeli, “Allah Teâlâ mü’minlerden nefislerini ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır.’3 âyet-i kerîmesinde dile getirilen kesin ve açık delîli içselleştirmeli, uhrevî mutluluk ve ebedî kurtuluşa da Hz. Peygamber’in (sav) tebliğ buyurduğu adâlet kānunu anlamına gelen yüce din ve tarîkat ölçülerine kulak vermekle ulaşılabileceğini düşünmelidirler. Erbilî (ks), üçüncü olarak; sâdece îman sâhiplerine hitâb eden “Ey mü’min kullarım, siz yüce Yaratıcınızın emir ve yasaklarına itâat ve bağlanmak sûretiyle (önce) kendinizi ve (sonra) terbiye sâyesinde âilenizi kurtarınız.”4 âyet-i kerîmesinin önemini düşünme ve bu âyet-i kerîme gereğince hareket tarzlarını belirleyip ona göre davranmaları konusunda onlara uyarıda bulunmuştur. 

Es’ad-ı Erbilî (ks), “Bugün size dîninizi tamamladım.”5 âyet-i kerîmesiyle dînin tamamlandığını dile getiren Yüce Mevlâ’nın kesinlikle fazladan söz söylemeyeceğini, gereksiz bir emir buyurmayacağını hatırlatmış ve Mevlâ’nın (cc), şiddetli kışın gelmesinden önce kömürün lüzûmunu hisseden “Akl-ı dünyâyı/dünyâ aklını” verdiği gibi kabrin karanlığını görmeden önce kabri nurlandırmanın gereğini anlayıp kavrayabilecek “Akl-ı ukbâyı/âhiret aklı”nı da herkese nasîb eylemesini dilemiştir. O (ks), ölümden sonra yaşanabilecek faydasız pişmanlıklardan koruması için Hakk’a duâ etmiştir.6

Günümüze Bazı Mesajları

Es’ad Efendi’nin, döneminde yayınlanan gazete ve dergilerdeki tasavvufla ilgili yanlış bir algıyı eleştirmek için kaleme aldığı bu mektubundan anlıyoruz ki, genelde insanlığın özelde Müslümanların dertlerine çâreler aramak üzere neşredilen gazete ve dergiler tâkip edilmeli, onların hayırlı faaliyetleri bizleri sevindirmeli ve bu alanda hizmet eden kimselere maddî-mânevî destek verilmelidir. Erbilî’nin (ks) bu mektubundan daha özel mânâda anladığımız mesaj ise İslâm’ı bir bütün olarak görmenin zorunluluğu ve bāzı konuları sâdece bir ilim dalını ve mensuplarını ilgilendiren konularmış gibi zihinlerimizde sınırlandırmamak gerektiği hakīkatidir. O (ks), “İnsan hangi zaman ve mekânda yaşarsa yaşasın nefsinin tasallutlarından kurtulmadığı sürece gerçek mânâda kurtuluşa eremez” ana fikriyle kaleme aldığı mektûbunda nefsi ıslah girişiminin sûfîlere özgü bir uygulama olarak görülmesinin yanlışlığını izaha çalışmıştır. Ona göre (ks), geleceğini ve mutluluğunu hesâb etmeyen kimse olmadığı gibi âhirette kurtulmayı istemeyen kimsenin olmadığı da hatırdan çıkarılmamalı ve bu kurtuluş için nefsin aldatıcı tarafını törpülemeyi her birey bir zorunluluk olarak görmelidir. Bu anlamda gerçek kurtuluşun Kur’ân-ı Kerîm’e ve Hz. Peygamber’in (sav) sünnetine uymakla mümkün olduğunu hatırlatan Es’ad Efendi (ks); bu yönüyle tasavvufun, mü’minlerin bir kesimine âit bir tercihmiş gibi algılanmasının yanlış olduğunu söylemiştir. Bir başka ifâdeyle Es’ad Efendi (ks), nefs mücâdelesinin her mü’minin gâyesi olması gerektiğini ve bu amaçla sistemleştirilen tasavvufun, gönül erleri vâsıtasıyla her mü’minin gönlüne yön vermesinin zorunluluğunu izah etmeye çalışmıştır. Bu görüşü ile Erbilî (ks), zaman ve mekâna bağlı olmaksızın hayattaki anlam arayışında mü’minlerin nebevî yol olan Hz. Peygamber’in (sav) yolunu tâkip etmelerinin gerekliliğini dile getirmiştir.

Dipnotlar:

1 Fatih Çınar, Dervişâne, Mavi Yayıncılık, İstanbul 2016, s.11-21. 

2 Şems 91/9-10. 

3 Tevbe 9/111. 

4 Tahrîm 66/6. 

5 Mâide 5/3.

6 Muhammed Es’ad Erbilî, Mektûbât, (2. Mektup), Hazırlayanlar: Kamil Yılmaz- İrfan Gündüz, Erkam Yayınları, İstanbul 2012, s.10-13. 

Eylül 2021, sayfa no: 60-61

Ayrıca kontrol et

Esmâ’da Esrâr / Alemdar

Her şeyin Hâlık’ı, yaratan ve yaşatanı Mevlâ-i Müteâldir. O’ndan geldik O’na döneceğiz. Rûhundan ruh üflemesiyle …