Mânevî Program / Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay

Hayâtın Programlanması

Günümüzde bütün eğitim dallarında yaygın olarak kullanılan ve genel kabûl gören kavramlardan biri “program”dır. Arzulanan “üstün kalite” ve “üstün başarı”, zamânın, şartların ve imkânların verimli bir şekilde programlanması ile gerçekleştirilebilir.

Belirli bir zaman içerisinde, belirli şartlar ve belirli bir düzene göre yapılması öngörülen işlemlerin bütününe “program” denilmektedir. Bir başka ifâde ile program, öngörülen planın belirli zaman dilimlerinde uygulanma biçimidir.

Hayâtın programlanması bir sanat olup basite alınacak bir konu değildir. Programlı çalışma fazla bir enerji gerektirmeyen çalışmadır. Program, uygulanabilirliği oranında anlamlı, yararlılığı oranında değerlidir.

Kader, İlâhî Bir Programdır

Biz, kâinatta hiçbir şeyin tesâdüfen olmadığına, en ince ayrıntılarına kadar hikmet dolu ilâhî bir programın uygulandığına îmân etmiş insanlarız. Îmân esaslarından biri olan kadere îman, hayır ve şerrin Cenâb-ı Hakk tarafından yaratıldığına inanmak demektir.

İnsana verilen “irâde-i cüz’iyye” bu ilâhî takdir programının bir parçası olup, insanoğlu kendine verilen bu irâdeyi iyilik veya kötülük yönünde kullanması sebebiyle dünyâda hukuk önünde, âhirette ise Allah (cc) huzûrunda sorumlu tutulmaktadır.

Kitâbımız, insana ilhâm edilen bu irâde kâbiliyetini şöyle açıklamaktadır: “Nefse ve onu şekillendirene, kötülükleri ve bunlardan sakınmayı nefse ilhâm edene -Allâh’a- yemîn olsun ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir. Nefsini kötülüklere gömen ise hüsrandadır.”1

Mânevî program, Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde sürekli uygulanan irâde eğitimi demektir. Mânevî program, nefis muhâsebesi ve nefis tezkiyesinin hayâta hâkim olması demektir.

Peygamberimiz (sav) Hassas Bir Program İzlemiştir

En üstün, en değerli, en hayırlı insan ve en son Peygamber Hz. Muhammed Mustafâ (sav), hayâtı boyunca son derece titiz ve hassas bir program uygulamıştır.

Efendimiz (sav) îman, ibâdet, ahlâk, takvâ, ihlâs, duâ ve zikir konularında olduğu gibi günlük hayâtında âile, eğitim, ticâret, askerî harekât ve devlet işlerinde de programlı idi.

Peygamberimiz’in (sav) ibâdet hayâtı gâyet düzenli ve planlı idi. O’nun hayâtı baştanbaşa programlı idi. O, Kur’ân’da çizilen kulluk programının en güzel şekilde uygulayıcısı idi. O’nun gece ibâdetini, gece mânevî programını ihmâl ettiği tek gün olmamıştı. O’nun hayâtında günün her dakîkası ibâdet idi.

Efendimiz, zamânın güzel bir şekilde değerlendirilmesi gereken bir nimet olduğunu, ancak insanların pek çoğunun bu konuda ihmâlkâr olduğunu ifâde etmişti: “İki nimet vardır ki, insanların pek çoğu bu iki nimeti değerlendirmede aldanırlar: Sağlık ve boş vakit.”2

Allah Rasûlü (sav), ashâbı arasında ayırım yapmaz, herkese aynı şekilde davranırdı. Ashâbından her birine aynı sevgi ve şefkatle yaklaşması sebebiyle herkes Allah Rasûlü’nün (sav) en çok kendisini sevdiğine inanırdı.

Ashâbı arasında ayrım yapmayan Efendimiz (sav), dînî görevlerde de ayırım yapmaz, her dînî emrin ayrı ayrı önemini vurgulardı. 

İbâdetler, Titiz Bir Program Çerçevesinde Yerine Getirilir

İbâdet, Allâh’a (cc) kulluk programıdır. İbâdetlerde; zaman, usûl, âdâb ve detayları İlâhî ve nebevî emirlerle belirlenmiş hassas bir program uygulanmaktadır.

“Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız öyle namaz kılın.”3 ve “Hac ibâdetini benden alın.”4 gibi nebevî ifâdelerde ibâdetlerin uygulama şeklinde Allah Rasûlü’nü (sav) örnek almamız istenmektedir.

Namazı vaktinden önce kılamazsınız. Orucu vaktinden önce açamazsınız. Zekâtı belirlenen miktâra göre vereceksiniz. Haccı belirlenen yer ve zamanda edâ edeceksiniz. Bütün bunları yerine getirirken belirlenen şekil şartlarına uygun olarak ve huşû denilen gönül ürpertisini taşıyarak yerine getireceksiniz. Bütün bunlar, bu ibâdetlere âit ilâhî ve nebevî programın esaslarıdır.

Mânevî Program

Günümüz insanı; günlük hayâtını ibâdete göre değil, işine ve görevine göre programlamaktadır. Günlük hayat öncelikli olarak okula, fabrikaya, büroya, markete, mağazaya kısaca işe ve günlük meşgûliyetlere endeksli olup mânevî görevler ve ibâdetler çoğu zaman mesâî aralarında baştan savarcasına hızlı bir şekilde yerine getirilmektedir.

Hayat; mânevî program çerçevesinde, Allâh’a kulluk amacıyla yeniden yapılandırıldığında baştanbaşa ibâdet anlamı kazanacak, her düşünce, söz ve davranış, sâhibine ibâdet ecri ve mükâfâtı kazandıracaktır.

Dolayısıyla asıl görevimiz, hayâtın bir kısmında belirli kulluk görevini yerine getirmekle yetinmek değil, hayâtın tamâmını mânevî prensiplerle programlamaktır. Buna göre hayatta sonuç itibâriyle mânevî ve dînî anlam taşımayan tek unsur kalmayacak, mü’min kul, sürekli bir ibâdet atmosferi içerisinde yaşayacaktır.

Ramazan’da Mânevî Program

Rahmet mevsimi Ramazan günleri, mânevî programın zirveye ulaştığı günlerdir. Yılın altın fırsatı olan bu mevsim, mü’min kul tarafından en güzel şekilde değerlendirilir, Ramazan’da diğer günlerden çok farklı, seviyeli, tatlı ve zevkli bir program yaşanır. 

Ramazan’da oruçla nefis terbiyesi ve tezkiyesi yapılır. Diller kirli sözlerden, gönüller kirli duygulardan arınır. Günlük hayâta kavga, tartışma ve çekişme yerine “Ben oruçluyum.” ifâdeleri hâkim olur.

Ramazan, “Kur’ân ve gufran” ayıdır. Oruçlu dakîkalar hem hatim okuma hem de mukâbelelerde Kur’ân tilâvetini dinleme açısından değerlendirilir. Yıl boyunca Kur’ân’a dargın olanlar Ramazan’da Allâh’ın Kitâbı’na yönelir. Kur’ân’la barışır Müslümanlar. Kur’ân’la yeniden samîmî bir diyalog kurar ruhlar.

Ramazan, “ihlâs ve takvâ” ayıdır. Orucun gâyesi arzulanan takvâ derecesine yaklaşmaktır, istenen ahlâk güzelliğine erişmektir. Tevbe ve istiğfâr bolluğu yaşanır Ramazan’da… Duâlar, zikirler, salavatlar, tesbihler, tekbirler art arda gelir. Ruhlar incelir, gönüller ürperir, kuruyan göz pınarları yaşla dolar.

Ramazan ‘‘ihsan ve ikram” ayıdır, yardımlaşma ve dayanışma, ikramseverlik ve hayırseverlik duygularının coştuğu bir mevsimdir. İlâhî ihsâna tâlip olanlar ihsâna yönelir bu ayda.

Ramazan, “sevgi ve kardeşlik” ayıdır, iftar duâlarında dünyâ Müslümanlarını hatırlama ve onlara karşı kardeşlik görevlerimizi yeniden sorgulama fırsatı yakalanır. Unutulan İslâm kardeşliği yeniden tâzelenir. “İslâm birliği” hedefi hatırlanır yeniden.

Ramazan, yılın mi’yarıdır, mânevî ölçüsüdür. Ramazan ayını verimsiz, plansız, programsız ve bereketsiz geçiren kişinin bütün yılı da bereketsiz olacaktır. “Ramazan ayını geçirip de kendini Rabbisine affettirmeyen kul” Peygamber Efendimiz (sav) tarafından uyarılmamış mıdır?

Tasavvuf, Hassas Mânevî Bir Programdır

Sahâbe ile başlayan, tâbiînle devâm eden zühd ve takvâ yolu sonraları tasavvuf adıyla mânevî bir okul hâline gelmiş; ilim ve irfan erbâbı gönül adamları mübârek şahsiyetler, genellikle göz ardı edilen kalp, vicdan ve ruh dünyâsının gelişimine, nefis tezkiyesine yönelik olarak uyguladıkları mânevî programla târih boyunca halkı irşâd etmeye devâm etmişlerdir.

Kur’ân ve Sünnet’in rûhuna uygun, ifrat ve tefritten, taşkınlıklardan ve şaşkınlıklardan uzak “gerçek tasavvuf”, büyüklerin tavsiye ettikleri nezih mânevî program aynen uygulandıkça bambaşka bir anlam kazanacaktır. -Çok affedersiniz- futbol takımı tutar gibi, bir tasavvuf meşrebine sözde mensûb olma, sâhibine mânevî bir kazanç yerine sâdece mânevî sorumluluk yükleyecektir.

Câhil sûfîlerin Kur’ân ve Sünnetle bağdaşmayan yorum ve anlayışları gerçek tasavvuf erbabı tarafından reddedilmiştir. “Bir kimsenin gökte uçtuğunu görseniz, Kur’ân ve Sünnet’e uymadığı müddetçe ona değer vermeyin.” ifâdesiyle Bayezid Bistamî (rh.a) bu gerçeğe işâret etmektedir.

Günlük mânevî görevlerin belirlenen program çerçevesinde titizlikle uygulanması sonucunda Allâh’ın izniyle îmânî teslîmiyet, Allâh’a kulluk coşkusu ve ahlâkî güzellik artacak, her gün hayâtımızda yeni ve yepyeni bir sayfa açılacaktır.

Kendimizi Sorgulamaya Hazır Mıyız?

Mânevî program noktasında kendimizi sorgulamaya ne dersiniz? Acabâ hayâtımızda uyguladığımız kendimize âit özel mânevî bir programımız var mı?

Kur’ân’sız gün geçirmeme gibi bir endîşemiz var mı? Kur’ân’ı anlama, anlamaya çalışma arzumuz var mı?

Îmânımızı lekeleyen söz ve davranışlar hakkında, akâid konusunda bilgi sâhibi olmak için ilim meclislerinde bulunma gibi bir planımız var mı? Âilemizle, çocuklarımızla birlikte haftada bir olsun evimizde âileye özel bir “hadîs-i şerîf meclisi” kurabiliyor muyuz?

Zikir için ayırdığımız özel bir zaman dilimi var mı? Mânevî anlamda bir gece hayâtımız var mı?

Geceleri sâdece Rabbimize ayırdığımız bir tefekkür ve teheccüd saatimiz var mı? Cemâatle namaza devam ve özellikle sabah namazını cemâatle kılma noktasında ne kadar samîmîyiz?

Yardıma muhtaç olan yakınlarımıza, komşularımıza, din kardeşlerimize, çevremize maddî yönden daha çok destek olamaz mıyız? Vakıf ve hayır müesseseleri için -memur aylıklarından zorunlu kesilen vergiler gibi ama ondan farklı olarak- gönülden Allah (cc) için ayırdığımız sürekli bir yardım programımız var mı?

Din kardeşlerimizi, yakınlarımızı, hastaları ve kabristanları ziyâret programımız düzenli ve programlı mı? Cemâatler ya da gönüllü kuruluşlar olarak beş yıllık, on yıllık, elli yıllık mânevî planlarımız var mı?

Vaktimiz ve imkânlarımız, Allâh’ın (cc) izniyle maddî-mânevî bütün görevlerimize yetecek kadar bereketlidir. Burada önemli olan; görevlerimizin, hayâtımızın, zamânımızın, önceliklerimizin, direnç ve hassâsiyet noktalarının titizlikle programlanmasıdır.

-Şu anda uyguladığımız ciddî anlamda mânevî bir programımız yoksa- gelin, önce kendimize “özel mânevî bir program” yapalım… Ya da mânevî program uzmanı sâlih kimselere, mâneviyat büyüklerine danışalım. Ya da bize mânevî program sunan ölmez kaynak İslâmî eserleri okuyalım.

Özel ve şahsî olarak; cemâat çerçevesinde ya da bütün toplum çerçevesinde köklü, ciddî ve gerçekçi maddî-mânevî programı olmayan Müslümanlar, -Allah göstermesin- son derece planlı, programlı ve sistemli çalışan emperyalizmin, siyonizmin, insanlık düşmanı zararlı ideolojilerin ve İslâm düşmanlarının esâreti altında inlemeye mahkûm olacaktır.

Dipnotlar:

1 Şems: 91/7-10.

2 Buhârî: Rikak 1; Tirmizî: Zühd 1; İbn Mâce: Zühd 15; Darimî: Rikak 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 1/258, 344.

3 Buhârî: Ezan 18, Edeb 27; Darimî: Salât 42; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 5/53.

4 Müslim: Hac 310; Ebû Dâvud: Menasik 77; Nesaî: Menasik 220; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 3/318; Beyhakî, Sünen: 5/204 No: 9524.

Eylül 2021, sayfa no: 38-39-40-41-42

Ayrıca kontrol et

Esmâ’da Esrâr / Alemdar

Her şeyin Hâlık’ı, yaratan ve yaşatanı Mevlâ-i Müteâldir. O’ndan geldik O’na döneceğiz. Rûhundan ruh üflemesiyle …