Anasayfa / Yazarlar / Alemdar / İletişim Dili

İletişim Dili

İletişim Dili
Alemdar

İlk insan, ilk peygamber Âdem (as)’dan Efendimiz’e (sav) kadar Rabbimizle iletişim vahy-i İlâhî’dir. Altı bin altı yüz altmış altı âyât-ı İlâhî bu vesîle ile inmiştir. “Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” (Yûnus, 109.)

Efendimiz (sav) Mi’râc hâdisesinde direkt Rabbimizle mükâleme nîmetine mazhar olmuştur. Kimseye nasîb olmayan ruh maal-cesed buluşmuştur. Süleyman Çelebi:

“Ermedi evvel gelen bu devlete
Kimse lâyık olmadı bu rif’ate”

der.

Vâris-i Enbiyâ’ya ilhâm olarak gelmiştir haber Rabbimizden. “Sonra da ona hem kötülüğü, hem (ondan) sakınmayı ilhâm edene ki,” (Şems, 8.)

İletişim dili Peygamberlerde aleyhimüsselâm vahiy, evliyâullahda ilhamdır. Bugünkü teknolojide de aynıdır. Söz ve fiil İlâhî ölçüye, sünnet-i seniyye ve gerçek ulemâya, ilimde rüsuh sâhibi ehlüllâha uydukça makbûldür. “Mü’minin kalbi Allâh’ın (kudret) parmaklarından iki parmak arasındadır”buyurulur.

Vedâ hutbesindeki “burada bulunanlar bulunmayanlara sözlerimi duyursunlar” ifâdesi, iletişime en güzel misâldir. İletişimin nicelik ve niteliğini Rabbimiz (cc):

“Doğrusu ben, kendini Allâh’a verenlerdenim” diyen, yararlı iş işleyen ve Allâh’a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır? (Fussilet, 33.)

“Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.” (A’râf, 194.)

“Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.” (Tâhâ, 44.)

Kulak ve gönül tellerine de dokunulur.

“Gönül kulağıma gelse bir sadâ
Ey kulum gel eyle haccını edâ
Etsem malı-mülkü, cânânı fedâ
Diyerek Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk;
Lebbeyke lâ şerîke leke Lebbeyk.”

Ramazân-ı Şerîf’in ikinci günü, iftar sofrasında “Yahyalı nere Medîne-i Münevvere nere, oradan buraya hayırlı haberler geliyor, buradan da oraya hayırlı haberler gidiyor” diyen Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks) başını secdeden gözyaşlarıyla kaldırırken, “yerin ve semânın seslerini duyuyordum. Semâ bu âsîleri gölgeleyemem, arz da ben taşıyamam diyordu” derken acaba hangi dili kullanıyor, hangi vâsıtayla alâka kuruyordu? Hz. Ömer (ra) minberden ordu komutanı Sariye’yi (ra) iki aylık mesâfeden sevk ve idâre ederken hangi iletişim ağını devreye sokuyordu?

El ve ayağın şehâdeti: “O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şâhitlik eder.” (Yâsîn, 65.)

Rabbine içinden yalvaran Zekeriyâ (as): “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd. Bu, Rabbinin, Zekeriyyâ kuluna olan merhametinin anılmasıdır. Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı. O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım duâlarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrûm olmadım.” (Meryem, 1-4.)

Nâz u niyazla da istirhamda bulunulur. Ümmî Sinan bunlardan biridir:

Evliyâlar hürmetine enbiyâlar ‘izzetine
Mukarrebler kurbetine al gönlümü Senden yana

‘Aşkuna yoldaş almağa derdüne dildaş olmağa
Sırrıma hâldaş almağa al gönlümi Senden yana

Ey keremler kânı hâce sensin yücelerden yüce
Ayrılmasun bir zerrece al gönlümi Senden yana

Ümmî Sinân dir yaradan götür perdeyi aradan
Kurtar beni bu yaradan al gönlümi Senden yana

Hayvânâtla dilleşir Süleymân (as). “Süleyman Dâvûd’un yerine geçti. Dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden gerektiği kadar verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.” (Neml, 16.)
Hayvânât da kâl ve hâl diliyle konuşur: “Sonunda, karıncaların bulunduğu vâdiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleymân’ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin” dedi.” (Neml, 18.)

Ötelerin ötesinden haberi de Necib Fazıl şiirinde açıklar:

“Aç kapıyı, haber var
Ötenin ötesinden!
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.

Biz geldik, bilen bilsin!
Gönül gönül girilsin,
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden”

Sessiz çığlıklar, gönülden konuşanlar da vardır. Hablü’l-Verîd damarını, Cenâb-ı Hakk’la alâka kuran santral ağını ancak ehli bilir.

“Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de Biz biliriz. Çünkü Biz, ona şah damarından daha yakınız. Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir. İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.” (Kaf, 16-18.)

On sekiz bin âlemin Mustafası (sav) ve O’nun vârisleri anlar hakîkat dilinden.

Ekim 2019, sayfa no: 4-5-6

Ayrıca kontrol et

Kur’ân-ı Kerîm

Kur’ân-ı Kerîm Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks) Ebu’s-Suûd Efendi’nin beyânı vechile: Hakkı duymayanların ve görmeyenlerin şerde …