Ara

Okul Öncesi Çağda Akran Zorbalığı ve Çözüm Yolları / Rabia Kara

Okul Öncesi Çağda Akran Zorbalığı ve Çözüm Yolları / Rabia Kara

Okul öncesi eğitim kurumları veya oyun parkları, dışarıdan bakıldığında sadece neşeli kahkahaların yükseldiği, masum oyunların oynandığı alanlar gibi görünür. Yetişkin dünyasından bakınca, çocukların kendi aralarındaki sürtüşmeler, paylaşma krizleri ya da anlık küsmeler genellikle "Çocuktur, oynarken tartışırlar." denilerek geçiştirilir. Oysa dikkatli bir gözle incelendiğinde, ileride karşımıza devasa bir sorun olarak çıkacak olan "akran zorbalığı" kavramının ilk minik ayak sesleri tam da bu yaşlarda, o masum oyunların arasında duyulmaya başlar. 

Toplumda zorbalığın genellikle ilkokul veya ortaokul yıllarında, çocukların güç algısını tam olarak kavradığı dönemlerde başladığına dair yanlış bir inanış vardır. Ancak okul öncesi dönem (3-6 yaş), akran zorbalığının henüz "fiziksel bir şiddet" veya "sistemli bir baskı" hâlini almadan, ilişkisel olarak filizlendiği kritik bir evredir. Bir çocuğun arkadaşını sürekli olarak oyun grubuna almaması, "Eğer onunla oynarsan seninle küserim." diyerek psikolojik sınır çizmesi ya da "Sen çirkinsin, bizim masamıza oturamazsın." gibi dışlayıcı ifadeler kullanması basit birer oyun krizi değildir. Bunlar, çocuğun güç kullanarak diğerini ezme güdüsünün ilk sinyalleridir.

Tam da bu noktada, yüzyıllar öncesinden günümüze ışık tutan İmam Gazali’nin çocuk eğitimine ve ahlak terbiyesine dair yaklaşımını hatırlamak gerekir. İmam Gazali, çocuk kalbini tertemiz bir cevhere benzeterek şöyle der: 

"Çocuk, anne ve babasının yanında bir emanettir. Onun temiz kalbi kıymetli, saf ve sade bir cevherdir; her nakşı kabul eder ve kendisine meylettirilen her şeye yönelir."

Bu paha biçilemez tespitten yola çıkarak şunu sormamız gerekir: O saf ve sade cevher, nasıl oluyor da daha yolun çok başında arkadaşını dışlayan, onu duygusal olarak hırpalayan bir yapıya bürünüyor? Çocuklar doğuştan zorba olarak dünyaya gelmezler. Çevresinde gördüğü güç savaşlarını, ekranlardan süzülen çatışmaları veya farkında olmadan ebeveynlerinden kopyaladığı davranışları emen çocuk, o temiz levhaya ilk yanlış nakışları işlemeye başlar. Biz yetişkinler "Çocuktur, yapar." diyerek bu davranışları görmezden geldiğimizde, aslında o yanlış nakışların kalıcı olarak kazınmasına izin vermiş oluruz. 

Yine İmam Gazali’nin çok net ifade ettiği gibi: 

"Başlangıçta kötülüğün önüne geçmek, o kötülük yerleşip kökleştikten sonra onu söküp atmaktan çok daha kolaydır." 

İşte okul öncesi eğitimcilerinin ve ebeveynlerin asıl sorumluluğu, o kötülük henüz kök salmadan müdahale edebilmektir. Eğer 4 yaşındaki bir çocuğun akranını dışlama eğilimini vaktinde fark edip ona empatiyi, sınır koymayı ve paylaşmanın güzelliğini doğru bir dille öğretemezsek; o davranış ilerleyen yıllarda söküp atması çok zor bir zorbalık ağacına dönüşecektir. Erken müdahale, bir çocuğun gelecekteki tüm ilişkilerini, dolayısıyla toplumun genel ahlak ve huzur yapısını kurtarmak demektir.

Sonuç olarak; okul öncesindeki o minik ayak seslerini duymak, sadece bir sınıf yönetimi becerisi değil, geleceğe bırakılacak en büyük sorumluluktur. Çocuklarımızın kalbindeki o saf cevheri korumak, onlara sadece harfleri veya sayıları öğretmekten çok daha hayatidir. Unutmayalım ki çocuklukta atılan küçük adımlar, büyüdüklerinde yürüyecekleri yolların yönünü belirler. 

En Büyük Rol: Ailelerin Sorumluluğu (Evdeki Ayna) 

Bu süreçte kuşkusuz en büyük ve en önemli rol ailelere düşmektedir. Çocuk evde neyi deneyimlerse, okuldaki akranına da onu yansıtır; ev âdeta bir aynadır. Eğer aile içinde problemler bağırarak, cezalandırarak, küserek ya da "Ben güçlüyüm, benim dediğim olacak." mantığıyla çözülüyorsa çocuk da okul öncesi sınıfında arkadaşına aynı yöntemi uygular. Aileler, evdeki güç dilini kontrol etmeli; çocuğa sınırları, kuralları ve sevgiyi saygılı bir iletişimle aşılamalıdır. 

Zorbalığa Maruz Kalan Çocuk Ne Yapmalı? 

Peki, bu durumla karşılaşan çocuk nasıl davranabilir? Mağdur olan çocuğun ezilmesini ve içine kapanmasını önlemek için ona haklarını ve sınır çizmeyi öğretmeliyiz. Çocuk, arkadaşı kendisine istemediği bir davranışta bulunduğunda sessiz kalmak ya da ağlamak yerine; net bir ses tonuyla, gerekirse elini "dur" şeklinde uzatarak "Hayır, bundan hoşlanmıyorum ve şu an bana saygısızlık yapıyorsun." diyebilmelidir. Eğer çocuk bunu tek başına çözemiyorsa, durumu hemen öğretmeniyle veya ailesiyle paylaşmalıdır. Çocuğa bunun bir "ispiyonculuk" değil, kendi hakkını ve sınırlarını korumak adına atılması gereken sağlıklı bir adım olduğu doğruca anlatılmalıdır.

Çocuklarla Kim, Nasıl Konuşmalı? 

Hem zorbalık eğilimi gösteren hem de buna maruz kalan çocukla iletişim kurarken yetişkinlerin (öğretmenlerin ve ebeveynlerin) dili asla yargılayıcı ve etiketleyici olmamalıdır. Zorbalık yapan çocuğa "Sen kötü bir çocuksun." demek, o davranışı daha da kemikleştirir. Bunun yerine, yaptığı davranışın arkadaşında bıraktığı etkiye ve duyguya odaklanılmalıdır: "Sen arkadaşını oyuna almadığında o kendisini çok yalnız ve üzgün hissetti. Sen böyle hissetseydin ne yapardın?" gibi sorularla çocukta empati tohumları ekilmelidir. Konuşmalar suçlayıcı bir tonla değil; tamamen farkındalık, duygu paylaşımı ve onarıcı bir dille yürütülmelidir.

Temmuz 2026, sayfa no: 9-10-11

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak