İnsana Yatırım / Alemdar

Sudan, güneş ve rüzgârdan elektrik enerjisi üretilir. Tarımda ve endüstriyel alanlarda, sayılamayacak kadar faydalar sağlanır. Elektronik âletlerde bile istifâde edilir bu güç kaynaklarından. 

Bitkiler, tohum ve mâdenler topraktan fışkırır. Vitamin ve mineralleri içeren sebzeler, renk renk çiçekler, eşsiz güzellikteki ağaçlar ve bahçeler toprağın bereketidir. Hayvanlar ayrı bir âlem. Bu varlıklara sorsak bize ne der? “Allâh’ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nîmetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsân ettiğini görmediniz mi?”1

Peygamberlerine risâleti, velîlerine velâyeti, mükemmeliyet ve mükerremiyeti ihsân ederken, insan oğluna şu İlâhî mesaj verilir: “Ben cinleri ve insanları, başka bir gâye için değil, ancak Beni Rabb olarak tanımaları ve yalnızca Bana kulluk ve itâat etmeleri için yarattım.”2

Mevlânâ’ya göre insan hayâtı, bu dünyâdan önce gaybda başlar gaybda devâm eder. Ölüm, hayâtın son noktası değil, bilakis yeni bir başlangıcıdır. Dünyâ hayâtı, insan rûhunun ebedî hayâtında bir konaklamadır. 

“Benimle dünyânın hâli ancak bir ağacın gölgesinde bir müddet dinlenip de bırakıp giden bir yolcu gibidir.”3 buyurur Sevgili Peygamberimiz (sav)

Her şey bitimli ama insan bir başkadır. Beden ölür ama Yûnus Emre’nin dediği gibi ruhlar ölmez.

Mânâ eri bu yolda melul olası değil

Mânâ duyan gönüller, gergiz ölesi değil

Ten fânîdir, can ölmez, çün gitti geri gelmez

Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil

İnsandaki cevher, bedensel, biyolojik oluşumunu tamamlamasını müteâkip, Allâh’ın, ona “rûhundan üflemesi”dir. Üflenen o rûhda akıl, idrak, ferâset, ilhâmât, tecelliyât, emânet ve hilâfet gibi nice sırlar vardır. On sekiz bin âlemin esrârına mazhardır insan. Bu selîm fıtratı koruması için, nebîler ve onlara vâris meşâyih-i izam gelmiştir.

Büyük bir coşkuyla karşılanan Fatih Sultan Muhammed mânevî fâtih Akşemseddin Hazretlerini gösterir. Sultanları rikâbında arkasında yürüten Aziz Mahmud Hüdâî’ler, ilimde parmakla gösterilen mezheb imamları ve mezhebde müctehidleri meşâyih-i izam yetiştirir. Nice fikir adamlarını Abdülhakîm Arvâsî’ler ıslâha vesîle olur. 

Necib Fazıl Kısakürek:

“Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktınız; Rûhuma, büyük temel çivisini çaktınız!”

Cihadda, i’lâ-yi kelimetullah, Allâh’ın dîninin ve tevhid inancının yüceltilmesini, gönül sultanları öğretir.

Fatih Sultan Mehmed:

“Enbiyâ vü evliyâya istinâdum var benüm 

Lutf-ı Hak’dandur heman ümmid-i feth ü nusretüm”

Yavuz Sultan Selim:

“Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş. Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş.”

İnsanda meknüz saklı cevheri gösterir mürşid-i kâmiller.

Yûnus Emre

“Geceler uykudan uyan

Gizli sırlar olsun âyan

Mahrum olmaz Allah deyen

Yalvar kul, Allâh’a yalvar

Tanı sen kendini tanı

Neden yarattı Hakk seni

N’olacağın anubeni

Yalvar kul, Allâh’a yalvar”

Bay ü geda, fakir yoksul her kesimden gelen Allah Teâlâ’nın kullarını irşadda Sâmî Efendi ve Hacı Hasan Efendiler yatırımı insana yaptılar. Kabiliyeti olanların kemâle ermesine sebep oldular.

Genel kural, “mâ dûnunu tahkîr etmemek, mâ fevkinin makâmına göz dikmemek”. Kendisinden aşağı olanı engin görmemek, kendinden üstün olanın da makâmına göz dikmemektir. İnsanların durumlarına göre irşâd ve islahta bulunmaktır. Sevgili Peygamberimiz (sav) Mekke’de umûmî olarak tevhîdi telkîn etti. Beyinleri şirkin kirinden temizlemek için. Medîne’de husûsî bir cemâate, özel olarak kalbdeki nefsânî putları, kin kibir hasedlik vs. kirlerden arınmak için Kelime-i Tevhîd’i telkîn buyurdu. Sıddîk-ı âzam ve Ali (kv)’yi de, kalbî ve cehrî açık zikrin telkinine tâyin buyurdu.

Ârifân-ı İlâhî îmânın tahkîk hâline gelmesi için çalıştı. Çünkü Rabbimiz’in (cc) Nisâ Sûresi’nin 136. âyetinde iki defa “ey îmân edenler” buyurması, îmanda tahkîktir. Îmânın tad ve lezzetini duymaktır. Kabuğu delip, meyveye ulaşmaktır. Îmanda sûretten tasdîka, ibâdette ihsâna geçişin, her an Rabbimize kulluğun sınavıdır. Es’ad-ı Erbilî’nin (ks) şahsında ifâde edilen şu beyittir:

“Hayâtında nice mürde dili ihyâ eyledi.

Her cihetten her an halkı Hakk’a irşâd eyledi.”

Hayâtında nice ölü kalbi hayâta kavuşturmaya, her yönden halkı Hakk Teâlâ’ya lâyık kılmaya vesîle oldu. 

 “Sizden hayra dâvet eden, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun! İşte onlar gerçekten felâha erenlerdir.”4

Nûr’a lâyık kulları Sevgili Peygamberimiz (sav) şu evsâfıyla tanımlar: “Onlar Allâh’ın kullarını Allâh’a sevdiren ve Allâh’ı da kullarına sevdiren kimselerdir. Yeryüzünde nasîhatçı ve tebliğciler olarak dolaşırlar.”5

Dipnotlar:

1 Lokman, 31/20.

2 Zâriyat, 51/56.

3 Tirmizî. Hadis no; 2377.

4 Âl-i İmrân, 2/ 104.

5 Ali el-Müttakî, III, 685-686; Beyhakî, Şuabu’l-îmân, I, 367; Heysemî, I, 126.

Ağustos 2021, sayfa no: 7-8-9

Ayrıca kontrol et

Esmâ’da Esrâr / Alemdar

Her şeyin Hâlık’ı, yaratan ve yaşatanı Mevlâ-i Müteâldir. O’ndan geldik O’na döneceğiz. Rûhundan ruh üflemesiyle …