İnsan, kendi değerinin farkında olmalı; sevgisini, emeğini ve vaktini, değersizleştiren yerlerde tüketmemeli. Her kapıyı hep açık tutmak erdem değildir bazen. Çünkü bazı şeyler, insanın huzurunu yavaş yavaş eksiltir. Bu yüzden kişi, kırıldığı yerde susmayı, yorulduğu yerde durmayı ve bitmesi gereken şeyleri vakti geldiğinde bitirmeyi bilmeli. Zira kendine saygı duymak, bazen gitmeyi göze alabilmektir.
Sürekli vermek, insanın içindeki gücü ve huzuru fark ettirmeden tüketir. Çünkü insan yalnızca fedakârlık yaparak değil, değer görerek de ayakta kalır. Hep anlayan, hep alttan alan, hep sabreden taraf olmak bir süre sonra gönülde ağır bir yorgunluğa dönüşür. İnsanın ruhu, sadece yük taşımak için yaratılmamıştır. Sürekli tahammül etmek de böyledir. Elbette sabır kıymetlidir; fakat sabır, insanın kendini yok sayması değildir. Her kırgınlığı içine atmak, her yanlış davranışı sineye çekmek, zamanla insanın kendi değerini unutmasına sebep olur. Çünkü bazı suskunluklar huzur getirmez; sadece insanı içten içe tüketir.
Kırmaktan çekinip kırılmamak için sürekli susmak da görünmeyen bir yorgunluk bırakır kalpte. İnsan bazen konuşmadığı her cümleyi içinde taşır. Söyleyemediği kırgınlıklar birikir, birikir ve sonunda sessiz bir mesafeye dönüşür. Oysa nezaket, insanın kendi kalbini incitmesine dönüşmemelidir.
Sürekli hüsn-ü zan etmek de insanı yorar. Her davranışa iyi bir anlam yüklemeye çalışmak, her hatayı mazur görmek, her kırgınlığı “belki de öyle demek istemedi” diye açıklamak… Bu bir yere kadar güzeldir. Fakat insan gerçeği görmekten kaçtıkça kendini yormaya başlar. Çünkü kalp, hep iyi niyetle ayakta durabilir; ama sürekli hayal kırıklığını taşımakta zorlanır.
İnsan merhametli, anlayışlı ve güzel niyetli olmalı elbette. Ama bütün bunları yaparken kendi kalbini yok saymamalı. Çünkü insan, kendine karşı da adil olmak zorundadır.
İnsanı hayatında en çok yoran şey, bazen yükler değil, insanlar. Birini kaybetmemek için kendinden taşacak kadar verdiğinde, aslında fark etmeden kendinden eksilmeye başlıyorsun. Ve bir bakmışsın, tutmaya çalıştığın şey dururken, sen yavaş yavaş kendinden uzaklaşmışsın.
Fazla anlayış değersizleşmeye, fazla affetmek alışkanlığa, sürekli alttan almak ise görünmez olmaya dönüşüyor.
Sen susmayı seçtikçe, karşındaki konuşmanın sınırını kaybediyor.
Sen toparlamaya çalıştıkça, o dağıtmaktan vazgeçmiyor.
Ve en acısı da şu: İnsan en derin yarayı, en sevdiklerinden alıyor.
Günün sonunda şunu öğrendim ki: Herkes kalbime aynı mesafede durmayı hak etmiyor, herkes aynı yerden seslenmiyor bana. Tadımı kaçırmaya, içimdeki neşeyi ağır ağır soldurmaya, huzuruma gölge düşürmeye, günümün ışığını kısmaya, kalbimdeki şevki damla damla tüketmeye çalışan insanlardan uzaklaşmayı seçtim. Ve huzurumu da kimseye emanet etmemeyi…
Birini kaybetmemek uğruna kendinden vazgeçmek, kazanmak değil; en büyük kayıptır.
Sevgi insanı eksiltmez, çoğaltır.
Eğer eksiliyorsan, orada sevgi değil alışkanlık vardır.
Evet, bu kâinatta bir toz zerresiyiz. Ama bu, kendimizi hiçe saymak demek değil. Aksine, bu kısa ömrün, bu emanet kalbin kıymetini bilmek demek.
Ölüm var! Vakit en büyük nimet. O vakti, kalbimizi hoyratça harcayanlar için tüketmek büyük israf…
Artık hayatımda bir ölçüm var:
Varlığıyla içimde bahar açtıran, omuzlarımdan yük alan, kalbime huzur bırakan insanlar; onlar kalsın.
Yokluğuyla hayatımdan hiçbir şey eksiltmeyen, yokluğu boşluk oluşturmayanlar hayatımdan çıksın.
Şükür ki Allah beni bulunduğum yerden çıkarıp Kendisine yöneltti. Bu bir kopuş değil, kaderin bana açtığı kapıydı. Anladım ki her şey O’nun takdiriyle yer değiştiriyor, her yol O’nun dilemesiyle açılıyor. Allah ne dilerse en hayırlısı odur. O, kulunun yolunu açmak isterse insanları, imkânları ve menzile ulaştıracak sebepleri de birlikte yaratıyor.
Kalkmak için yola düşen insan, yalnız kalmaktan korkmaz. Çünkü onun en büyük kalabalığı, hakikatin sesini taşıyan en sadık yoldaş olan vicdanıdır. Kalabalıkların gürültüsü susar, dostlar birer birer dağılır; fakat vicdanın sesi insanın içinde yaşamaya devam eder. Hak yolda yürüyen için bu ses, binlerce omuzdan daha güvenli bir dayanak, binlerce dosttan daha sadık bir arkadaştır.
Yolu da umudu da belirleyen Rabbimiz! İnsan bazen karanlıkta kaldığını zannetse de, Sen hiç ummadığı anda gönlüne bir kapı aralar, yeniden ışık verirsin… Kalbimizi şaşkınlıkta bırakma, bizi ümitsizliğe düşürme. Bize, gördüğümüzde Seni hatırlatan, Seni unutturmayan hakîki dostlar nasip et. Bizi rızana çıkan yollara yönlendir, gönlümüze inşirah ve hayırlı bir istikamet ver.
Temmuz 2026, sayfa no: 18-19
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak