"Kārûn'â insaf gelmeyince biz Kārûn'u ve hānesini berâber yere batırdık. Kārûn'u biz yere batırınca Cenâb-ı Allâh’ın gayri Kārûn'a yardım eder bir cemâat bulunmadı. Binâenaleyh Kārûn yardım görenlerden olmadı." (Kasas, 81.)
Kâzî, Nisâbûrî, Hâzin'in beyânları vechile Kārûn'un helâki şöylece olmuştur:
Zekât âyeti ahkâmına tevfîkan Mûsâ -aleyhisselâm- Kārûn'dan malının zekâtını istediği halde imtinâ ettiği gibi benî İsrâîl’i de teşvîk eder ve onlara: "Size Hazret-i Mûsâ her ne emrettiyse tuttunuz. Şimdi de malınızı elinizden almak ister. Bunun çâresini düşünmeli." der idi.
Son zamanlarda Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-'a her türlü ezâyı revâ görmekten çekinmez bir münâfık idi. Ve hattâ Mûsâ -aleyhisselâm-'a zinâ iftirâsında bulundu. Bir fâhişe kadına bin dînâr verdi. Bayram günü alâ melei'n-nâs iftirâ etmesini söyledi. Benî İsrâîl’in zihnini iğfâl edeceğim zannıyla. Halbuki kendisinin ömrünün son günü gelmişti. Bayram günü kibr ü gurûr ve azametle bayram mevkiine geldi.
Mûsâ -aleyhisselâm- da zinâ edenleri recmederiz diye zinâ edenlerin cezâsını va'zında söyleyince Kārûn, Mûsâ -aleyhisselâm-'a dedi ki: "Sen de zinâ edersen hüküm öyle midir?" Mûsâ -aleyhisselâm- da: "Evet benim hakkımda da hüküm öyledir." dedi. Kārûn: "Benî İsrâîl, senin hakkında filân hātunla zinâ etti diyorlar." dedi ve hātunu çağırttı.
Lâkin hātun doğruyu söyledi. Kārûn'un kendisine iftirâ etmek üzere bin dînâr verdiğini açıktan söyledi. Kārûn rezil rüsvây oldu. Cenâb-ı Hak, Mûsâ -aleyhisselâm-'ı tebrie etti. Cenâb-ı Hak -azze ve celle- Hazretleri’nin bu lütfuna karşı şükür olmak üzere Mûsâ -aleyhisselâm- secdeye kapandı. Ve secdede Kārûn'un helâkini Rabbisinden istedi. Cenâb-ı Hak Kādir-i Mutlak Hazretleri arzı, Mûsâ -aleyhisselâm-'ın emrine mûtî kıldı. Benî İsrâîl, Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- tarafına geçti. Kārûn'un yanında yalnız iki kişi kaldı. Mūsâ -aleyhisselâm- arza emretti; Kārûn'un olduğu taraf hareket etti, Kārûn yere battı. Helâk oldu.
Benî İsrâîl’in süfehâ takımı dediler ki: "Hazret-i Mûsâ Kārûn'un malına tamah etti de helâkine sebep oldu." Bunun üzerine Mûsâ -aleyhisselâm- Kārûn'un bilcümle malının yere batmasını Cenâb-ı Hak'tan istirhâm etti. Kārûn'un bütün malı da yere battı. Herkes Kārûn'un şerrinden kurtuldu. Onun helâki âleme darb-ı mesel oldu. İşte nifâkın ākıbeti helâk ve felâkettir.
Kārûn vak’asında birçok mev'iza-i ibret vardır ki nasîhat dinlemeyen ve kibr ü gurûru kendine âdet edinen ve malının zekâtını vermeyen ve tağyîr-i hak ile bir mü'mine iftirâya cür'et edenlerin âkıbet cezâlarını muhakkak sûrette çekeceklerini bir ders-i ibret olmak üzere Kur'ân-ı Kerîm'inde Cenâb-ı Hak -azze ve celle- beyân buyurmuştur. Meğer ki tevbe edip nâdim ola. Bu fenâ ahlâklarından vazgeçmelerini bu vesîleyle Cenâb-ı Hak kullarına tavsiye buyurmuştur.
"Dünkü gün Kārûn'un mertebesini isteyenler bugün sabah vakti derler ki: Ne acîb şey ki Allah Teālâ dilediği kulunun rızkını bol ve dilediğinin rızkını dar verir. Eğer Allah Teālâ bizim üzerimize ihsân etmeseydi bizi de batırırdı. Ve ne acâyib şey, kâfirler intikām-ı ilâhîden aslâ kurtulamazlar." (Kasas, 82.) diyerek evvelki dünyâlığı istemek temenniyâtlarına nedâmet ettiler ve Kārûn'un mertebesini istemenin hatâ olduğunu bildiler ve hatâlarını îtirafla Cenâb-ı Hakk'ın lütfunu ikrâra mecbûr oldular.
İşte Cenâb-ı Râzık-ı hakîkî Hazretleri bāzı kullarının rızkını bol ve bāzısını dar verir. Bu da meşîet-i ilâhiyesine muallaktır. Bāzı kullarına rızkını bol vermesi kulun fazlına mebnî değil, Cenâb-ı Hakk’ın dilemesiyledir. Kezâ bāzı kullarına da rızkını dar vermesi, o da kulunun kusûruna mebnî değildir.
"Eğer Allah bütün kullarına -müsâvât üzere- bol rızık verseydi yeryüzünde muhakkak ki taşkınlık ederler, azarlardı. Fakat O, ne miktar dilerse -rızkı o kadar- indirir. -Binâenaleyh bāzı kullarına bol bāzılarına da az miktarda rızık verir.- Şüphe yok ki O, kullarının her hâlinden hakkıyla haberdardır, -her şeyi- kemâliyle görendir." (Şûrâ, 27.)
Temmuz 2026, sayfa no: 40-41
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak