Ümmü Eymen (r.anhâ), İslâm tarihinin seçkin hanım sahâbîlerinden biridir. Habeş asıllı olan bu mübarek hanımın asıl adı Bereke binti Sa‘lebe’dir. İlk oğlu Eymen sebebiyle “Ümmü Eymen” künyesiyle meşhur olmuş, kaynaklarda zaman zaman “Ümmü Üsâme” ve “Ümmü’z-Zabâ” künyeleriyle de anılmıştır.
Daha çocukluk yıllarından itibaren Peygamber ailesinin içinde bulunan Ümmü Eymen (r.anhâ); önce Peygamber Efendimiz'in (sav) dedesi Abdülmuttalib’in, ardından babası Abdullah’ın hizmetinde bulundu. Abdullah’ın vefatından sonra ise Hz. Âmine’nin yanında kaldı. Böylece daha Resûlullah (sav) dünyaya gelmeden önce Peygamber ocağının ayrılmaz bir ferdi hâline gelmişti.
Ümmü Eymen (r.anhâ), Allah Resûlü’nün (sav) doğumundan itibaren onun bakımını üstlenen bahtiyar hanımlardan biri oldu. Dadılığını yaptı, şefkatiyle büyümesine katkı sağladı ve onu kendi evladından ayırmadı. Samimiyeti, sadakati ve merhameti sayesinde Hz. Âmine’nin en büyük yardımcısı oldu. Efendimiz'e (sav) gösterdiği ilgi ve şefkat sebebiyle Peygamber ailesi içinde çok müstesna bir yere sahipti.
Resûlullah (sav) henüz beş veya altı yaşlarındayken Hz. Âmine (r.anhâ), yanına Ümmü Eymen’i de alarak Medine’ye doğru yola çıktı. Bu yolculuğun amacı hem Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek hem de Medine’de yaşayan akrabalarıyla görüşmekti. Yaklaşık bir ay süren bu ziyaret boyunca Ümmü Eymen, anne ile oğula büyük bir özveriyle hizmet etti.
Bu yolculuk sırasında dikkat çekici bir hadise yaşandı. Ümmü Eymen’in anlattığına göre, Yahudi âlimlerinden iki kişi Peygamberimiz'i (sav) görmek istedi. Onu dikkatle inceledikten sonra beklenen son peygamber olabileceğini, bulunduğu beldenin de ileride onun hicret edeceği şehir olacağını söylediler. Bu sözler Ümmü Eymen’i (r.anhâ) derinden etkiledi. O günden sonra Allah Resûlü’nün (sav) üzerine daha büyük bir titizlikle eğildi, onu yabancı gözlerden ve kötü niyetli kimselerden korumaya çalıştı.
Medine’deki ziyaret tamamlandıktan sonra Mekke’ye dönmek üzere yola çıktılar. Ancak Ebvâ denilen yere ulaştıklarında Hz. Âmine rahatsızlandı. Hastalığı kısa sürede ağırlaştı. Ümmü Eymen bir taraftan ona hizmet ediyor, diğer taraftan da Peygamberimiz'i (sav) teselli etmeye çalışıyordu. Henüz çocuk yaşındaki Allah Resûlü (sav) annesinin başucunda gözyaşları içinde beklerken, Hz. Âmine de son anlarının yaklaştığını hissediyordu. Sevgili yavrusunu önce Allah Teâlâ’ya, sonra da yıllardır sadakatle hizmet eden Ümmü Eymen’e emanet etti. Çok geçmeden ruhunu Rabb'ine teslim etti.
Böylece Resûlullah (sav), daha dünyaya gelmeden babasını, altı yaşına gelmeden de annesini kaybetmiş oldu. Yüce Allah, sevgili elçisini kendi gözetimi altında yetiştiriyor; onu sabır, merhamet, tevekkül ve üstün ahlâkla donatıyordu.
Hz. Âmine’nin vefatından sonra Ümmü Eymen (r.anhâ), omuzlarına yüklenen emanetin ağırlığını bütün kalbiyle hissetti. Efendimiz'e (sav) annesinin yokluğunu hissettirmemek için büyük bir fedakârlık gösterdi. Onu bağrına bastı, teselli etti, sevgiyle büyüttü ve Ebvâ’dan Mekke’ye uzanan hüzün dolu yolculuğun ardından dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti. Ancak onun hizmeti burada sona ermedi. Resûlullah (sav) evleninceye kadar yanında bulunmaya devam etti.
Allah Resûlü (sav), Hz. Hatice (r.anhâ) ile evlendikten sonra Ümmü Eymen’i azat etti. Fakat aralarındaki sevgi ve vefa bağı hiç değişmedi. Resûlullah (sav), çocukluğunda kendisine gösterdiği şefkati hiçbir zaman unutmadı. Ona “Annemden sonra annem” diye hitap eder, bazen de sevgiyle “Ey anne!” diye seslenirdi. Ümmü Eymen’i Ehl-i Beyt’inden biri kabul eder, fırsat buldukça ziyaret eder, ihtiyaçlarıyla bizzat ilgilenirdi. Hatta onu görenlere, “Bu, ailemden geriye kalan kişidir.” buyurarak kendisine verdiği değeri dile getirirdi. Bu tavrı, Resûlullah’ın (sav) vefasının en güzel örneklerinden biri olarak sahâbe arasında dilden dile aktarılmıştır.
Ümmü Eymen (r.anhâ), ilk evliliğini Hazrecoğulları'ndan Ubeyd b. Zeyd ile yaptı. Bu evlilikten Eymen adında bir oğlu dünyaya geldi. Kocasının vefatından sonra dul kaldı. Resûlullah (sav), onun yıllar boyunca gösterdiği fedakârlığı ve İslâm uğrunda çektiği sıkıntıları takdir ederek bir gün ashâbına: “Cennet ehlinden bir hanımla evlenmek isteyen, Ümmü Eymen ile evlensin.” buyurdu.
Bu müjdeyi işiten Ümmü Eymen (r.anhâ), büyük bir sevinç yaşadı. Allah Resûlü’nün mübarek dilinden cennetle müjdelenmek, onun için dünyanın en büyük bahtiyarlıklarından biriydi.
Bu tavsiyeyi yerine getirmek isteyen Zeyd b. Hârise (ra), Ümmü Eymen ile evlendi. Aralarındaki yaş farkına rağmen bu evlilik, Allah Resûlü’nün (sav) tavsiyesine uymanın ve Ümmü Eymen’e (r.anhâ) vefa göstermenin güzel bir örneği oldu. Bu mübarek evlilikten, ileride İslâm ordularının büyük kumandanlarından biri olacak Üsâme b. Zeyd (ra) dünyaya geldi.
Peygamberlik vazifesi verildiğinde Ümmü Eymen (r.anhâ), hiç tereddüt etmeden İslâm’ı kabul eden ilk müminler arasında yer aldı. Allah Resûlü’nün (sav) en zor günlerinde yanında bulundu, davet yolunda karşılaşılan bütün sıkıntıları sabırla göğüsledi ve imanından asla taviz vermedi.
İnancını koruyabilmek için önce Habeşistan’a, ardından Medine’ye hicret etti. Resûlullah (sav) hicretten sonra Mekke’de bulunan aile fertlerinin Medine’ye getirilmesini istediğinde, Ümmü Eymen (r.anhâ) ile oğlu Üsâme de (ra) bu kafile içinde yer aldı. Böylece o, hayatının her döneminde Allah Resûlü’nün (sav) yanından ayrılmamış oldu.
Ümmü Eymen (r.anhâ), sadece ev hayatında değil, İslâm uğruna verilen mücadelede de ön saflarda yer aldı. Uhud Gazvesi’nde yaralılarla ilgilendi, mücahitlere su taşıdı ve Allah Resûlü’nün (sav) etrafından ayrılmadı. Savaş sırasında bazı kimselerin geri çekildiğini görünce bundan büyük üzüntü duydu ve cesaretlerini kaybedenleri sert sözlerle uyardı.
Hayber Gazvesi’ne de diğer sahâbî hanımlarla birlikte katıldı. Ordunun ihtiyaçlarını karşılamadaki gayreti sebebiyle kendisine ganimetten pay verildi. Huneyn Gazvesi’nde ise iki oğluyla birlikte bulundu. Bu savaşta oğlu Eymen (ra) şehadet şerbetini içerken, çok geçmeden eşi Zeyd b. Hârise de (ra) Mûte Gazvesi’nde şehit düştü. Peş peşe yaşadığı bu büyük acılar, onun teslimiyetini ve sabrını sarsmadı. O, her hâlini Allah’ın takdirine rıza ile karşılayan örnek bir mümineydi.
Ümmü Eymen’in (r.anhâ) tevekkülü dillere destandı. Hicret yolunda şiddetli susuzluk çektiği bir sırada Allah Teâlâ’nın kendisine ulaştırdığı suyla susuzluğunun giderildiğini bizzat anlatmış ve o günden sonra uzun süre susuzluk sıkıntısı çekmediğini ifade etmiştir.
Allah Resûlü’ne (sav) olan sevgisi ise tarif edilemeyecek kadar derindi. Bir gün Efendimiz (sav), ağır hasta bir çocuğun hâline üzülerek gözyaşı döktüğünde Ümmü Eymen de ağlamaya başladı. Sebebi sorulduğunda, “Allah Resûlü ağlarken ben nasıl ağlamam?” diyerek gönlündeki muhabbeti dile getirdi.
Resûlullah (sav), kendisini çocukluğundan itibaren büyüten bu vefakâr hanımı zaman zaman hoş latifeleriyle de sevindirirdi. Bir gün Ümmü Eymen kendisinden bir binek isteyince, “Seni bir deve yavrusuna bindireceğim.” buyurdu.
Ümmü Eymen, deve yavrusunun kendisini taşıyamayacağını söyleyince Efendimiz (sav) tebessüm ederek her devenin bir devenin yavrusu olduğunu hatırlattı. Böylece doğru sözden ayrılmadan ince bir latife yapmış oldu.
Ümmü Eymen (r.anhâ), bazı harfleri peltek telaffuz ederdi. Resûlullah (sav) onun bu durumunu bildiği için kendisini zorlamaz, kolaylık gösterirdi. Hatta “es-Selâmü aleyküm” demekte zorlandığında sadece “Selâm” demesini uygun görmüş, ümmetine kolaylaştırmanın güzel bir örneğini de göstermiştir.
İlmi öğrenmeye ve öğrendiklerini aktarmaya da büyük önem veren Ümmü Eymen (r.anhâ), Resûlullah’tan (sav) bazı hadisler rivayet etmiş, böylece onun sünnetinin sonraki nesillere ulaşmasına katkıda bulunmuştur.
Allah Resûlü’nün (sav) vefatı onun için tarifsiz bir acı oldu. Kendisine niçin bu kadar ağladığı sorulduğunda, “Ben onun Allah katındaki makamına ağlamıyorum. Ben, gökten gelen vahyin artık kesilmiş olmasına ağlıyorum.” cevabını verdi.
Resûlullah’tan (sav) sonra Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman (r.anhüm) devirlerine kadar yaşayan Ümmü Eymen (r.anhâ), ömrünün son yıllarını Allah Resûlü’nün (sav) hatıralarıyla geçirdi. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Resûlullah’ın kendisine gösterdiği hürmeti hiçbir zaman unutmadılar. Bu sebeple sık sık ziyaretine gider, ihtiyaçlarını bizzat karşılarlardı.
Ümmü Eymen’in (r.anhâ) hayatının her safhasında ihlas, sadakat, teslimiyet ve Resûlullah’a bağlılık hâkimdi. Çocukluğundan itibaren Allah Resûlü’ne (sav) hizmet etmiş, peygamberlik yıllarında davasına destek olmuş, vefatından sonra da sünnetine bağlı yaşayarak örnek bir ömür sürmüştür.
Kaynaklarda vefat tarihi hakkında farklı rivayetler bulunmakla birlikte, birçok tarihçi onun Hz. Osman’ın (ra) hilafetinin ilk yıllarında vefat ettiğini ve Bakî Kabristanı’na defnedildiğini kaydetmektedir.
Ümmü Eymen (r.anhâ), ömrünü Resûlullah’a (sav) hizmete adamış; sabrın, vefanın, teslimiyetin, fedakârlığın ve Peygamber sevgisinin en güzel timsallerinden biri olarak İslâm tarihinde müstesna bir yer edinmiştir. Onun hayatı; Allah yolunda hizmet eden, emanetin hakkını veren ve vefayı ömrünün sonuna kadar yaşatan bütün müminler için eşsiz bir örnek olmaya devam etmektedir.
Yüce Allah’tan, Ümmü Eymen’in (r.anhâ) ihlasından, sadakatinden, tevekkülünden ve din uğrunda gösterdiği gayretten bizlere de nasip etmesini; kıyamet günü onun ve diğer sahâbe-i kirâmın şefaatine erişmeyi lütfetmesini niyaz ederiz. Âmin.
Temmuz 2026, sayfa no: 15-16-17
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak