İstanbul'un kadîm semtlerinden biri olan Tophane, târihiyle, mîmârîsiyle, kültürüyle, sosyal hayatıyla her dönemde şehrin canlı, renkli ve dinamik yüzlerinden biri olmuştur. Târihte pek çok ilk ya burada ya da buranın yakın çevresinde gerçekleşmiştir. Öyle ki Tophane semtiyle ilgili zaman içerisinde bazı darbımeseller bile oluşmuş. İşte bunlardan bir tânesi: "Tophane Çeşmesi'nden bir kez su içen kişi, ölene kadar İstanbul hasreti çeker.” Bizans döneminde de önemli bir yerleşim alanı olan semt, savunma sanâyimizin temelini oluşturan Tophane-i Âmire'nin burada yer almasıyla daha da gelişmiştir. Daha sonraları Anadolu'dan getirilen insanlarla bölgenin Müslüman nüfûsu sürekli takviye edilerek demografik olarak da güçlendirilmiştir. Rivâyetlere göre III. Murad Han'ın müneccimbaşısı olan Takiyüddîn Efendi'nin 1579 senesinde kurduğu rasathane, yeri tam olarak bilinmemekle berâber Tophane sırtlarındadır. Evliya Çelebi'ye göre, Hezârfen Ahmed Çelebi 1632 yılında lodoslu bir havada, Tophane'nin az ötesinde yer alan Galata Kulesi'nden uçarak Üsküdar Doğancılar'a inmiştir. Bu bilgi kesinlik kazanmış olmasa da semtin kültüründe, târihinde belli bir yeri vardır.
Tophane’nin gerçek silüeti Kānûnî Sultan Süleyman döneminde oluştu. Bu dönemde Tophane’nin merkezinde câmi, sıbyan mektebi, medrese, hamam, sebil ve türbeden meydana gelen bir külliye inşâ edildi. Kaptan-ı Deryâ Kılıç Ali Paşa tarafından sâhile çok yakın bir noktada inşâ edilen külliye Mimar Sinan eseridir. 1580 târihlidir. Bânî Kılıç Ali Paşa (ö.1587), İtalyan asıllıdır. İtalya'nın Kalabriya bölgesinde Giovanni Dionigi Galeni adıyla doğmuş, genç yaşta denizciler tarafından esir alınmış, Müslüman olduktan sonra Uluç Ali adıyla tanınmıştır. 1571 yılındaki büyük İnebahtı Deniz Savaşı'nda Osmanlı donanması ağır bir yenilgi alırken, kendi komutasındaki gemileri başarıyla kurtarmıştır. Bu başarısı üzerine Sultan II. Selim ona "Kılıç" unvânını vermiş ve kendisini Kaptan-ı Deryâlığa getirmiştir.
Mîmârî Açıdan Ayasofya'ya Benzetilir
Evliya Çelebi, XVII. yüzyılın ilk yarısında İstanbul’u tasvîr ederken bir selâtin câmii hüviyetindeki Kılıç Ali Paşa Câmi-i Şerîfi için, “İstanbul’da başka bir benzeri yoktur” diyerek yapının Ayasofya’ya benzediğine işâretle, mîmârîsi, iç süslemesi ve mefrûşâtı hakkında çarpıcı bilgiler verir. Semavi Eyice ise mâbed ile ilgili makālesinde, Kılıç Ali Paşa Câmii’nin basit bir taklit değil de Ayasofya mîmârîsinin geliştirilmiş, statik bakımdan çok daha güvenli bir aşaması olduğunu zikreder. Kılıç Ali Paşa Câmi-i Şerîfi pencere üstü yazıları ve diğer bütün yazıları Karahisârî ekolünün son temsilcileri arasında gösterilen Demircikulu Yûsuf Efendi'ye āittir. Özellikle cümle kapısı üzerindeki muhteşem müsennâ celî sülüs yazısı emsâlsizdir. Şöyle yazıyor levhada: Kālallâhu “hāliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl” [Zümer, 62.] Sadakallâhü’l-aziym. (Allah her şeyin yaratanıdır. O her şeye vekîl’dir.) Mihrap yazısının üstünde çini bir madalyon içerisinde tekrar olarak yazılan “Yâ Hannân! Yâ Mennân!” niyazları da Osmanlı çini sanatının ve hat dehâsının aynı kompozisyonda yer alan en zarîf örneklerinden biridir.
Yûsuf Efendi'nin kabri ve sütun tarzındaki mezar taşı, civarda bulunan ve Tophane-i Âmire'nin hemen karşısında yer alan Karabaş Mustafa Ağa Câmi-i Şerîfi hazîresindedir. Demircikulu Yûsuf Efendi hüsn-i hattı, Ahmed Karahisârî’nin çırağı Derviş Mehmed’den (Ö. 1000/1592) öğrenmiş. Bu durumu sağlığında yazdığı mezar taşında da belirtmiştir. Şöyle yazıyor sütun tarzı mezar taşı kitâbesinde: “Teveffi el-Merhûm Hattat Yûsuf/ eş-Şehîr be-Demirci Kulu Tilmizi Derviş/ Mehmed min-Telâmîzi Ahmed el-Karahisârî/ Sene:1020 /1611” Yûsuf Efendi'nin mezar yerini, 2007 senesinde rahmetli Beynun Akyavaş hocamızla birlikte tesbît etmiş ve kitâbesini okumuştuk.
Güzellikler Meşheri Bir Çeşme
Kılıç Ali Paşa Câmi-i Şerîfi'nin az ötesinde, Beşiktaş yönünde Tophane Meydan çeşmesi bulunur. 1732 yılında inşâ edilen Tophane Çeşmesi sâdece semtin değil İstanbul'un da belli başlı sembolleri arasındadır. Târih kitabesi şâir Nahifi’ye āit olan ve güzellikler meşheri diyebileceğimiz bu güzel çeşme I. Mahmud Han Çeşmesi adıyla da bilinir. Çeşmenin az ötesinde 1848 târihli Mecidiye Kasrı bulunur. Onun hemen yanı başında inşaatı 1823’te başlayıp 1826’da tamamlanan Nusretiye Câmii yer alır. Câminin arka kısmında, sâhil tarafında, yine 1848 târihli bir saat kulesi bulunur. Bu saat kulesi gümrük depoları civârında kaldığı için uzun yıllar toplum hayatından koparılmıştı. Civarda yapılan çalışmalar esnâsında tekrar meydana çıktı. Bir zamanlar Boğazkesen top bataryalarının konuşlandırıldığı alana Cumhuriyetin ilk yıllarında Ford otomobilleri montaj fabrikası kuruldu. Randıman alınamayan ve kısa sürede kapanan fabrikanın yeri uzun bir süre gümrük alanı olarak kaldı. Yakın zamâna kadar Amerikan Pazarı ve Gümrük Antrepoları olarak faaliyet gösteren bölge günümüzde Galata Port’a ev sâhipliği yapmaktadır.
Hazîrelerimiz, Hazînelerimizdir
Böyle uzun bir girişi Tophane'nin kuş bakışı fotoğrafını çekmek maksadıyla yaptık. Yukarıda kısaca değindiğimiz târihî ve kültürel mîrâs semtin bir bakıma görünen yüzü. Peki ya görünmeyen yüzü? Bu yazıda tadımlık da olsa semtin görünmeyen, pek bilinmeyen taraflarına göz atmaya çalışacağız. İlham kaynağımız rahmetli Fazıl İsmail Ayanoğlu'nun 84 yıl önce kaleme aldığı, “Vakıflar İdaresince Tanzim Ettirilen Tarihli Makbereler” isimli makālesidir. Evet, dünyâ ile âhiret stadında son nokta, ince bir çizgi olan mezarlık alanlarında, hazîrelerdeyiz. Bakalım medeniyetimizin sessiz tanıkları mezar taşları bizlere neler fısıldıyor? Kılıç Ali Paşa Câmi-i Şerîfi’nin kıble yönünde genişçe sayılabilecek bir hazîresi vardır. Hazîre, târihî seyir içinde bânî Kılıç Ali Paşa Türbesi çevresinde şekillenmiştir. Hazîre ne demek? Genellikle câmi, tekke, türbe veya medrese gibi dînî yapıların avlularında bulunan, çevresi duvar veya parmaklıkla çevrili küçük mezarlık alanlarına verilen addır. Hazîrelerde daha ziyâde ilgili hayır eserlerinin bânîleri, görevlileri, yakınları, devlet ileri gelenleri, kıymetli ilim ve sanat erbâbı medfundur. Bu sebeple buralara hazînelerimiz de deniyor. “Hazîrelerimiz, hazînelerimizdir.” sözü bir deyim hâline gelmiştir. Bu nükteyi anlamayan, hazîre ile hazîne arasındaki farkı ayırt edemeyenler olabilir mi? Elbette olabilir. Böyle bedbahtlar, vandallar olmasaydı târihî kabristanlarımız, hazîrelerimiz köstebek yuvası gibi delik deşik edilir miydi?!
Civarda bulunan Ebul Fazıl Câmi-i Şerîfi ve İstiklal Caddesi’nde yer alan Hüseyin Ağa Câmi-i Şerîfi hazîresindeki mezar taşları vaktiyle Kılıç Ali Paşa Câmi-i Şerîfi hazîresine nakledilmiştir. Bu mezar taşları arasında vaktiyle Cihangir Yokuşunda bir câmi inşâ ettiren Ebul Fazıl Mehmed Efendi'nin makam mezar taşı da vardır. Mezar taşında şu ifâdeler yer alır: “Sâhibül hayrat vel hasenât/ El-merhum el-meğfur leh/ Ebü'l-Fazl Mehmed Efendi'nin/ Rûhiçün el-Fâtiha/ Sene: 961/1554” Bu târih Ebulfazl Mehmed Efendi Câmii’nin inşâ târihini vermektedir. 1990’lı yıllarda yeniden ihyâ edilen Ebul Fazıl Câmi-i Şerîfi bânîsi, İdris-i Bitlisî'nin evlâdı Ebul Fazıl Mehmed Efendi'nin makam türbesi ve mezar taşı aradan geçen bunca zaman zarfında maalesef aslî yerine taşınamamıştır. Bu durumu evvelce birkaç yazımda dile getirmiştim. Varsa bir hükmü ilgililere tekrar buradan hatırlatmış olalım. Belki bu garâbete son verecek bir vefâ ehli çıkar. Kim bilir?!
Denizciler, Topçular Burada Medfun
Kılıç Ali Paşa Câmi-i Şerîfi Hazîresinde yer alan ve ilk bakışta dikkatleri hemen üzerine çeken kabir Ateş Mehmed Paşa’ya āittir. Denizcilere has, kırılmış kalyon direği ve parçalanmış yelken tasvirli lahit mezarı, fırtınada yara almış, harap vaziyetteki yelkenli bir gemiyi canlandırmaktadır. Gemi bu hâliyle ziyâretçilerine ecel teknesini hatırlatır. Asker mezar taşı formları bakımından nâdir örneklerdendir. Paşa, Osmanlı denizcisidir. Trabzon doğumludur. Çekirdekten kalyoncu denizci olarak Tersâne-i Âmire'de yetişmiştir. 1863-1865 döneminde kaptan-ı deryâ olarak görev yapmıştır. Cesâreti dolayısıyla kendisine "Ateş" lakabı verilmiştir.
Ateş Mehmed Paşa'nın yelken şeklindeki âbidevî şâhidesinde şu ifâdeler yazılıdır:
Âh mine’l-mevt!
Çalışup tâ’ata ummân-ı günaha dalmaz
Fikreden furtuna-i mahşeri her subh u mesâ
İşte yelkenlendi liman-ı bekâ eyvâh
Genç iken zevrak-ı cism-i Kapudan-ı deryâ
Emr-i Tersâneyi usretden ederdi tahlîs
Zâtını bâd-ı ecel eylemeseydi ifnâ
Sıdk u ihlâsını fehm ile kim etdi hemdem
Alî Paşa gibi bir seyf-i gazâya Mevlâ
Mâtemi asker-i bahriyeyi kıldı giryân
Ola mustağrak-ı rahmet o müşîr-i vâlâ
Şekl-i girdâb ile târîhini yaz ey Safvet
Su-yi Firdevse pupa gitdi Mehmed Paşa
Sene: 1281/1865
Ünlü riyâziyeci (matematikçi) Hasan Fuad Paşa’nın kabri de buradadır. Paşa, Kafkas asıllıdır. Teğmen olarak mezun olduktan sonra yaklaşık yarım asra yakın askerî rüşdiyelerde, idâdîlerde ve maarif mekteplerinde matematik hocalığı yaptı. Kaleme aldığı eserleri, zamânının en iyi ders kitapları oldu. Sütun tarzındaki mezar taşında şu ifâdeler yer alır:
Hûve’l-Bâkî
Medfûn bu kabr-i pür-sükûnda
Âzâde-i germ ü serd-i dünyâ
Zanoğlu Sefer Paşa hafîdi
Hacmuk Hasan Fu’âd Paşa
Üstâd idi fenn-i hendesîde
Ma‘rûf idi her tarafda nâmı
İrfân-ı bülendi ederdi
Hakkında teveccüh-i enâmı
İlminden ederken istifâza
Binlerce heves-kârân-ı irfân
Ol hârika-i zekâ bugün bak
Topraklar içinde oldu pinhân
Bir âh ilâve eyleyince
Târîh-i vefât olur kemâ hiye
Bu mısrâ‘-ı gevherin hesâb et
Terk etdi Hasan Paşa fenâyı
Sene: 1328/1911
Zülfikâr Motifli Nâdir Bir Örnek
Kılıç Ali Paşa Türbesi ile Hamam arasındaki bölümde Zülfikâr motifi işlenmiş lahit türü bir mezar dikkatleri üzerine çeker. Yazıları deforme olduğu için kime āit olduğunu bir türlü tesbît edemediğimiz bu mezar bir askere āit olmalı. Muhtemelen denizci. Kılıç Ali Paşa Câmi-i Şerîfi hazîresinde, Hz. Ali Efendimizin kılıcı Zülfikâr, hakîkaten mânidar ve görülmeye değer. Bugüne kadar mezar taşlarına, lahit kapaklarına işlenmiş kama, hançer, kılınç benzeri motifler/semboller çok gördüm ancak böylesi bir Zülfikârın eşine rastlamadım diyebilirim. Hazret-i Celâleddîn Rûmî’nin diliyle Zülfikârın hatırlattığıdır: “Tut ki, Ali'den mîrâs kaldı sana Zülfikâr/ Sende Ali'nin yüreği yoksa Zülfikâr neye yarar?!” Hazîredeki denizci ve topçu mezarlarının yoğunluğu Kılıç Ali Paşa’nın denizci bir asker olmasıyla, Tophane-i Âmire’nin ve vaktiyle topçu kışlasının civarda bulunmasıyla açıklanabilir.
Yazımızı ömrünü târihî mezarlıklara ve mezar taşlarına vakfeden Fâzıl İsmâil Ayanoğlu üstâdımızın vecîz ifâdesiyle nihâyete erdirelim: "Ortada mevcut yüksek san'at ābidelerimiz, faraza olmasaydı bile, mezarlıklarımızda bulunan nihâyetsiz eserler bu milleti medeniyet göklerine çıkarmağa kâfî gelirdi." Cenâb-ı Mevlâmız bânî Kılıç Ali Paşa’ya ve civarda medfun bulunan cümle ehli İslâm'a ganî ganî rahmet eylesin, mekânları cennet, makamları âlî olsun inşâallah. Başka bir yazıda, keşif yolculuğunda buluşmak dilek ve duasıyla hoşça bakın zâtınıza efendim.
Yararlanılan Kaynaklar:
Fazıl İsmail Ayanoğlu, Vakıflar İdaresince Tanzim Ettirilen Târihlî Makbereler, Vakıflar Dergisi, Sayı: 2, 1942.
Fazıl İsmail Ayanoğlu, Fatih Devri Ricali Mezar Taşları ve Kitabeleri,
Vakıflar Dergisi, Sayı:4, Ankara, 1958.
Fazıl İsmail Ayanoğlu, (Yay. Haz. Seyit Ali Kahraman), Târihî Mezar Taşları, İstanbul (2) İBB Kültür Yay. İstanbul, 2022.
Semavî Eyice, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, TDVİA, c.25, Ankara, 2022.
Uğur Derman, Kalem, İslâm Düşüncesi, Sayı 3. 1967.
Reşat Ekrem Koçu (Haz.), Fuad Paşa (Hasan) İstanbul Ansiklopedisi, c.11, İstanbul, 1973.
Haziran 2026, sayfa no: 58-59-60-61-62
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak