İki Cihan Serveri Peygamber-i Zîşânımız (s.a.v)

 

“Belağâl ulâ bikemâlih/ Keşefeddücâ bicemâlih/ Hasünet cemîü hisâlih/ Sallû alayhi ve âlih”

“O kemâl ile yüksek derecelere yetişti; cemâl ile karanlıkları açtı; bütün huyları güzeldir. O’na ve Âl’ine salevât getiriniz.”1

Peygamberimiz (s.a.v) âlemde mevcut olan kâffe-i sıfat ve kemâlât-ı ilâhiyeyi câmidir. “Allah’ın ilk yarattığı benim rûhum, nûrum” buyurmuşlardır.

“Ahad Ahmed’dürür, kim-mim eder fark, Bütün âlem o mîm içre olur gark.” Ahad yani Allah’tır, yahut onda tecelli etmiştir. Aralarında bir mim farkı vardır ki, bütün kainat o mîmin mahsûlüdür. O mim muhabbetin mîmidir.

Ferîdüddîn Attâr (k.s) Mantıku’t-Tayr’da:

“Ceyb-i gaybden (gayb âleminden) ibtida (evvela) zahir olan şüphesiz O’nun nûr-ı cânı idi. Badehü (sonra) O nûr-ı mutlak bayrak açtı; arş ve kürsî ve levh ve kalem peydâ oldu. O’nun nûr-ı pâkinden çekilen bayrağın birisi âlemdir; diğeri dahi Âdem ve O’nun zürriyetidir.”2 buyurmuştur.

İmam-ı Abdü’r-Rezzak (r.a) rivayetinde Câbir bin Abdullah el-Ensârî (r.a) buyurmuştur ki;

-Yâ Resûlallah! Anam babam sana fedâ olsun. Allah Teâlâ cümle eşyadan evvel halk ettiği ne nesnedir? Dedim,

Buyurdu ki:“Yâ Câbir! Tahkikan Allah Tebâreke ve Teâlâ Hz. Cemi eşyadan evvel senin Peygamberinin nûrunu kendi nûrundan yarattı. Daha şöyle eyledi ki:”O nur Allah Teâlâ’nın kudretiyle dilediği yerlerde devredip geçerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet ne cehennem, ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin, ne de ins vardı. Hasılı mahlukattan bir nesne yaratılmamıştı.”

Ondan sonra buyurdular ki:

“Hak Teâlâ Hz. Mahlukatı yaratmak dilediği zamanda o nuru taksim edip dört cüz kıldı: Evvelki cüzünden kalemi halketti, ikinci cüzden levhi  halk etti, üçüncü cüzden arşı halk etti. Dördüncü cüzü taksim edip dört cüz kıldı: Onun dahi evvelki cüzünden arşı yüklenen melekleri halk etti, ikincisinden kürsiyi halk etti, üçüncüsünden geri kalan melekleri halk etti, dördüncü cüzünü yine taksim edip dört cüz kıldı: Evvelkisinden gökleri halk etti, ikincisinden yerleri hal etti, üçüncüsünden cennet ve cehennemi halk etti, dördüncü cüzünü yine taksim edip dört cüz kıldı: Evvelkisinden mü’minlerin gözlerinin nurunu halk etti, ikincisinden kalplerin nurunu halk etti ki o marifetullahtır, üçüncüsünden dillerin nurunu halk etti ki o dahi tevhit olup “Lâilâhe illallâh Muhammedün Resûlullah” demektir.

İbn-i Merzuk (r.a.) naklinde Hz.Hüseyin (r.a) Fahr-i Âlem (s.a.v) Hazretlerinden şöyle rivayet edilmiştir ki:

“Âdem (a.s)’in halkından ondört bin yıl evvel Rabbimin karşısında bir nur idim.”

Haberde varid oldu ki, Allah Tebâreke ve Teâlâ Hz. Âdem (a.s.)’i halk ettiği zaman o nûr-ı Muhammedî (s.a.v.)’yi Hz. Âdem (a.s.)’in zahirine koydu, şöyle ki alnında zahir olup geri kalanın nuruna galip oldu.3

Bu sebeple Mevlânâ (k.s.): “Hülasa benim zâtım, bütün isimlerin mazharıdır. Hakikatte bakarsan; İsm-i Azamım!”

“Mana vardır ki; onun babası olduğumun şahididir.”,

İbn’ü’l Emin Mahmud Kemâl:

“Ey nuhbe-i mahlûk-ı ahad gelmedi mislin, Vallahi ve billahi vâhid-i dû cihansın.”

“Ey Allah Teâlâ’nın mahlukatının en seçkini! Senin bir benzerin gelmemiştir. Vallahi ve billahi sen iki cihanda da biriciksin.” buyurmuşlardır.

Yine Mevlânâ (k.s.): “Gökler kadar geniş bir ağız isterim ki O, meleklerin bile kıskandıkları güzeli öveyim..”

“Vasfında sözün hülasasın al;

İnsandı, fakat melekten efdal.” buyurmuşlardır.

Beşer oluşunu Eb’ül-Mevâhib (k.s.) şöyle anlatır:“Bir mecliste dedim ki: “Muhammed beşerdir (insandır) ama, her insan gibi değildir. Taşlar arasında yakut ne ise öyledir.” bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.)’i gördüm; şöyle buyurdu:

“- Allah Teâlâ seni bağışladı. Seninle beraber, o sözü dinliyenleri de.”

Derler ki, “Aynı cümleyi ölünceye kadar her mecliste tekrarlardı.”

Allah’ın yüce kudretinin eseri olan şu kainattaki varlıklara nazar ettiğimiz zaman insanoğlunun dışında bütün mahlukatın şuur ve idrakten mahrum olduğunu görürüz. Anlayış ve fikri, üstün akıl ve meziyeti sayesinde insan hilafete, ilahî tekliflere layık görülmüştür. Fıtratına (yaratılışına) muhalif davranışta bulunmaması için de Peygamberler gönderilmiştir.

“Hiçbir millet yoktur ki, içlerinde bir nezir, bir Peygamber gelmiş olmasın.”4 “Her kavim için bir hidayet (yol göstereni) mürşid vardır.”5

Peygamberler insanların ruh ve gönüllerine hakim olmuşlardır. Firavun ve Nemrutlardan tutun, kılıcıyla ülkeler fetheden namlı komutan Napolyon, İskender ve Kayserler, emsali mağrur kahramanlar kendilerinden sonra numune-i imtisal olacak hangi usul ve kaideleri bırakmışlardır?

Ünlü nazariyeler ortaya koyan Eflatun ve Aristo gönülleri küfrün, şirkin ve kötü ahlakın kirlerinden arındıracak hangi esası getirmiştir?

Mücerret aklı esas alan  bu dahilerin yolunu izleyip kurtuluşa eren âlemde kaç kişi vardır?

Sözde mütefekkirlerin, insanlığı saadete eriştirmek için koydukları kanunlar, her zaman tenkide uğramış ve bir müddet devam ettikten sonra bir başkaları tarafından ortadan kaldırılmıştır. Nerde ise her gün bir kanun yapıp bir evvelkilerini kaldıran nizam ihdas eden Solonlar’ın kanunları devam etmemiştir.

İki yüz yıldan fazla mazileri olmayan, bir grubun idaresiyle gerçekleştirilen Roma senatosu, sadece bir insanın yetkisiyle ortaya konan Firavun ve Nemrutların düzeni iflas etmiştir.

“Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.”6, “Komşusu açken sofraya oturanlar bizden değildir.”, “Hiç kimseye zulmetmeyiniz. Sizlere de zulmedilmesine asla müsaade etmeyiniz”, “Öldürmek istediğiniz kuduz bir köpek  dahi olsa, işkence yapmayınız.” diyen kutlu elçilerin mesajı günümüze kadar gelmiş ve Allah’ın izniyle kıyamete kadar da devam edecektir.

Peygamberler her yönüyle mükemmel olmakla birlikte, her biri bir sıfatıyla temayüz etmiştir. Âdem’in safâsı, Şit’in mârifeti, Nuh’un şecâati, İbrahim’in hulleti, İsmail’in teslimiyeti, İshak’ın rüyası, Salih’in fesâhati, Lût’un hikmeti, Yâkub’un beşâreti, Yusuf’un hüsnü, Şuayb’ın şiddeti, Eyyûb’un sabrı, Yunus’un itaatı, Yuşâ’nın cihâdı, Elyesa’nın vakârı, Dâvud’un sadâsı, Yahya’nın ismeti, İsa’nın diriltici nefesi, bütün bunların hepsinin menbâı Peygamberimiz (s.a.v)’dir.7

Peygamberimiz (s.a.v)’in hayatının her safhasına misal vermek, yazının hacmine sığmayacağı için birkaç misal arz edelim. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ibadeti, hizmetçisine güzel muamelesi, fakire, yoksula, dula şefkati, kadın hakkına verdiği önem, tebliği, idari ve siyasi şahsiyeti, askeri dehâsı, fesâhatı, belâğatı ve cümle hususiyetiyle bütün insanlığa örnek olmuştur.

İmamı Bûsırî: “Güzellikte ve güzel huyda bütün Peygamberlere tefevvuk etmiştir. İlim ve kerem itibariyle onlar, buna (Peygamberimize) yaklaşamamışlar bile.”, “İlmin O’nun hakkında söyleyeceği: O beşerdir. Fakat bütün yaratılmışların en hayırlısı ve efdalidir.” diyerek bu gerçeği ifade buyurmuşlardır.

Taatlerini her müslümanın tabi olacağı bir usul dairesinde yapan “kolaylaştırma”, O’nun sünneti idi. “İnsanlara namaz kıldırdığı zaman en hafif kıldıran, yalnız kıldıklarında namazı en fazla uzatan O idi.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.), insanoğlunun hayatında karşılaşabileceği bütün hadiselerde misaldir bize.

Bütün servete sahip olan zengin; O’nun Fedek’ten gelen mallarından bir kısmını borcuna, geri kalanını da muhtaç olanlara dağıtılmasını emredip, onlar bitmedikçe evine girmeyen Fahr-i Kainat’ı hatırlasın. Fakir olup yiyecek bulamayan, mescid-i saadette yaygıların üzerinde açlıktan kıvrandığı halde şikayet etmeyen, “Âdemoğluna dünyada barınacağı bir evden, giyeceği elbiseden, yiyeceği kuru ekmekten, içeceği sudan başka ne lazım.” buyuran Efendimiz (s.a.v.)’i düşünsün.

Suffede ashabına ilim öğretmesiyle muallime örnek, Cibril’in önünde Ku’ran-ı Kerim talimiyle talebeye, doğmadan önce babasını daha sonra da annelerini kaybederek öksüz ve yetime, “Düzgün ticaret yapan Allah’ın dostudur.” şiârıyla, kendilerinin de iki defa Şam’a ticaretiyle tacire, birbirlerine girecek olan Mekke ulularını, Hacer-i Esved’i Kabe’ye büyük bir basiretle  yerleştirmesiyle insanlar arasında uzlaşmaya, müslim ve gayr-i müslim kim olursa olsun, her ferdin hukukunu korumak için “hilfül-fudul”e imza koymasıyla insan haklarına, “Sizin hayırlılarınız, kadınlarınıza hayırlı olanlarınızdır.” Hadisiyle aile hayatında huzura, “Çocuklarınızı takip edip, onlarla ilgilenin ve onları güzel terbiye edin.” tavsiyesiyle aile reislerine, en güzel örnektir.

“Ey inananlar! Andolsun ki, sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resûlullah en güzel örnektir.”8

O, Hakk’ın sevgilisine uymanın farziyetini, Yüce Mevlamız: “O halde Allah’a, O’nun Peygamberine ve indirdiğimiz o nura (Kur’an’a) iman edin. Allah, ne yaparsanız hepsinden haberdardır.”9 buyurur. Hadis-i Şeriflerde: “Size bir şeyi nehyettiğim zaman onu terkediniz, size bir hususu eemrettiğim vakit de onu güç ve takatiniz dahilinde yerine getiriniz.”10  buyrulur. Şüphesiz Allah Teâlâ, sünnete yapışarak onunla amel eden kulu cennete sokar., “Ümmetimin fesadı zamanında benim sünnetime uyan bir kimse için yüz şehit sevabı vardır.”11 buyrulmuştur.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in emirlerine muhalefet ve sünnet-i seniyyelerini bozmanın neticesi dalâlettir. Rabbimiz (c.c): “Peygamberin emrine aykırı hareket edenler başlarına bir bela inmekten, yahut kendilerine acıklı bir azap isabet etmekten sakınsınlar.”12, Mübarek sözlerinde de: “Benim sünnetimden yüz çevirenler benden değildir.”13 , “Uyanın! Allah Resûlünün haram kıldığı şey, Allah’ın haram kıldığı şey gibidir.”14 Buyurmuşlardır.

Mezhep imamlarının sünneti seniyyeye verdikleri önem:

İmam-ı Ebu Hanife (r.a.), “Allah (c.c)’in dini ile ilgili konuda şahsi görüşünüze göre hüküm vermekten sakınınız. Sünnete tabi olunuz. Kim sünnetten ayrılırsa sapıtır.”,

İmam-ı Şafiî, “Resûl-i Ekrem’den bir hadis rivayet ettiğim halde, o hadisten başka bir hükme varırsam, beni hangi gökyüzü gölgelendirir, hangi yeryüzü taşır.”,

İmam-ı Mâlik (r.a.), “Sünnetler Nuh’un gemisidir. Kim o gemiye binerse kurtulur. Kim binmezse boğulur.”, buyurarak sünnete nasıl önem verdiklerini açık bir şekilde ortaya koymuşlardır.

İmam-ı Mâlik (r.a), Resûk-i Ekrem (s.a.v.) Efendimize çok büyük bir hürmet ve muhabbet beslerdi. Medine-i Münevvere içinde daima yaya yürür, hiçbir vakit hayvana binmezdi. Halbuki büyük bir servete malikti, kapısında birçok kıymetli binek hayvanları bulunurdu. Bir gün İmam Şafiî, bunun sebebini sorduğunda şöyle cevap verir.

“- Bir mübarek belde ki, onun toprakları için de Fahr-i Kainat’ın muhterem cism-i saâdetleri medfun bulunmaktadır, ben orada nasıl olur da hayvana binebilirim?”

İmam Mâlik Hazretleri, hadis-i şerif rivayet edeceği zaman abdest alır, gusleder, temiz elbise giyinir, güzel kokular sürünür, saçına sakalına intizam verir, vakar ve heybetle yerine oturur, hiçbir şey ile meşgul olmaksızın kemal-i tâzim ile hadis-i şerifi rivayete başlardır.

İmam Ahmed bin Hanbel (r.h.a.):Kim Resûlullah (s.a.v)’in hadisini reddederse, o kimsenin helak olmasına ramak kalmıştır.” Sözleriyle mezhep imamlarımızın, İslam’ın ikinci kaynağı olan sünnete riayetlerini müşahade etmekteyiz.

Efendimiz (s.a.v)’i sevmek bizim necâtımızdır. “Sizden biriniz ben kendisine kendi canından daha sevgili olmadıkça iman etmiş (kâmil iman sahibi) olmaz”, “Kim beni severse o kimse cennette benimle beraberdir.” buyrulmuştur.

Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in rahatsızlığında Sıddık-ı Azam ziyarete gelir, üzüntüsünden o da yatağa düşer. Efendimiz (s.a.v.) afiyete kavuşup Ebu Bekir (r.a)’i iade-i ziyarete gider, halini soran Efendimiz’e:

“- Habibim hasta oldu ben de hasta oldum. O’nu afiyette görünce ben de iyi oldum.” der.

İşte sadakat ve sevgi budur.

“Rûhum sana âşık sana hayrandır EFENDİM,
Bir ben değil, âlem sana kurbandır EFENDİM.”

Sözümüzü kelamlerin en güzeliyle bitirelim.

Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimetine eriştirdiği Peygamberlerle, sıddıklarla (dosdoğru olanlarla), şehitler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar.15

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

DİPNOTLAR

1- Gülistan, Sa’di-i Şirâzî
2- Füssûsu’l-Hikem
3- Muhasebe, M. Sami Ramazanoğlu
4- Fâtır: 24
5- Râd: 7
6- Zuhruf: 54
7- İstişare 3, Ömer Kirazoğlu
8- Ahzab: 21
9- Tagâbün: 8
10- Müslim, Sahih: 15
11- İmam Taberâni, Mu’cemü’l-Evsat, Suyûti
12- Nûr: 63
13- Buhârî, Kitabü-n-Nikâh
14- Ebû Dâvud, Tirmizî ve Hâkim

Ayrıca kontrol et

Deniz / Alemdar

Cenâb-ı Hakk, ilim ve kudretinin sınırsız oluşunu, deniz misâliyle haber verir: “Ey Peygamber! Yaratanın sonsuz …