Kıymetli kardeşlerim!
Ebû Hureyre’den (ra) rivâyet edilen hadîs-i şerîfte Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
‘Yedi sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ onları hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet gününde Arş'ın gölgesinde gölgelendirir.
- Âdil yönetici, Allâh’a ibâdet ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,
- Gönlü mescidlere bağlı olan kimse,
- Birbirlerini sâdece ve sâdece Allah rızâsı için seven ve bu muhabbetle bir araya gelip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi,
- İctimâî mevkii yüksek olan güzel bir kadın tarafından dâvet edilip kadın kendisini ona arz ettiğinde: ‘Ben Allah'tan korkarım!’ diyebilen kişi,
- Sağ elinin verdiğini sol eli görmeyecek derecede gizlice sadaka veren kimse,
- Hiç kimsenin görmediği bir yerde, Yüce Allâh’ı (lisânen veya kalben) zikredip gözyaşı döken kimse.’[1]
İşte insanların perişân olduğu o günde, güneşin bir mızrak boyu yaklaştığı ve elli bin sene bekledikleri o mahşer gününde, insanlar‘Yâ Rabbi! Bizleri bu mahşer yerinden kurtar, el-emân, el-emân!’ diye yalvaracaklar. Rabbimiz bunun üzerine, ‘Peygamberlerimden birisinden ricâda bulunun, sizler için duâ etsin, umulur ki onlardan birisinin şefâatiyle necâta erersiniz’buyurur. İnsanlar ilk önce Hz. Âdem’in yanına varırlar. ‘Yâ Âdem! Sen bizim atamızsın; n’olur bizlere şefâatte bulun da bu güçlükten kurtulalım’ derler. Âdem (as) ‘Benim Cenâb-ı Mevlâ’ya karşı yüzüm yok. Cennet’te buğdayı yiyince, Allah (cc) bizi Cennet’ten yeryüzüne indirdi. İncir yaprağı ile örtündük. İki yüz sene semâya bakmadan ağladık. Bir gün Muhammed Mustafâ’nın ismi hatırımıza geldi. ‘Yâ Rabbi! İsmi isminle yazılan Muhammed Mustafa hürmetine bizi bağışla.’ dedik. Allah (cc), O’nun yüzü suyu hürmetine bizi affetti. Ben buğdayı yediğim için Allâh’a karşı hiç yüzüm yok, benden vazgeçin, başka peygambere gidin’ der.
İnsanlar, Hz. Nûh’a gelirler. ‘Yâ Nûh! N’olur bizlere duâ et, şefâatçi ol, şu mahşer yerinde elli bin senedir bekleşiyoruz, kurtulalım’derler. Hz. Nûh (as), ‘Ben ümmetimin helâkine bedduâ ettim, hepsi helâk oldu. Allâh’a duâ etmeye yüzüm yok, bir başka peygambere gidin’ der.
Hz. İbrâhim’e varırlar, o da, ‘Benim Allâh’a yüzüm yok’ der. Hz. İsmâil’e, Hz. Mûsâ’ya giderler. Hz. Mûsâ (as), ‘Ben bir kıptîyi öldürdüm. Allâh’a karşı yüzüm yok. Varın gidin bir başka peygambere’ der. Hz. Îsâ’ya varırlar; o da, gittikleri diğer peygamberler de, her birisi farklı mâzeretler söyleyerek Mevlâ’nın huzûruna çıkmaya yüzlerinin olmadığını ifâde ederler.
En sonunda Hz. Muhammed Mustafâ’ya (sav) gelirler. O (sav) ise, ‘Benim de Allâh’a (cc) karşı yüzüm yok ama sizin için duâ edeyim’ buyurur.
Bu esnâda cehennem, halkın üstüne kükremektedir. Cehennem, zebânîlerin elinden boşanır, onu zebânîler tutmaktadır. Zincirlerinden tutmuşlar ama zapt edemiyorlar. Bakmış ki Cehennem Yahudiler, Hristiyanlar, Mecûsîler, beynamazlar, oruç yiyenler, zekât vermeyenler, anasını babasını ağlatanlar gelmiş, Cehennem buna dayanamıyor. Cehennem günahkârların üstüne hücûm edince İbrâhim (as), Arş-ı A’zam’ın direğini tutmuş, ‘Oğlum İsmâil’i de istemem, kendi nefsimi isterim yâ Rabbi!’ diyor.
Her peygamber ‘nefsî, nefsî’ diyor, yalnız Hz. Muhammed Mustafa (sav) secdeye kapanıyor, ‘Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! ‘Ümmetini korkutmam’ diyordun ya, niye korkutuyorsun yâ Rabbi!’ diyerek yalvarıyor.
Cehennem kükrer halkın üstüne,
Ateşler saçılır üstü üstüne,
Muhammed yalvarır bir tek dostuna
Ümmetlerimin hâli nice olur
Âsî ümmetlerimin işi güç olur!
Siz durun, siz durun,
Ben Allâh’ıma varayım.
Ulu dergâhına yüzler süreyim.
Kabûl olmaz ise Kendim yanayım.
Ümmetlerimin hâli nice olur
Âsî ümmetlerimin hâli güç olur.
Kâfirler bile o çetin günde ‘Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik’[2] âyetinin müjdesine sığınacaklardır.
Bir ananın evlâdına şefkatinden daha fazla ümmetine şefkat gösteren, bizler için böyle çırpınan Muhammed’imizden ayırma bizleri yâ Rabbi. Ravza’sına varıp, eşiğine yüz sürmeyi, O’nu ziyâret etmeyi, Beytullâh’ı tavâf etmeyi nasîp et bizlere yâ Rabbi! (Âmîn)
Hamd olsun âlemlerin Rabb’i olan Allâh’a.
Temmuz 2026, sayfa no: 42-43
[1] Buhari, Ezan 36; Zekât 16; Rikak 24; Hudüd 19; Müslim, Zekât 91; Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2.
[2] Enbiya 21/107.
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak