Ara

Kelâmın Zarafeti: Fuzûlî’den Gönül Terbiyesi Dersleri / Kübra Nur İşcan

Kelâmın Zarafeti: Fuzûlî’den Gönül Terbiyesi Dersleri / Kübra Nur İşcan

Muhterem Hanımefendiler,

İnsan, yalnızca yaşadığı çağın değil, aynı zamanda dinlediği sözlerin ve taşıdığı hislerin de evladıdır. Bu sebepledir ki kelâm, sadece dudaklardan dökülen sesler değil; gönülden gönüle uzanan ince bir köprüdür. Bir söz bazen bir ömrü ihya eder, bazen de bir kalbi tamir eder. İşte böylesi bir kelâm zarafetinin en nadide temsilcilerinden biri de Türk-İslam edebiyatının müstesna şairi Fuzûlî’dir. Asırlar evvel yaşamış olmasına rağmen bugün hâlâ gönüllere seslenebilen Fuzûlî, yalnızca bir şair değil; aynı zamanda bir gönül terbiyecisidir.

Onun şiirlerinde aşk vardır; fakat bu aşk, yalnızca beşerî bir muhabbet değildir. O, insanı kemâle ulaştıran, nefsin sert köşelerini yumuşatan ve kalbi hakikate hazırlayan bir mekteptir. Modern dünyanın süratle akan zamanında sabır, belki de en çok kaybettiğimiz meziyetlerden biridir. Hâlbuki Fuzûlî’nin mısralarında sabır, aşkın ayrılmaz bir refiki olarak karşımıza çıkar. O, çekilen sıkıntıları bir yük değil, insanı olgunlaştıran bir imtihan olarak görür. Çünkü bilir ki gönül, ancak beklemeyi öğrendiğinde derinleşir; ancak tahammül ettiğinde genişler. 

Bugün bizler de hayatın türlü meşguliyetleri arasında çoğu zaman acele hüküm veriyor, acele kırılıyor ve acele yoruluyoruz. Oysa Fuzûlî’nin dünyasına kulak verdiğimizde, her şeyin bir vakti olduğunu öğreniyoruz. Çiçeğin açmasının, meyvenin olgunlaşmasının ve insanın kemâle ermesinin bir zamanı vardır. Hiçbir güzellik aceleyle meydana gelmez. 

Fuzûlî’nin gönül terbiyesine dair verdiği bir diğer ders ise inceliktir. Zarafet, yalnızca giyimde yahut görünüşte değil; sözde, tavırda ve bakışta da kendini gösterir. Nitekim onun şiirlerinde kaba bir ifade, kırıcı bir üslup yahut hoyrat bir yaklaşım görmek mümkün değildir. Çünkü gerçek nezaket, insanın iç dünyasında filizlenir. Kalbi güzelleşen kişinin sözü de güzelleşir. 

Günümüzde iletişim araçlarının çoğalmasına rağmen insanların birbirini anlamakta zorlanması, belki de kelâmın ruhunu kaybetmemizden kaynaklanmaktadır. Çok konuşuyor; fakat az dinliyoruz. Çok yazıyor; fakat az hissediyoruz. Fuzûlî ise bize sözün yalnızca söylenmek için değil, hissedilmek için var olduğunu hatırlatıyor. Her cümlenin bir edebi, her hitabın bir ahlâkı olduğunu öğretiyor. 

Hanımefendiler, 

Kadim medeniyetimizde kadın, yalnızca bir evin değil; aynı zamanda bir kültürün, bir terbiyenin ve bir zarafetin taşıyıcısı kabul edilmiştir. Nesillerin karakteri büyük ölçüde annelerin dilinde şekillenmiştir. Bir çocuğun ilk duyduğu ninni, ilk işittiği dua ve ilk öğrendiği nezaket, çoğu zaman annesinin gönlünden süzülüp gelen kelâmlarla hayat bulmuştur. Bu sebeple kelâmın zarafetini yeniden hatırlamaya ihtiyacımız vardır. Evlerimizde daha incelikli konuşmaya, kırmadan uyarmaya, yargılamadan anlamaya ve sevgiyi sözle de hissettirmeye muhtacız. Çünkü gönül terbiyesi yalnızca kitaplardan öğrenilmez; güzel sözlerle, güzel örneklerle ve güzel hâllerle nesilden nesile aktarılır. 

Fuzûlî’nin asırları aşan sesi bugün bize şunu fısıldamaktadır: İnsan, kalbinin derinliği kadar insandır. Aşk ile yumuşayan, sabır ile olgunlaşan ve nezaket ile güzelleşen bir gönül, dünyada bırakılabilecek en kıymetli mirastır. Öyleyse geliniz, kelâmımızı zarafetle süsleyelim; sözlerimizi merhametle yoğuralım ve gönüllerimizi incelikle terbiye edelim. Zira güzel söz, yalnızca kulağa değil; ruha da şifa olan en kıymetli emanetlerden biridir. 

Efendim, hoşça bakın zatınıza…

Ağustos 2026, sayfa no: 22-23

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak