Ara

Dosta Mektup

Dosta Mektup

Sevgili dostum;

Evvelâ zâtınız için hayır ve afiyet, milletimiz için birlik ve dirlik, devletimiz için huzur ve güven dilerim. Bana son günlerde cereyân eden bir tartışmaya dâir sorular soruyorsun. Belli ki, bu konuda ne düşündüğümü merâk ediyorsun. Öncelikle teşekkür ederim; insan sevdiğine, güvendiğine, değer verdiğine sorular sorar, bilgi almak, bir bakış inşâ etmek, anlayış geliştirmek ister.

Haklısın, bu cereyân eden tartışmaya dâir bir fikir sâhibi olmamız lâzım. Öncelikle bir husûsu belirteyim: Yıllardır bir alan içerisinde çalışıyor, eserler veriyor, öğrenci yetiştirmek için çaba sarf ediyorum. Rabbim lütfetti, bir fakülte, birkaç araştırma merkezi ve ilmî dergiler kurmak da nasîp oldu. Fakat bunca çabaya rağmen, her gün akşam, ne kadar da çok eksiğim var diye hayıflanırım. İlim sonsuz bir deniz, biz oradan, Mevlânâ’nın deyimi ile ancak kabımızın alacağı kadar nasiplenebiliyoruz. 

Bunları şunun için anlatıyorum: İlim, evvelemirde insana acziyetini öğretiyor… Eksikliğimizi. Daha çok çalışmamız ve üretmemiz gerektiğini öğretiyor. En önemlisi de öğrendiğimiz hakîkatleri yaşamayı… Mâlûmât elde edilir; bunun için gayret edersiniz, öğrenirsiniz. Esas olan, o mâlûmâtı yāni bilgiyi düşünceye diğer bir ifâdeyle hakîkî ilme dönüştürmektir. Bu da ancak yaşamakla olur. Hak, söylediklerini yaşayan, tecrübe edenlerden eylesin. 

Burada bulunan cümle dostlarım, değerlidir, muhteremdir. Bana ilim yolu nasîb oldu diye, hayâtın başka alanlarında çalışan ve üreten arkadaşlarıma “yukarıdan” bakamam. Bilirim ki benim tecrübe etmediğim nice tecrübelere sâhiptir o. Kimseyi küçük görmemek, temel şiārımız olmalı. Kezâ hiçbir hâdiseyi de küçük görmemeliyiz. Bizim dostlarımız meselelere böyle bakar, böyle görür. 

Şimdi son bir haftadır mütemâdiyen bir tefsir hocasının yaptığı açıklamaya ilişkin benim de görüşümü, konuya yaklaşımımı talep eden dostlarım var. Onlara diyorum ki, ben ilm-i tefsîrin temel meselelerinde yetkin biri değilim. Bu konuda ehil olanlar, ilmî perspektifle cevap vereceklerdir. Nitekim bazı âlimlerimiz gerekli cevapları veriyorlar. Bilhassa usûl bilgisine sâhip ilim adamlarımızın verdikleri cevapları görüyor, mutlu oluyorum. Bendenizin sınırını bilen bir tâlib olarak vahyin mâhiyetine ilişkin zihni berraktır: Kur’ân-ı Kerîm, lafzı ve mânâsıyla vahiydir… Burada lafız ve mânâ birbirinden tefrîk edilemez; etle tırnak gibidir. 

Kezâ şunu da bilirim: İlim, evvelâ edeptir. Nezâhet-i lisân… Muhâtabın kim olursa olsun, tevâzu ile cevap verebilmendir. Eğer karşıdaki anlamıyorsa, susmandır edeb. İllâ konuşacak ve varlık göstereceksen de temiz bir dille konuşman iktizâ eder. Ötekileştiren, hakāretâmiz ve düşmanca ifâdeler ilim diline uymaz. Evet, ilim tenkittir. Âlim biraz da münekkit olmalı. Lâkin münekkit, tenkîde de açık olmalı. İlim ahlâkı bunu gerektirir. Sen âleme nizam ver, halkın inancını ve değerlerini tahfîf, muhâtaplarını tezyîf et; ama sana dönük bir söz söylendiğinde feverâna başla. Âdil olmamız lâzım. İlim adamının adâleti, mütehammil olmasıdır. Bu anlamda bizim ivedilikle sâhip olmamız gereken şey, tesâmühtür. Müzâkere ve tenkit, ancak müsâmaha ortamında faydalı olur. Mugālata yapmak için değil, hakîkati aramak için konuşmaktan söz ediyorum. 

Evet, herkesin meselelere yaklaşımı ve üslûbu farklı olabilir. Sen sana uymayan bir fikirle bağıra çağıra meydan okurcasına mücâdele edersin; anlarım, kul hakkına girmedikçe takdîr de ederim… Ama ben de kendimce cevap veririm. Bundan dolayı da senin beni kınamaman gerekir. Meselâ bu hâdisenin ilk ortaya çıktığı günlerde bendeniz kendi kanallarımda: “İnsan haddini bilmeli… Husûsen de ilim adamları daha çok bilmeli.” dedim. Çünkü burada iki taraflı bir hadsizlik var. İlkin açıklamayı yapan hocanın, o kısa videoda kullandığı dil… Bakınız düşünce ve inanç demiyorum; evvelâ dil problemli, orada nezâket ve letâfet yok, haddi aşma var. İkinci olarak onun beyânına karşı yapılan açıklamalarda kullanılan dil; orada da ciddî sorunlar var. Kavl-i leyyinle konuşması emredilenlere ne oluyor da yıkıp döküyorlar? Doğrusu, halkı ifsâd eden düşüncelere karşı çıkıp reddiye yazmaktır. Bizim kültürümüzde bu vardır. Meselâ Namık Kemal’in Renan’a Reddiyesi (Renan Müdâfaanâmesi)’ni çoğumuz hatırlarız. Sâdece Kemal yazmadı, o dönemin dertli münevverlerinin her birisi birer reddiye yazdılar. Fikre karşı eğer orada fikir var ise, fikirle cevap verirsiniz; bağırıp çağırmak, bir bakıma acziyet işâretidir. 

Öte yandan bu bahse konu mesele, açıklamayı yapan kişinin ifâdesiyle, iki sene öncesinde cereyân eden bir hâdiseymiş, Daha evvel de benzeri bir şekilde gündeme gelmiş. Doğrusu bendenizin pek ilgi alanında olmadığı için hatırlayamadım. Niçin gündeme geldi? Nasıl geldi? Kim getirdi? Neler oldu? Bilemiyorum. Ben kendi gündemimle meşgûlüm; her şeyi tâkip etmek ve her konuya müdâhil olmak zorunda değilim. Peki, mahrem bir ortamda yapılan bir münâkaşanın -münâzara olmadığı ifâdelerden anlaşılıyor- şu günlerde yeniden gündeme gelmesinin anlamı nedir? Niçin yeniden gündeme getirildi? Kimdir o bahse konu olan “dost meclisi”nde bulunanlar? Muratları nedir? Birisinin yıldızını mı parlatmak istiyorlar? Yeni Molla Lütfiler mi oluşsun arzusundalar? Yoksa dînî düşünce ve zihniyete bir yön mü tâyin ediliyor? Bir şeyler mi planlanıyor? Yâhut memleketin münevverlerini bir konu etrâfında meşgûl ederek bir şeyler mi örtülmek isteniyor? Ne oluyor? Daha iyimser bir soru sorayım: Acabâ memlekette münâkaşa ve münâzara ortamları ihdâs ederek düşünceyi mi zenginleştirme niyeti var? Yâhut birilerinin rüyâsını gördüğü gibi, buradan hareketle dînî eğitimi yeniden yapılandırmak mı istiyorlar? İmam Hatip ve İlahiyat tecrübesini geniş kitleler nezdinde itibarsızlaştırma gayreti mi var? 

Elbette bu anlamda soruları çoğaltmak mümkündür. Lâkin kimsenin de niyetini sorgulayamayız. Biz zāhirle hüküm vermeye memuruz. Şunu görüyoruz: Bu tartışma, yeni bir pencere açmak yerine, zengin bir birikime sâhip olan İmam Hatip ve İlahiyat tecrübesini tezyîf eden gayretleri cesâretlendirmiş, hâlisâne meseleleri tahlîl eden ilim adamlarını zan altında bırakmış, yeni yaralar açmıştır. Şimdi bu yaraları daha da artırmak yerine, soğumaya bırakmak ve zamanla tedâvi etmek îcâb eder. 

Velhâsıl aziz dost;

İlim yolunda, aşkla çalışmanı, doğru bilgi ve sahîh görüş sâhibi olmanı, tevâzu ile meselelere yaklaşmanı, şöhret olmak için değil hakîkate ermek ve topluma faydalı olmak için gayret etmeni niyâz ederim. Muhabbetlerimle selâm ederim… Hakk’a emânet olun.

Mayıs 2026, sayfa no: 50-51-52

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak