Şu fânî dünyâ hayâtında sınavdayız, sınanıyoruz ve sorgulanacağız. Sâhip olduklarımızdan, harcadıklarımızdan, tükettiklerimizden hesâba çekileceğiz. Aslında sâhip olduğumuzu sandıklarımız bizde emânet olan şeyler. Bedenimiz, ömrümüz, aldığımız nefesler, bize sunulan maddî ve mânevî nimetler… Hepsi bizde emânet ve sınav sorusu olarak bize tevdi edilmiş. Bütün bunlar emânet olunca, her şeyin asıl sâhibi Yüce Allah’tır. O, bize bunları emâneten vermiştir. Emânet, berâberinde sorumluluğu getirir. Onun için bunlara ne kadar sâhip çıktığımız, ne kadar yerli yerinde koruduğumuz konusunda sorgulanacağız. Şimdi gelin, Kur’ân âyetleri ışığında nelerden nasıl sınava tâbi tutulacağımızı ve sınavı nasıl kazanacağımızı birlikte okuyalım:
Yüce Yaratıcı, insanı mükemmel ve donanımlı bir şekilde yaratmış, ona diğer varlıklara vermediği pek çok şeyi vermiştir. Akıl gibi bir nimet, ona özel konuşma, anlaşma, kaynaşma, birbirinden istifâde etme, bilgisini geliştirme yetisi vermiştir. Elbette bu verilenlerden de insan sorumludur ve sorgulanacaktır: Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.1 Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.2 Doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi yapıp ettiklerinden sorumlu olur.3 Göklerde ve yerde olanlar Allâh'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesâba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azâb eder. Allah her şeye Kādir'dir.4 Allah, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.5 Tüm bu nimetlerden sorulduğumuzda, Rabbimiz, bize verdiğin sayılı nefesleri, Senin yolunda tüketmeye, emânet olarak bize bahşettiğin organlarımızı Senin emir ve yasakların doğrultusunda kullanmaya gayret ettik, onları maddî ve mânevî zararlı şeylerden korumaya çalıştık diyebilelim.
Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.6 Bu âyetle ilgili tefsirlerimizde şu olay anlatılır: Allah Rasûlü, Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer aç kalıp evlerinde yiyecek bir şey bulamadıklarından bir öğle üstü yâhut bir gece mescide çıktılar, üçü birlikte Ensardan Ebu’l-Heysem’in evine gittiler. O da bahçesindeki ağaçtan hurma indirip suyla berâber onlara ikrâm etti. Hurma yediler, su içtiler. Bunun üzerine Peygamberimiz bu âyeti hatırlatarak şöyle buyurdu: Kıyâmet günü muhakkak bundan sorulursunuz! Kul, kıyâmet günü tencerenin üzerinde bulunandan, duvarın gölgesinden ve ekmekten hesâba çekilir, sorguya çekilir. O gün Yüce Allah şöyle seslenir: Ey âdemoğlu; Ben seni at ve deve üzerinde taşıdım, kadınlarla evlendirdim ve seni kurulup oturur ve başa geçer yaptım bunun şükrü nerede?7 Şimdi düşünelim, evlerinde yiyecek bir şeyler bulunmadığı için mescide çıkmak ve bir dosta gitmek zorunda kalan üç seçkin kişi. Misâfir oldukları evde kendilerine ikrâm edilen hurma ve su. Ve onlar bu iki nimetten sorgulanacaklarını biliyorlar, bunun endîşesini taşıyorlar. Şimdi evleri yiyeceklerle, eşyâlarla dopdolu olan bizler bir düşünelim. Listesini bile tutmaktan âciz kaldığımız bunca kullandığımız ya da kullanmadığımız eşyânın hesâbını vermeye hazır mıyız? O sorgu gününe, Yâ Rab, biz onları helâl yollardan edindik, haram yollarda kullanmamaya özen gösterdik diyebilelim.
Evlâd ü iyâlimiz, mallarımız bizim için birer sınav sorusu, onlardan da sorumluyuz ve onlardan hesâba çekileceğiz. Çoluk çocuk sâhibi olmak da birer sınav sorusudur. Sonuçta onlarla tâbi tutulduğumuz sınavı ya kazanacağız, yâhut kaybedeceğiz! Göklerin ve yerin hükümranlığı Allâh'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir. Yâhut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye güç yetirendir.8 Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin.9 Kendilerini sınamak için, dünyâ hayâtının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır.10 Âile fertleri ve akrabâlarımızla öyle bir hayat yaşayalım ki yarın hesap gününde, haklarını almak için yaka paça olanlar ve birbirlerinden kaçmaya çalışanlar değil; birbirine koşanlar ve elele tutuşup cennete uçanlar olalım.
Acısıyla tatlısıyla yaşadığımız olaylar bizim için birer sınav sorusudur, onlarla da sınanmaktayız ve onlardan da hesâba çekileceğiz. Nimetse şükredebildik mi, nimeti nimetin asıl sâhibinin ölçüleri doğrultusunda kullanabildik mi; külfetse sabredebildik mi, hoşumuza gitmeyen şeyleri Rabbin rızāsını kazanma fırsatı olarak değerlendirebildik mi? Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz.11 Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür.12 İnsanın başına bir sıkıntı gelince Bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimiz zaman: ‘Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir’ der. Hayır; o bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.13 Tedbirimizi alalım, Takdîrine rızā gösterelim. Hayâtın acısı tatlısı, tuzlusu ekşisi ile lezzetli olduğunu bilelim, başımıza gelenleri de ya lütf u kereminden yâhut gizli hikmetindendir diyerek şükür ve sabırla karşılamasını bilelim.
Bize ulaşan dâvetçiler ve onların mesajlarından sorumluyuz. Onlara nasıl karşılık verdiğimizden, o dâvetlerin gereğini yapıp yapmadığımızdan hesâba çekileceğiz: O gün Allah onlara seslenir: ‘Peygamberlere ne cevap verdiniz?’ der.14 Allah peygamberleri topladığı gün, ‘Size ne cevap verildi?’ der.15 And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız.16 Bu sorular bize sorulduğunda, biz o peygamberlerin hakîkati getiren Allah elçileri olduğuna îmân ettik, onları tanıdık ve onları kendimize örnek aldık, onların izinde bir hayat yaşamaya çalıştık, diyebilelim.
İnsanı sınava tâbi tutan ve onu sorumlu kılan Yüce Yaratıcı, ona fırsat vermiş, imkân tanımıştır. İnsana akıl vermiş, doğruyu yanlıştan ayırt etsin, kendisine verilen nimetleri yerli yerince kullansın diye. Kendi yaratılışında ve Kâinâtın her bir satırında sayısız âyetler insan için hakîkati gösteren işâretlerdir. Bütün bunlara rağmen yanlış yapanlar, kötülüklere sapanlar ve saptıranlar yapıp ettiklerinden sorumludur ve hiç kimsenin yaptığı yanına kalmayacaktır:
İnkâr edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azâbı da hafifletilmez. Her inkârcıyı böylece cezâlandırırız. Orada; ‘Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim’ diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azâbı tadınız, zâlimlerin yardımcısı olmaz.17
Allah, doğrulardan doğruluklarını sormak ve inkârcılara can yakıcı azap hazırlamak için bunu yapmıştır.18 İlgililere şöyle emredilir: Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allâh'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun. Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır.19 Mâdem ki bize göre az olsun çok olsun, uzun olsun kısa olsun, bize verilen ömür kadar ve bizim hizmetimize sunulan nimetler kadar sorumlu olacağız, öyleyse dün dünde kaldı bir daha geri gelmez, insan yarına çıkacağını kesin olarak bilemez, o halde ân bu andır, dem bu demdir diyerek ânın kıymetini bilelim ve onu en güzel şekilde değerlendirelim ki yarın hesap gününde sâhip olduklarımız pişmanlık ve hüsran sebebi olmasın.
Allâh’a and olsun ki, uydurup durduğunuz şeylerden elbette sorguya çekileceksiniz.20 İşlediklerinizden, and olsun ki, sorumlu tutulacaksınız.21
O halde gönül dünyâmızı, düşünce dünyâmızı gözden geçirelim ve denetim altında tutalım. Niyet ve düşüncelerimize çekidüzen verelim. Ağzımızdan çıkan sözlere dikkat edelim. Günâha düşmemize sebep olan davranışlardan uzak durduğumuz gibi, bize faydası olmayan, bize sevap kazandırmayan boş-anlamsız söz ve davranışlardan kendimizi uzak tutalım. Alıp verdiğimiz nefeslerimiz başta olmak üzere, sâhiplendiğimiz, tükettiğimiz tüm nimetleri emânet olarak görüp, her şeyin asıl sâhibi Yüce Allâh’ın ölçüleri doğrultusunda kullanmaya gayret edelim. Unutmayalım bu dünyâdan başka bir de öteki dünyâ denilen âhiret var, zerre kadar hayrın da şerrin de önümüze konulacağı diriliş günü var, adâlet terâzilerinin kurulacağı ve hiç kimseye kıl kadar haksızlık yapılmayacak olan hesap ânı var, adâletten şaşmayan mîzan var, müstahak olanlar için cennet ve hak edenler için cehennem var! Vakit geçmeden Huzur’da duralım, fırsat elden çıkmadan tevbeye duralım, hesâba çekilmeden önce kendimizi hesâba çekelim. Buyurun öyleyse bir kez daha tefekkür-ü mevt’e!
Dipnotlar
1 Mülk 67/2.
2 Hıcr 15/92-93.
3 İsrâ 17/36.
4 Bakara 2/284.
5 Enbiyâ 21/23
6 Tekâsür 102/8.
7 İbn Kesîr, Tefsîr.
8 Şûrâ 42/49-50.
9 Enfâl 8/28; Teğâbün 64/15.
10 Tâhâ 20/131.
11 Enbiyâ 21/35.
12 Furkân 25/20.
13 Zümer 39/49.
14 Kasas 28/65.
15 Mâide 5/109.
16 A’râf 7/6.
17 Fâtır 35/36-37.
18 Ahzâb 33/8.
19 Saffât 37/23-24.
20 Nahl 16/56.
21 Nahl 16/93.
Mayıs 2026, sayfa no: 6-7-8-9
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak