Anasayfa / Kategoriler / Akaid / İslâm’a Yönelen Yıkıcı Hareketler Suriye Rejimi ve Nusayrîlik-1

İslâm’a Yönelen Yıkıcı Hareketler Suriye Rejimi ve Nusayrîlik-1

İslâm’a Yönelen Yıkıcı Hareketler Suriye Rejimi ve Nusayrîlik-1

Hamdi Hatipoğlu

Nusayrîler Kuzey Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin ile Güneydoğu Anadolumuz’da yaşarlar. Nusayrîler, Hz. Ali’nin Baba, Hz. Muhammed’in Oğul, Selmân-ı Fârisî’nin de rûh-ül Kudüs olduğunu iddia ederler. Nusayrîlerin mukaddes olarak kabûl ettikleri Kitab el Mecmu isimli kitabı Abdullah bin Hamdan el Hâsibi1 yazmıştır.

Bâtınî karakteri dolayısıyla ismi, târihi ve inanç yapısı hakkında önemli bilgi eksiklikleri bulunan ve çelişkili görüşlere konu olan Nusayrîlik, mensuplarınca yayımlanan eserler ve akademik araştırmalar sâyesinde bir dereceye kadar aydınlatılabilmiştir.2

Târihçe

Nusayrîlik III. (IX.) yüzyılda muhtemelen Basra’da doğmuş, İsnâaşeriyye’nin onuncu imâmı Ali el-Hâdî en-Nakī ile on birinci imam Hasan el-Askerî zamânında Kûfe ve Sâmerrâ’da yaşamış olan Muhammed b. Nusayr tarafından kurulmuştur. İbnü’n-Nusayr, Ali en-Nakī’nin ilâhlığını, kendisinin de onun peygamberi olduğunu iddia etmiş, tenâsühü benimsemiş, haramları helâl saymak gibi aşırı görüşler ileri sürmüştür (Nevbahtî, s. 94). Şiî kaynaklarında kaydedildiğine göre Hasan el-Askerî zamânında onun “bab”ı, on ikinci imam Muhammed Mehdî el-Muntazar’ın gaybeti sırasında da onun sefîri olduğunu söylemiştir.3

Târih boyunca âile, soy, aşîret ve daha büyük aşîretler (Hayyâtiyye, Kelbiyye, Mehâlibe, Haddâdîn) şeklinde ve kapalı bir hayat yaşayan Nusayrîler, Suriye ve Türkiye’de millî devlete adapte olmakta zorluk çekmemiştir. Ancak modern hayat karşısında diğer bâtınî topluluklarda olduğu gibi özellikle şehirlerde geleneğe bağlılık ciddî derecede zayıflamış, ayrıca yaygın İslâmî anlayışa yâhud İsnâaşeriyye Şiîliği’ne belli ölçüde de olsa yaklaşanlar görülmüştür. Günümüzde Nusayrîler yaşadıkları üç ülkeden biri olan Suriye’de Lazkiye ve Cebelinusâriye bölgesi başta olmak üzere çeşitli yerlerde % 8-12 arasında tahmîn edilen bir nüfus oranına sâhiptir.4 Türkiye’de Hatay, İskenderun, kısmen Adana ve Mersin’de5, Lübnan’da ise daha çok kuzey kesimlerinde küçük bir grup olarak6 yaşarlar.

Günümüzde Anadolu Alevîliğinden farklılığını vurgulamak üzere, Nusayrîler için en sık kullanılan terim “Arap Alevîliği”dir. Hatay bölgesi ve civârında yaşayan Nusayrîler ise “Fellah” ve “Arap uşağı” olarak bilinirler. Fellah denmesinin sebebi, bu insanların yüzyıllar boyunca büyük toprak ağalarının yanında ırgat ya da yanaşma olarak çiftçilik yapmalarıdır. Arap uşağı ifâdesi de, onların daha çok Türklerden oluşan Anadolu Alevîliğinden farklı olarak, etnik kökenlerinin vurgulanması anlamında kullanılır. Günümüzde ise “Nusayrî” kelimesi halk tarafından pek fazla bilinmeyip sâdece bilimsel literatürde kullanılır.7

İnanç Esasları

Nusayrîlik, İslâm coğrafyasında ortaya çıkıp İslâm dîninin ana prensipleri çerçevesinde geliştirilen bir fırka olduğu için temel inançlarda en büyük etki İslâm’a âit olmakla birlikte; târihî süreç içerisinde ilişkide bulunduğu Sâbiîlik, Yahûdîlik ve Hristiyanlık gibi değişik din ve inanç yapılarından dolayı, onların inançlarından birçoğunu alıp kendi yapısı içerisinde harmanlamıştır. Bunun yanı sıra Yeni Eflatuncu, hattâ Manici ve Budacı unsurları da içine alarak içinde birleştiren Nusayrîlik, inançların ifâde edilişinde sembolizme büyük önem vermektedir.

Ulûhiyet

Nusayrîlik Allah inancını İslâm’dan almakla birlikte, İslâm’ın çok net ve açık olan tevhîd inancını hulûl8 ve Ali’nin ulûhiyeti bağlamında yorumlamıştır. Bu sebeple Nusayrîlik’teki Allah inancı, Ali’nin tanrı oluşu akîdesine ve AMS (Ali+Muhammed+Selman) formülüne dayandırılmıştır. Hattâ Nusayrî inancının en ayırt edici vasfının “Ali’nin ulûhiyeti” inancı olduğu görülmektedir. Hamdân el-Hasîbî’nin on altı bölümden oluşan Kitabü’l-Mecmu adlı eserinin “şehâdet” adını taşıyan on birinci bölümünde: “Ben şehâdet ederim ki Ali b. Ebî Tâlib’ten başka ilâh, Muhammed Mahmud’dan başka hicab, Selmân-ı Fârsî’den başka bâb yoktur.” Aynı bölümde: “Ben Nusayrî dîninden, Cündûbî9 görüşünden, Cünbülânî10 tarîkatından, Hâsibî11 mezhebinden, Cillî12 görüşünden, Meymûnî13 fıkhından olduğuma şehâdet ederim” ifâdeleri yer almaktadır.14

Nusayrîlere göre aşkın ve içkin nitelikte bir Tanrı vardır ve O birdir, O’nun eşi, benzeri yoktur. O, saf hâliyle bilinemez ve anlaşılamaz. Allah sâdece somut bir varlık olmayıp O’nun hem beşerî, görünen, hem de lâhûtî (görünmeyen) iki yönü vardır. Kulların kendisini bilip tanıyabilmesi için maddî kalıba girerek tecellî etmiş; yâni Hz. Ali’nin şahsında zuhûr edip Ali şeklinde varlığını sürdürmüştür.15

Nusayrîlere göre Hz. Ali “Zâhirde imam, bâtında ilâhtır.” Kısaca Ali, ya doğrudan ilâhtır yâhud ilâhlık ona hulûl etmiş, bu sebeple ilâh olmuştur.

Türkiye’nin içinden çıkan ateistlerin %20’den fazlasının Nusayrîler olduğu söylenmektedir.16

Nübüvvet

Nusayrîlerin peygamberlik inancı da, onların ulûhiyet anlayışları gibi, bâtınî tevillere dayanır. Bu inanç, Ali’nin ulûhiyeti çerçevesinde yorumlanır. Zîrâ Nusayrîliğe göre Allah mâhiyeti ve keyfiyeti bilinmeyen bir varlık olduğundan, kendisini tanıtması için bâzı varlıklara hulûl eder. Esâsen Nusayrîliğin ilk şeyhi olan Muhammed b. Nusayr da kendisinin Hasan el-Askerî’nin peygamberi olduğunu iddia etmişti.17

Nusayrîlere göre nebîler, yeryüzüne cesetsiz bir şekilde iner ve orada hayatlarını devâm ettirirler. Ancak bu nebîler, cismin hakîkati değillerdir. Onlar yemez, içmez, evlenmez ve çocuk edinmezler.18 Nasıl ki Ali bâtında ilâh, zâhirde imamsa, Muhammed de batında ilâh, batında perdedir.. Ali gibi Muhammed de Muîn, Azîz, Cebbâr, Kâdir ve Kâhir’dir.19

Melek İnancı

Bâtinî tevillere en müsâit konulardan birisi olan melek inancı da, Nusayrîler tarafından birtakım yorumlarla zâhirî anlamından uzak bir şekilde yorumlanmıştır. Onlara göre melekler, aslında gökteki yıldızlardır. Bu sebepten Nusayrîler, yıldızlara da kutsallık atfetmektedirler. Öyle ki, her ne zaman bir mezarın yanına bir yıldız düşse, o yıldızın mezarı ziyâret eden bir melek olduğuna ve bu yıldızın mezardaki insanın rûhu olup kendini ziyâret için geldiğine inanırlar. Her yıldız ayrı bir meleği temsîl eder.

Nusayrîler sevdikleri herkesi melek yapma eğiliminde olmuşçasına Hz. Hasan, Hz. Hüseyin b. Hamdan el-Hâsibî ve arkadaşlarını da melek olarak nitelemişlerdir. Melekler parlak, yeşil ipekli elbise giyen ve gümüş bilezikler takan nûrânî varlıklardır.20

Nusayrîlerin Kitap Anlayışı

Nusayrîlerin kitap anlayışına gelince, onların Hz. Ali’ye yükledikleri ulûhiyet temel inanç esâsı olduğundan, bu düşünce diğer bütün esaslara yansıtılır. Bu sebeple onların vahiy ve kutsal kitap anlayışı da Ehl-i Sünnet ile diğer Müslüman fırkaların yaklaşımından farklılık arzeder. Ali insanlara mesajını göndermek ve onlarla birlikte olmak için, isim ve bab vâsıtasıyla ilişki kurmayı tercîh eder. İnsanların yapmaları gereken faaliyetleri, edâ etmeleri gereken ibâdetleri ve vazîfeleri, Ali’ye açılan kapı olan Selman (bab) O’ndan alır ve insanlara ulaştırır. Böylece Selman, Ali’ye ulaştıran vesîle ve yoldur. İnsanlara ilâhî kitapları getirdiği için de Cebrâil’dir. Ali’nin kitabını insanlara ulaştıran odur.

Nusayrîlere göre asıl bağlayıcı olan kitap, Hâsibî’nin bâzı Kur’ân âyetlerini karıştırarak yazdığı ve on altı bölümden müteşekkil olan Kitabü’l-Mecmu’dur. Bu kitabı Muhammed Nusayrî’ye hediye etmiştir.21

Onlara göre Kur’ân’da geçen Allâh’ı tesbih etmek, Ali’yi tesbih etmeyi; yaratmakla ilgili kelimeler Ali’nin yaratıcılığını (hâşâ), bâzı yerlerde geçen “alâ” harf-i cer’i bizzat Ali’yi ifâde etmektedir.22

 (Devam Edecek)

Dipnotlar

1 İbnü’n-Nusayr’dan sonra Arap Alivîlerinden Nusayrîliğin ikinci kurucusu sayılan kişi. (İA)

2 Fırkanın Hz. Ali’nin hizmetçisi Nusayr’a yâhud fırka mensuplarının yoğun olarak bulunduğu Lazkiye bölgesindeki Nusayriye dağlarına nisbetle bu ismi aldığı iddiası isâbetli görünmemektedir. Zîrâ Hz. Ali’nin bu adla anılan bir hizmetçisi olmadığı gibi söz konusu dağların eski dönemlerde bu şekilde isimlendirildiğine dâir bilgi bulunmamaktadır (İA) “Nüsayrî” md.

3 (Ebû Ca‘fer et-Tûsî, s. 398), Ebû Ca‘fer Muhammed b. el-Hasen b. Alî et-Tûsî (ö. 460/1067), Şiî fıkıh âlimi.

4 (Mason, s. 96-97)

5 (Aslan, s. 197-199);

6 (Olsson, s. 216) yaşamaktadır.

7 Hasan Onat – Sönmez Kutlu, İslâm Mezhepler Târihi, s.296, Ankara- 2017

8 Allâh’ın bâzı eşyâya veya kişilere girmesi inancı.

9 Cündeb (ö. III. yüzyılın son çeyreği),

10 Onun ardından Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed el-Cenân el-Cünbülânî geçmiştir.

11 Hâsibî (ö. (287/900)

12 Muhammed b. Ali el-Cillî’ (Ö. 426 (1034)

13 Abdullah b. Meymun el-Kaddah İsmâiliyye’nin dayandığı Bâtınî akîdeyi vazedip geliştirenlerden biri.

14 Hasan Onat ve Sönmez Kutlu, İslâm Mezhepler Târihi, s.306, 307, (2017).

15 H. Onat, s. 307

16 H. Onat, s. 310

17 H. Onat, s. 310

18 H. Onat, s. 311

19 H. Onat, s.311

20 H. Onat, s. 312

21 H. Onat, s. 313

22 H. Onat, s. 314

Nisan 2020, sayfa no: 58-59-60-61

Ayrıca kontrol et

Müslüman Ol, Kurtul!

Müslüman Ol, Kurtul! Alemdar Her şeyde bir tartı ve ölçü vardır.  Su biraz katı olsa …