Küffâr İle Dost Olmamak / Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (ks)

“Mü’minler, mü’minlerin gayrı kâfirleri dost ittihâz etmesinler; ve eğer bir kimse mü’minin gayri kâfiri dost ittihâz ederse o kimse Allâh’ın dostluğundan bir şey üzre değildir.” (Âl-i İmrân, 28)

Yine:

“Münâfıklar şu kimselerdir ki, onlar kâfirleri mü’minlerin dûnunda dost ittihâz ederler. Kâfirler indinde ululukla izzet ve nusratı mı talep ederler? Eğer böyle îtikâd ederlerse îtikadları fâsiddir. Zîrâ izzet-i hakîkiyye ve kuvvet-i asliyye ve galebe-i ma’neviyyenin cümlesi Allâhu Teâlâ’ya mahsustur.” (Nisâ, 139)

“Ey mü’minler! Kendi emsâliniz mü’minlerin gayri kâfirleri dost ittihâz etmeyin! Zîrâ kâfirler sizden zarar ve fesad verecek şeyi menetmezler.” (Âl-i İmran, 118)

“Ey mü’minler! Kendi kardeşleriniz olan mü’minlerin dûnunda kâfirleri dost ittihâz etmeyin! Kâfirleri dost ittihâz etmekle Allâhu Teâlâ için aleyhinize açık ve zâhir beyyine, huccet kılmak mı murâd edersiniz? Ve bu sebeple nefsinizi nâra müstahak kılmak mı istersiniz?” (Nisâ, 144)

 “Ey mü’minler! Yehûd ve nasârâyı dost ittihâz etmeyin! Zîrâ onların bâzısı bâzısının dostudur. Ve eğer sizden bir kimse onları dost ittihâz ederse o kimse onların zümresinden ve Allâh’ın sevmediği kullarından olur. Zîrâ Allâhu Teâlâ zâlim olan kavmi doğru yola îsâl etmez.” (Mâide, 51)

Fâzıl-ı Sivâsî’nin “Günâh-ı Kebîre ve Sağîre” risâlesinde; “Ehl-i fısk ile huzûr günâh-ı kebîredir.” denilmiştir.

Ka’bü’l-Ahbâr’ın rivâyetine nazaran Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle iki kelimeyi Arşu’r-Rahmân altında yazdırdı.

Birincisi: “Bir adam iyilerin ameli gibi amel işlese ve fakat iyilerin amelleri gibi amel etmekle berâber kötülerle arkadaş olsa, onun sevâblarını günahlar kılıp o adamı kötülerle haşreylerim.”

Diğeri: “Ve eğer bir adam da kötülerin ameli gibi amel işlese sonra tevbe etse, kötülerin amelleri gibi amel etmekle berâber iyilerle arkadaş olsa onun günahlarını sevablar kılıp o adamı iyilerle haşreylerim.”

“Habîbim! Sen şu kimseleri gördüğünde onlardan i’râz et ki, onlar bizim âyetlerimiz hakkında bâtıl söze başlarlar. Onlar bizim âyetimizin gayrı başka bir söze dalıncaya kadar onlarla oturma! Eğer sana şeytan unutturmakla onlarla oturmuş bulunur isen hatırına geldiğinde derhal meclislerinden kalk, kavm-i zâlimle oturma!” (En’âm, 68)

Binâen-aleyh, bu âyet-i celîleye nazaran Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’a ve bilcümle ahkâm-ı şer’iyyeye ta’n eden zâlimlerle sohbet câiz olmadığı ve hattâ şeytan unutturacak olsa bile hatıra gelince derhal kalkmak vâcib olduğu anlaşılmaktadır.

 “Ey îmân edenler! Eğer küfür ve inkâr edenlere itâat ederseniz sizi ökçelerinizin üstünde (gerisin geri küfre) çevirirler de (dünyâda ve âhirette) büyük zarara uğrayanların hâline dönersiniz. Hayır!.. Sizin Mevlânız, yardımcınız Allâhu Teâlâ’dır. Halbuki Allâhu Teâlâ yardım edicilerin hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân, 149-150)

Diğer mânâ:

“Ey mü’minler! Eğer kâfirlere itâat eder, sözlerini dinlerseniz onlar sizi izinizin üzerine, eski dîn-i bâtıla döndürürler. Siz de zarar ve ziyân edici olduğunuz halde dönersiniz. Şu halde onların sözlerine bakmayın ki zarar görmeyesiniz.”

Binâenaleyh, bütün işlerinizde ve bilhâssa muztar olduğunuz zamanlarda Allah Teâlâ’dan yardım talep edin. Zîrâ düşmanların şerrini sizden def edecek O’dur. O’ndan gayrı bir Mevlâ yoktur.

İtâat ile murad, onlarla müşâveredir. Ve sâir husûsâtta emirlerine itâattir.

Âyetteki hüsrân, dünyâ ve âhirete şâmildir. Dünyâda hüsrân; kâfirlere itâat ve tezellül ve düşmana arz-ı ihtiyâc etmek gibi şeylerdir. Düşmana boyun eğmek, envâ-i zilleti câmi’dir. Âhirette hüsran; cehenneme girmek ve cennetten mahrûm olmaktır.

Amr İbnü’l-Cemûh’dan Ahmed rivâyet eder:

Peygamber -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm- Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Abdin muhabbeti ve buğzu, fillâh (Allah için) olmadıkça îmân onun hakk-ı sarîhi olmaz. Hubb ve buğz Allah için oldukta o vakit velâyet-i Hakk Teâlâ’ya müstahak olur.”

Diğer hadîs-i şerîfte: “Bir kimsenin hubbu ve buğzu ve îtâsı ve men’i lillâh (Allah için) olduğu vakitte îmânı kâmil olmuş olur.”

Ve dahî Deylemî rivâyetiyle hadîs-i şerîfte: “Ehl-i maâsîye buğz eylemekle Allah Teâlâ’ya takarrub edin! Ve onlara suht eylemekle rızâ-i Hakk Teâlâ’yı iltimâs edin! Ve onlardan baîd olmakla Hakk Teâlâ’ya karîb olun.” diye buyurulmuştur.

Eğer kâfirler, fâsıklar Hakk Teâlâ’nın a’dâsı ve mebğûzu olmasalar idi, buğz-i fillâh vâcibât-ı dinden olmazdı. Ve efdal-i mukarribât ve müstekmil-i îmândan olmaz ve velâyât ve rızâ ve kurb-i Hakk Subhânehû’nün husûlüne sebeb olmazdı.

Haziran 2021, sayfa no: 36-37

Ayrıca kontrol et

Mârifet Okulu / Alemdar

Hasan-ı Basrî’nin elinde tevbe eden Habîb-i Acemî, su üstünde yürür. Hocası bunun sebebini sorunca: “Yâ Hasan, …