Ara

Eylülü Beklemeden: Hayatın Ritmine Yeniden Dönmek / Eğitim Danışmanı Zehra Okcanoğlu

Eylülü Beklemeden: Hayatın Ritmine Yeniden Dönmek / Eğitim Danışmanı Zehra Okcanoğlu

Başlamak için her zaman yeni bir aya değil, bazen yalnızca küçük bir karara ihtiyaç vardır.

Ağustos, takvimde yalnızca yazın son ayı olarak durmaz. Bir tarafında hâlâ tatilin genişliği, uzun akşamlar, ertelenen sabahlar ve yavaş akan günler vardır; diğer tarafında ise yaklaşan yeni dönem, yeniden başlayacak sorumluluklar, okul hazırlıkları, işlerin hızlanması ve hayatın kendi düzenine dönme çağrısı… Bu yüzden ağustos, iki zaman arasında duran sessiz bir eşik gibidir. İnsan henüz tatilden bütünüyle çıkmamıştır ama eski serbestliğin sonsuza kadar devam etmeyeceğini de hissetmeye başlamıştır. 

Belki de bu yüzden ağustos ayı birçok insanda tarif edilmesi zor bir duygu bırakır. Tatil bitiyor diye küçük bir hüzün duyulur, yeni dönem yaklaşırken hafif bir telaş başlar, yapılması gerekenler hatırlanır ama insan yine de kendisine şöyle der: 

“Eylülde başlarım.” Eylülde daha erken kalkacağım… Eylülde düzenli okuyacağım… Eylülde spora başlayacağım… Eylülde ekran süremi azaltacağım… Eylülde çocuğumun programını oluşturacağım… Eylülde hayatımı yeniden toparlayacağım… 

Aslında bu cümlelerin çoğu, ne yapmamız gerektiğini bilmediğimiz için kurulmaz. İnsan çoğu zaman neyi değiştirmesi gerektiğinin farkındadır. Fakat değişimi belirli bir tarihe bağlamak, bugünün sorumluluğunu biraz daha ileriye bırakmayı kolaylaştırır. Pazartesiler, ayların başlangıçları, yeni yıllar ve yeni dönemler bu yüzden insanın zihninde olduğundan daha büyük bir anlam kazanır. Takvimdeki yeni bir sayfanın, içimizdeki bütün dağınıklığı kendiliğinden toparlayacağını düşünürüz. 

Oysa takvim değiştiğinde insan bir anda değişmez. 

Ağustosun son gecesinde geç uyuyan biri, eylülün ilk sabahında kendiliğinden düzenli bir hayata uyanmaz. Yaz boyunca saatlerce ekran karşısında kalan bir çocuk, okulun ilk günü dikkatini uzun süre koruyabilen bir öğrenciye dönüşmez. Günlerini plansız yaşayan bir yetişkin, yeni ay başladığında birdenbire bütün sorumluluklarını kolaylıkla yönetmeye başlamaz. Çünkü hayatın ritmi bir gecede bozulmadığı gibi, bir gecede de yeniden kurulmaz. 

Ritim dediğimiz şey, büyük kararlarla değil; gün içinde tekrar ettiğimiz küçük davranışlarla oluşur:

  • Uyuduğumuz saat…
  • Uyandığımızda ilk yaptığımız şey…
  • Günün hangi vaktini telefona, hangi vaktini kendimize ayırdığımız…
  • Yemek saatlerimiz…
  • Okuduğumuz birkaç sayfa…
  • Yerine getirdiğimiz küçük sorumluluklar…
  • İbadetlerimizin günün neresinde durduğu… 

Bütün bunlar bir araya gelerek hayatımızın görünmeyen düzenini oluşturur. İnsan çoğu zaman bu düzenin kıymetini ancak kaybettiğinde fark eder. Tatilin ilk günlerinde programsızlık özgürlük gibi gelir. Alarm kurmamak, yapılacak işleri ertelemek, saate bakmadan yaşamak insana iyi hissettirir. Zaten yoğun bir dönemin ardından bedenin ve zihnin böyle bir gevşemeye ihtiyacı da vardır. Dinlenmek, insanın kendisine verebileceği en kıymetli izinlerden biridir. 

Fakat dinlenmek ile dağılmak aynı şey değildir.

Dinlenmek, insanın gücünü yeniden toplamasıdır. Dağılmak ise onu taşıyan temel alışkanlıkların birer birer kaybolmasıdır. Dinlenmenin sonunda insan kendisini daha canlı, daha berrak ve daha istekli hisseder. Dağınıklığın sonunda ise uzun süre uyuduğu hâlde yorgun, hiçbir şey yapmadığı hâlde isteksiz, sürekli eğlendiği hâlde huzursuz hissedebilir. 

Çünkü insanın yalnızca boş zamana değil, kendisini taşıyacak bir ritme de ihtiyacı vardır. 

Bugün tatil dönemlerinde en çok bozulan alanlardan biri uykudur. Geceler uzar, ekranlar daha geç kapanır, sabahlar öğleye yaklaşır ve bir süre sonra beden hangi saatte dinlenmesi, hangi saatte uyanması gerektiğini şaşırmaya başlar. Bunun yanına düzensiz beslenme, azalan hareket, artan ekran süresi ve ertelenen sorumluluklar da eklendiğinde kişi kendisini tatilin sonuna doğru dinlenmiş değil, daha ağırlaşmış hissedebilir. 

Özellikle çocuklar ve gençler açısından düşündüğümüzde bu geçiş çok daha önemlidir. Çünkü çocukların hayatında rutinler yalnızca zamanı düzenlemez; aynı zamanda onlara güven duygusu verir. Ne zaman uyuyacağını, ne zaman kalkacağını, gün içinde kendisini hangi sorumluluğun beklediğini bilen çocuk zihinsel olarak daha az yorulur. Her günün tamamen belirsiz olduğu bir düzende ise sürekli yeni bir karar vermek zorunda kalır. Bu da zamanla isteksizlik, sıkılma, huzursuzluk ve ekranlara daha fazla yönelme şeklinde kendisini gösterebilir. 

Fakat burada ailelerin dikkat etmesi gereken ince bir nokta vardır. 

Hayatın ritmine geri dönmek, ağustos ayını erkenden okul dönemine çevirmek değildir. Çocuğun önüne uzun çalışma listeleri koymak, tatilin kalan günlerini sınav baskısıyla doldurmak, “Artık yeterince dinlendin.” diyerek onu bir anda yoğun bir programa sokmak sağlıklı bir geçiş sağlamaz. Çünkü sert geçişler çoğu zaman direnç doğurur. Çocuk, yeni döneme hazırlanmayı hayatın yeniden kısıtlanması gibi görmeye başlar. 

Oysa yapılması gereken, tatili bitirmek değil; tatilin içinden yavaşça bir düzen çıkarmaktır: 

  • Uyku saatini her gün biraz daha erkene almak…
  • Sabahın tamamını telefona bırakmamak…
  • Günün belirli bir vaktini kitap okumaya ayırmak…
  • Küçük ev sorumluluklarını yeniden hatırlamak…
  • Kısa süreli akademik tekrarlar yapmak…
  • Ailece birlikte geçirilen ekransız zamanlar belirlemek…

Bunların hiçbiri çocuğun tatilini elinden almaz. Tam tersine, yeni döneme daha sakin ve daha hazırlıklı geçmesini sağlar. Çocuk, okulun ilk sabahında hayatının bütün düzenini bir anda değiştirmek zorunda kalmaz.

Elbette bu mesele yalnızca öğrencilerle ilgili değildir. Yetişkinler de tatil dönemlerinde kendi alışkanlıklarından uzaklaşabilir. Ertelenen işler birikir, uyku düzeni bozulur, harcamalar artar, hareket azalır, okunmak istenen kitaplar masanın üzerinde kalır ve kişi bütün bunları toparlamak için eylül ayını bekler. 

Fakat insanın kendisine sorması gereken soru şudur:

Eylül geldiğinde bugün sahip olmadığım hangi güce sahip olacağım? Takvim değiştiğinde iradem mi artacak? Ayın ilk günü geldiğinde ekran kendiliğinden mi kapanacak? Yeni dönem başladığında zihnim kendiliğinden mi toparlanacak? 

Çoğu zaman cevap hayırdır. Eylül bize yeni bir hayat getirmez. Sadece zaten yaklaşmakta olan sorumlulukları daha görünür hâle getirir. Asıl değişim, insanın bugünden yaptığı küçük seçimlerle başlar. 

Psikoloji açısından bakıldığında da insan davranışlarını değiştiren şey, yalnızca büyük bir motivasyon hissetmek değildir. Hatta motivasyon çoğu zaman geçicidir. İnsan bazı sabahlar çok istekli uyanır, bazı günler ise hiçbir şey yapmak istemez. Bu nedenle hayatı yalnızca isteğimize bıraktığımızda düzenimizi sürdürebilmemiz zorlaşır. 

Rutinlerin kıymeti tam da burada ortaya çıkar. 

Rutin, insanın her gün kendisiyle yeniden pazarlık etmesini azaltır. Her akşam “Bugün erken uyusam mı?” diye düşünmek yerine belirli bir saatte ekranı kapatmak; her sabah “Kitap okusam mı?” diye karar vermek yerine kahveden sonra birkaç sayfa okumak; hareket etmek için büyük bir istek beklemek yerine günün belli saatinde kısa bir yürüyüş yapmak… Bunlar insanın zihnindeki karar yükünü azaltır. 

Bu yüzden düzen, insanı her zaman kısıtlamaz. Doğru kurulan bir düzen, insanı kendi dağınıklığından korur. 

Fakat burada kendimize karşı acımasız olmamamız gerekir. Çünkü bazı insanlar yeni bir düzene dönmeye karar verdiğinde hayatının tamamını bir günde değiştirmeye çalışır. Çok erken kalkmak, uzun saatler çalışmak, her gün spor yapmak, kitap bitirmek, bütün ekranları kapatmak, eksiksiz beslenmek ve yarım kalan her işi tamamlamak ister. Birkaç gün bu programı sürdürür, sonra yorulur ve bıraktığında kendisine olan güveni biraz daha azalır. 

Oysa güçlü başlangıç, her zaman büyük başlangıç değildir. 

Bazen güçlü başlangıç, yalnızca yarım saat daha erken uyumaktır. Bazen sabah uyandıktan sonra ilk on beş dakika telefona bakmamaktır. Bazen gün içinde on sayfa kitap okumaktır. Bazen uzun süredir ertelenen tek bir işi tamamlamaktır. Bazen de insanın namazını yeniden gününün merkezine yerleştirmesi, bir duayı acele etmeden okuması ya da günün sonunda birkaç dakikalık iç muhasebe yapmasıdır. 

Çünkü insanın hayatını toparlayan şey, bir anda ne kadar çok şey yaptığı değil; yaptığı küçük şeylerin ne kadarını sürdürebildiğidir. 

Peygamber Efendimiz (sav)’in “Allah’a en sevimli ameller, az da olsa devamlı olanlardır.” ölçüsü bu noktada yalnızca ibadet hayatımız için değil, bütün yaşam düzenimiz için çok derin bir anlam taşır. Az ama devamlı olan, insanın hem bedenini hem zihnini hem de ruhunu incitmeden taşıyabileceği bir yoldur. Büyük bir heyecanla başlayıp kısa sürede bırakmak yerine, küçük fakat sadık adımlarla ilerlemek insanın kendisine duyduğu güveni de güçlendirir. 

Ağustos ayını bu yüzden bir hazırlık ayı olarak görmek kıymetlidir. Fakat bu hazırlık yalnızca çantaları, defterleri, çalışma masalarını ya da iş planlarını hazırlamak değildir. Asıl hazırlık, insanın kendi iç ritmini yeniden duymaya başlamasıdır: 

  • Ben hangi saatte daha iyi hissediyorum?
  • Günüm en çok nerede dağılıyor?
  • Hangi alışkanlığım beni yoruyor?
  • Hayatımdan neyi azaltmam gerekiyor?
  • Yeni döneme hangi yükleri taşımak istemiyorum?
  • Hangi küçük davranışı bugünden başlatabilirim? 

Bazen insanın yeni bir başlangıç için önce bu soruların karşısında durması gerekir. Çünkü neyi değiştireceğini bilmeden oluşturulan programlar kısa sürede anlamsızlaşır. İnsan kendisine ait olmayan bir düzeni sürdüremez. Herkesin hayat şartları, sorumlulukları, bedensel gücü ve ihtiyacı farklıdır. Bu nedenle ritme dönmek, başkasının hayatını taklit etmek değil; kendi hayatımıza uygun bir dengeyi yeniden bulmaktır. 

Manevi açıdan baktığımızda ise ritim yalnızca saatlerle ilgili değildir. İnsan gününü neyin etrafında kuruyorsa zamanla kalbi de onun etrafında şekillenir. Günün ilk ve son anlarını yalnızca ekranlara bırakan insanın zihni sürekli dışarıya doğru akar. Namaz vakitlerini günün merkezine alan, sabahına niyetle başlayan, akşamını muhasebe ve şükürle kapatan insan ise günün dağınıklığı içinde kendisine dönmesini sağlayan duraklara sahip olur. 

Belki de hayatın ritmine dönmek, önce kalbin yönünü yeniden hatırlamasıdır. 

Çünkü insan bazen işlerini düzene koyar ama içini toparlayamaz. Takvimini doldurur ama ne için koşturduğunu unutur. Erken kalkar, çalışır, üretir, sorumluluklarını yerine getirir fakat bütün bunların içinde anlam duygusunu kaybeder. Oysa gerçek düzen yalnızca çok şey yapabilmek değildir. İnsanın yaptığı şeylerle kalbinin yönü arasında bir bağ kurabilmesidir. 

Kur’ân-ı Kerîm’de Ra‘d Suresi’nin 11. ayetinde, “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.” buyrulur. Bu ayet, değişimin yalnızca dış şartların düzelmesini beklemekle başlamadığını hatırlatır. Bazen insanın hayatındaki ilk değişiklik, henüz şartlar aynıyken kendi içinde verdiği küçük ama kararlı bir kararla başlar: 

  • Bugün biraz daha erken uyumaya karar vermek…
  • Bugün telefonu bir süreliğine uzaklaştırmak…
  • Bugün yarım kalan bir sorumluluğu tamamlamak…
  • Bugün çocuğumuza yalnızca ne yapması gerektiğini söylemek yerine onunla birlikte bir düzen kurmak…
  • Bugün yeni döneme hangi niyetle gireceğimizi düşünmek…

Bunlar dışarıdan bakıldığında küçük görünebilir. Fakat insanın hayatındaki yön değişiklikleri çoğu zaman böyle sessiz başlar. Büyük dönüşümler, her zaman büyük cümlelerle gelmez. Bazen kimsenin görmediği küçük bir kararla başlar ve tekrarlandıkça insanın karakterine yerleşir.

Bu nedenle ağustos ayının kalan günlerini yalnızca tatilin bitişini sayarak geçirmek yerine, hayatın ritmini yeniden kurmak için kullanabiliriz. Yazın güzelliğinden vazgeçmeden, dinlenmeyi suçluluk duymadan sürdürerek ama aynı zamanda kendimizi yaklaşan döneme hazırlayarak…

  • Biraz daha erken uyuyabiliriz.
  • Sabahlarımızı yeniden kazanabiliriz.
  • Ekranla aramıza küçük mesafeler koyabiliriz.
  • Okumaya, yürümeye, düşünmeye ve dua etmeye yeniden yer açabiliriz.
  • Çocuklarımızın günlerine baskı değil, taşıyabilecekleri küçük sorumluluklar ekleyebiliriz.
  • Evlerimizde okul telaşından önce sakin bir düzen kurabiliriz. 

Çünkü eylüle hazırlanmak, ağustosu iptal etmek değildir. 

Hayatın ritmine dönmek, dinlenmenin bittiği anlamına da gelmez. Tam tersine, gerçek dinlenmenin insanı yeniden hayata hazırlaması gerektiğini hatırlatır. İnsan dinlendikçe hayattan uzaklaşmaz; hayata daha güçlü döner. Tatil bizi sorumluluklardan kaçıran uzun bir unutma hâli değil, onlara daha dengeli dönebilmek için verilmiş bir nefes olmalıdır. 

Belki bu yazıyı okuyan herkes yarın bambaşka bir düzene uyanmayacak. Belki yine geç kalacağız, bazı kararlarımızı sürdüremeyeceğiz, birkaç gün sonra eski alışkanlıklarımıza döndüğümüzü fark edeceğiz. Fakat mesele hiç bozulmamak değildir. Mesele, dağıldığımızı fark ettiğimizde yeniden dönebilmektir. 

Ritim kusursuzluk değildir. Ritim, insanın kendi merkezine tekrar tekrar dönebilme hâlidir. 

Bu yüzden yeni bir başlangıç için eylülün ilk gününü beklememize gerek yok. Hayat, takvimde açılacak boş bir sayfada değil; bugün verdiğimiz kararların içinde akmaya devam ediyor. Şimdi yapılan küçük bir değişiklik, eylül geldiğinde bizi çok daha sakin, hazırlıklı ve güçlü bir yerde karşılayabilir. 

Belki de bugün kendimize yalnızca şu soruyu sormamız yeterlidir: 

Hayatımın tamamını değil ama ritmini değiştirmek için bugün hangi küçük adımı atabilirim? 

Çünkü insan hayatını her zaman bir anda değiştiremez. Ama uyku saatini değiştirebilir. Sabahının ilk dakikalarını değiştirebilir. Bir saatini, bir alışkanlığını, bir tercihini değiştirebilir. 

Ve insan küçük bir vaktin yönünü değiştirdiğinde, zamanla bütün gününün yönü değişmeye başlar. 

Eylülü beklemeyelim. Yeni bir hayat kurmaya değil, hayatımızın sesini yeniden duymaya başlayalım. Çünkü yönünü bulan insan, henüz yolun başında olsa bile artık eskisi gibi savrulmaz. 

Ağustos 2026, sayfa no: 10-11-12-13-14

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak