Anasayfa / Yazarlar / Doç. Dr. H. İbrahim Kutlay / İdeal İslâm Âilesi

İdeal İslâm Âilesi

İdeal İslâm Âilesi

Doç. Dr. Hâlil İbrahim Kutlay

Âile Toplumun Çekirdeğidir

Âile, toplum bünyesinin en küçük hücresidir. Âile, okul ve çevre; insan hayâtının en önemli üç ana eğitim merkezidir. Çocuk ilk eğitimini, kişilik, kimlik ve hayat bilgisi derslerini âilede alır. Çocuğun temel inanç, ahlâk ve görgü esasları âile içinde şekillenir.

İslâm âilesi, Allâh’ın ulvî emri ve Peygamberimiz’in (sav) mübârek kavli ile inşâ edilen, maddî-mânevî tehlikelerden korunması gerekli olan, süreklilik amacıyla kurulan, ebedî hayâtı ve Cenneti kazanmaya vesîle olan ve -inşâallah- Cennette de devâm edecek olan mukaddes bir müessesedir.

Karşılıklı sevgi üzerine kurulan âile, bu sevgiyle devâm eder. Âilede ön plana çıkan temel ahlâkî değerler, sevgi ve şefkattir. Kur’ân-ı Kerîm, âilenin bu temel özelliklerine vurgu yapmaktadır: “Aranızda (eşler arasında) sevgiyi ve rahmeti var eden O’dur (Allah’tır).”1

Bu âyet-i kerimede âile hayâtında Cenâb-ı Hakk’ın “El-Vedûd” ve “er-Rahîm” isimlerinin bâriz bir şekilde tecellî ettiğine işâret edilmektedir.

Âilede Cenâb-ı Hakk’ın “el-Vedûd” (Yarattığı mahlûkâtı son derece seven, sevilen, sevgi veren, sevgiyi yaratan) ism-i celîli tecellî etmektedir. Daha düne kadar birbirini tanımayan eşler, Allâh’ın gönüllerine koyduğu karşılıklı sevgiyle birbirlerine en yakın kişiler hâline gelmişlerdir.

Asıl önemli olan ve emredilen husus, sevgi ile kurulan âilenin sevgi ile devâm ettirilmesi; âileyi kem gözlerden koruyacak hayâ, iffet, nâmus, mahremiyet gibi değerlerin ihmâl edilmemesi, âile bünyesini tehdit edecek hiçbir yanlış, ters ve çarpık davranışa fırsat verilmemesidir.

Âilede ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın “er-Rahîm” (Son derece merhametli) ismi tecellî etmektedir. Âilede eşler arasında, anne-baba ile çocukları arasında, büyük çocuklarla küçükler arasında bu İlâhî tecellîyi görüyoruz. Anne şefkati, baba sorumluğu, çocukların anne-babalarına saygıları hep “er-Rahîm” isminin tecellîleridir.

İslâm âilesi; huzur, bereket ve saâdet kaynağıdır. Ruh sağlığı için en önemli esaslardan biri âile huzurudur. Âile içi huzur, hayâtımıza bereket, verimlilik ve mutluluk verir. Efendimiz (sav) âilede bereketin, bereketli eşin ve bereketli nesillerin önemine işâret etmek üzere sık sık yaptığı bir duâda şöyle buyurmaktadır: “Allâh’ım! Eşlerimizi ve neslimizi bizim için bereketli eyle.”2

İslâm Âilesi, Kur’ân Eğitim Merkezidir

Allâh’ın Kitâbı’nı bir “hayat rehberi” olarak kabûl eden, Kur’ân’ın sâdece kelimelerini okumakla yetinmeyip onun hayat ölçülerini okumaya, anlamaya çalışan mü’min, evini gerçek anlamda Kur’ân kursu hâline çevirmelidir. İslâm âilesi; Kur’ân hakîkatlerinin ve Kur’ân prensiplerinin okunduğu, anlatıldığı, yaşandığı ve yaşatıldığı yer olmalıdır.

Peygamberimiz’in (sav) hanımlarının şahsında bizlere hitâb eden “Evlerinizde okunan Allâh’ın mesajlarını ve O’nun hikmetini hatırlayın.”3 âyeti, evlerimizin Kur’ân mektebi olmasını emretmektedir.

Âilenin Kur’ân ocağı olması, sâdece yüzünden veya ezbere bol bol Kur’ân okunan yer olması anlamında değildir. Evlerimizde Kur’ân elbette okunacak, Kur’ân’ın tatlı nağmeleri evimizde yankılanacak, Kur’ân okunmaksızın gün geçmeyecektir.

Ancak bunun yanında Kur’ân ahlâkı, Kur’ân edebi, Kur’ân sevgisi, Kur’ân anlayışı, Kur’ân medeniyeti, Kur’ân kültürü âile ortamında devamlı sûrette işlenmeli, âile içinde ve dışında Kur’ân’ın öngördüğü sevgi ve şefkat dolu hayat anlayışı uygulanmalıdır. Okuduğumuz Kur’ân’ın mânâsını anlama arzusu bizi Kur’ân tefsirlerini zevkle okumaya, dikkatle incelemeye yöneltmelidir.

Haftada en az bir gece evimizde kuracağımız “Kur’ân’ı anlama ve özümseme halkası” bize bu konuda çok şey kazandıracak, Kur’ân merkezli âile hayâtı gönüllere beklenen huzur ve itmi’nânı verecek, hayâtın anlamı artacak, Kur’ân’dan alınan dinamik ve aksiyoner ruh hayâtımıza yepyeni bir canlılık katacaktır.

İslâm Âilesi, Efendimiz’in Âile Hayâtını Örnek Alır

Sevgili Peygamberimiz’in (sav) muazzez âile hayâtı, bizim için en ideal âile hayâtıdır. O’nun gerek hanımlarına gerekse çocuklarına karşı sergilediği sevgi ve şefkat dolu tavrı bizim için müstesnâ örnektir. O’nun (sav) ümmetine aşıladığı “karşılıklı anlayış ve karşılıklı sevgi” âile huzurunun temel taşıdır.

Bizim için her yönden “en güzel örnek” olarak takdîm edilen Allah Rasûlü, “Sizin en hayırlı olanınız, âilesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben, içinizde âilesine karşı en hayırlı olanınızım.”4 buyurmuştur.

Allah Rasûlü’nün âile hayâtında sevgi, rahmet ve hoşgörü hâkimdi. O (sav) sonsuz nezâket, nezahet ve edeb sâhibi idi. O’nun âilesi îman, ilim, takvâ ve ihlâs âilesi idi. O’nun âilesinde Allah (cc) korkusu, hayâ ve iffet duygusu ve helâl lokma anlayışı geçerliydi.

O, aslâ kalp kırmaz, gönül incitmezdi. O, hanımlarına ve hizmetçilerine fiske bile vurmazdı. O, kin ve nefreti kaldırıp sevgi ve rahmeti aşılamak için gelmişti. O, dâimâ güler yüzlü, tatlı dilli, sevgi doluydu. O’na bakan yüzler nurlanır, O’nu görme şerefine erenler, dünyânın en mesut ve bahtiyar insanı olurlardı.

Arzu edilen “ideal İslâm âilesi’’ni kurmak için Efendimiz’in (sav) ahlâkî ve edebî yönü örnek alınmalı, O’nun mânevî yönü hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

İslâm Âilesinde Nebevî Mesaj Yankılanır

İslâm âilesinde, Sevgili Peygamberimiz’in (sav) mübârek hadîs-i şerifleri baş tâcı edilir, âile meclisinde bu mübârek cümleler muhabbet ve coşkuyla okunur ve hayat boyu sürekli tekrâr edilir. Hz. Muhammed Mustafa’nın mübârek ismi büyük bir hürmetle ve salavât-ı şerîfelerle yâd edilir ve bu güzel ortamda; şüphesiz körpe yavruların tertemiz gönüllerine Rasûlullah sevgisi işlenir.

Her biri eskimez ideal ölçü olan hadîs-i şerifler okundukça ve yaşandıkça âilede düşünce ve görüş birliği oluşur, âile bu ortak payda etrâfında buluşur. Peygamberinin ismini ağzından düşürmeyenler, O’nun mesajını âilece rehber edinirler. Sünnet-i seniyyeden alınan ilhamla Allah korkusu, ihlâs, nefis muhâsebesi, sorumluluk duygusu, emânet anlayışı, hizmet aşkı, fedâkârlık, ferâgat, karşılıklı sevgi ve anlayış, yardımseverlik ve cesâret gibi ahlâki değerler âile ortamında âile bireylerine aşılandığı takdirde ancak; okuyan, düşünen, çalışan “özlenen/beklenen nesil” yetişir.

Haftada en az bir gece yapacağımız âile içi “hadîs-i şerîf sohbetleri”, bu mânevî havayı teneffüs etmek için ilk adım olabilir, ahlâkî yapının takviyesi için ilk planda özellikle ahlâk hadisleri tercîh edilebilir.5

Ülkemizin ve İslâm dünyâsının içinde bulunduğu şartlar âilenin mânevî atmosferinde titizlikle değerlendirilmeli, âile bireyleri topluma yönelik mânevî görevlerini en güzel şekilde yerine getirme noktasında elbirliğiyle beklenen çabayı harcamalıdırlar.

İslâm Âilesinde Asıl Hedef, Allâh’a (cc) Kulluktur

İslâm âilesi, Allâh’a kulluğun, ibâdet ve ubûdiyetin anlaşılması, öğrenilmesi ve uygulanması için ilk staj yeridir. Âilede ibâdet, zorâkî bir merâsim şeklinde değil, istekle ve içtenlikle edâ edilen bir kulluk görevi şeklinde görülmeli ve o şekilde gösterilmelidir. Âilece yapılacak toplu zikir ve sesli duâlar, özellikle Cuma geceleri ve Ramazan günlerinde icrâ edilen birlikte Kur’ân tilâveti apayrı bir mânevî ders niteliği taşımaktadır.

Âilede tek arzu, ebedî hayâtı kazanmak ve yakınlarımızın Cehennem ateşine atılmasını engellemektir. Bu sebeple âile söz konusu olduğunda ilk akla gelen âyet, “Ey Îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi Cehennem ateşinden koruyun.”6 âyetidir. Ancak bu konu, sevgi ve şefkat çerçevesinde karşılıklı hoşgörü ile ele alınmalıdır.

Günümüz âilelerinde “çocuklara orucu sevdirme ve onları oruca alıştırma” konusunda gösterilen takdîre değer titizlik, namaz konusunda da aynen gösterilmelidir. “Namaz” yeni yetişen nesle en tatlı üslûpla anlatılmalı, namaz kılma sevdirilmeli, çocuklar namaza özendirilmelidir. Fakat çocuğa zorla ve baskıyla namaz kıldırma anlayışının ters tepki yapabileceği ve çocuğu gelecekte namazsızlığa sürükleyebileceği ise unutulmamalıdır.

Âilene namazı emret. Kendin de namaza devâm et.”7 meâlindeki âyet-i celîle, âile büyüklerine namaz konusunda mânevî bir görev yüklemektedir. Zîrâ sabah ezânının tatlı nağmesiyle uyanan ve birbirlerini güzellikle namaza uyandıran âile ferdleri arasındaki “ibâdet dayanışması” âileye ayrı bir ruh vermektedir.

Kur’ân-ı Kerîm, “O, âilesine namazı ve zekâtı emrederdi. O, Rabbi nezdinde râzı olunan bir kişiydi.”8 âyetinde Hz. İsmâîl (a.s.)’i bu konuda bize örnek göstermekte ve âile halkına namaz kılmayı tavsiye etme görevinin târihî boyutuna da işâret etmektedir.

Hz. Dâvûd (a.s), hayâtının bir gününü oruçlu, bir gününü oruçsuz geçiriyordu. O’nun evinde oruç tutulmayan bir gün, namaz kılınmayan bir saat yoktu. Âile halkından biri veya birkaçı mutlakâ oruçlu olurken, günün hiçbir saatinde evinde namaz eksik olmaz, bâzıları istirahat ederlerken diğer bir kısmı Allâh’ın huzûrunda namaza dururdu.

Hz. Lokmân (a.s)’ın oğluna yaptığı tavsiyelerini örnek tavsiyeler olarak nakleden Kitâbımız, O’nun değerli tavsiyeleri arasında: Yavrum! Namazını (vaktinde, cemâatle ve şartlarına uygun şekilde) dosdoğru kıl!”9 tavsiyesini de nakletmektedir. Böylece çocuklarımıza yapılan ahlâkî ve mânevî tavsiyeler arasında namaz kılma özellikle vurgulanmaktadır.

İslâm Âilesi, Edeb ve Terbiye Yuvasıdır

“Önce edeb” ilkesini benimseyen İslâm âilesi, arzu edilen toplum modelinin edeb çerçevesinde şekilleneceğini düşünür. Her vesîleyle fiilî olarak âile ortamında edeb ve terbiye işlenir.

Küçük yeğenine yatmadan önce; “Allah beni görüyor. Allah beni biliyor. Allah beni duyuyor. O halde niye günah işleyeyim?” cümlelerini defalarca tekrar ederek uyumasını tavsiye eden İslâm büyüğü, bu ifâdelerle küçük yeğeninin tertemiz mâsum gönlüne, küçük yaşta nefsi murâkabe (oto-kontrol) duygusunu aşılıyordu.

Çocukları üzmeden, sıkmadan, usandırmadan; onlara ideal şahsiyetlerin, mâneviyat büyüklerinin hayâtından kesitler ve ideal sahneler sunulmalı; hurâfe, asılsız ve abartmalı nakillerden kaçınılmalı, edeb ve itâat öğretilirken baskıcı, ezici ve kişiliği zedeleyici tavır ve ifâdelerden sakınılmalıdır.

İslâm âilesinde anne ve baba arasındaki karşılıklı sevgi ve saygı, çocuklara aynı şekilde yansır. Anne ve babanın çocuklarına bitmek bilmeyen “sözlü” nasihatlerden ziyâde tavır ve davranışlarıyla örnek olmaları psikolojik açıdan daha etkileyici ve daha kalıcıdır.

Hırsızlık sebebiyle kendisine cezâ verilen bir kişinin; “Siz benim değil, annemin elini kesin. Çünkü ben çocukken ilk defa hırsızlık yaptığımda annem: Ne mutlu bana! Çocuğum adam oldu da hırsızlık bile yaptı, demişti.” sözü, annenin kötü örnek olmasının suça özendirdiği ve karakter bozukluğuna sebep olduğu gerçeğini vurgulamaktadır.

Eşlerimizin iffetli olmasını arzu ediyorsak, önce biz iffetli olmalıyız. Çocuklarımızın anne ve babalarına itâatkâr olmalarını istiyorsak, önce biz anne-babalarımıza itâat etmeliyiz. Öğrencilerimizi hangi seviyede görmek istiyorsak, önce biz o seviyeyi yakalamalıyız.

Yapılan ilmî tesbitlere göre; psikolojik krizlerin, rûhî bunalımların, intiharların temel faktörlerinden biri, âile yapısının çürüklüğüdür. Zîrâ sağlam zemin üzerine kurulan âilelerde psikolojik çöküntü yaşanmadığı için, âile bireyleri mutluluğu dışarıda aramazlar. Biriken sosyal, siyâsî ve ekonomik sorunlar, mânevî dinamikleri sağlam olan âilelerde daha kolay çözüme kavuşturulur.

Yıkılmak üzere olan âileleri hakkında “kurtarıcı fetvâlar’ arayanlar, önceden mânevî sorumluluğu pek düşünmeyen ve geç uyanan kişilerdir. Hafif ve ağır hasarlı binâsı için rapor isteyen ev sâhipleri, zamânında sağlam zemin üzerine ilmî ve teknik vasıflara uygun sağlam binâ inşâ etmediklerinin mahcûbiyeti ve sorumluluğu altında ezilmektedirler.

Hastalanmadan önce sağlığı koruma ilkelerini gösteren “koruyucu hekimlik” esasları ihmâl edildiğinde sağlığımız bozulduğu gibi; ideal hayat esaslarını gösteren İslâmî temel kurallar ihmâl edildiğinde -Allah korusun- nice âile binâları yıkılacak, nice huzursuzluklar, acı boşanmalar ve istenmeyen ayrılıklar yaşanacak ya da nice âileler hafif ve ağır hasarlı olarak hayatlarına mutsuz, umutsuz ve huzursuz olarak devâm edeceklerdir.

Acaba?

Peygamberimiz (sav)’in âile hayâtı ile ilgili sünnet-i seniyyelerini acabâ ne kadar yaşayabiliyoruz? Düğünlerimiz, toplantılarımız, dâvetlerimiz ve randevularımız ne derece O’nun ölçülerine uygun?

Yeme-içme, oturma-kalkma, konuşma-susma, yatma-uyuma âdâbı noktasından acabâ ne durumdayız? Aşırı israf, tüketim çılgınlığı, son derece lüks hayat yaşama özentisi ve bunca maddî bolluğa ve geniş imkâna rağmen yaşanan nankörlük ve şükürsüzlük, Efendimiz’in (sas) nezih çizgisine ters değil mi?

Allah Rasûlü acabâ âilemize misâfir olsa bizi nasıl karşılardı? Ne dersiniz, O’nu evimize, toplantılarımıza, düğünlerimize misafir edebilecek durumda mıyız?

Acabâ annemiz, babamız, kardeşlerimiz, amcamız, dayımız, halamız ve teyzemizden başlayarak, yakınlık derecesine göre halka halka yerine getirilmesi gereken sıla-i rahim görevimizi; hocalarımız, komşularımız, arkadaşlarımız, dostlarımız açısından yerine getirmek zorunda olduğumuz İslâm kardeşliği görevimizi ne kadar yapabiliyoruz? Mü’min kardeşlerimizin problemleri, İslâm âleminin dertleri âilemizde ne kadar yankılanmaktadır? Çocuklarımıza ibâdet zevkini, sorumluluk duygusunu, okuma arzusunu ne kadar aşılayabiliyoruz? Gelin “ideal İslâm âilesi” konusunda önce kendimizi sorgulayalım!

Dipnotlar:

1 Rum, 30/21.

2 Ebu Davud: Salât 178.

3 Ahzab, 33/34.

4 Tirmizî: Menakıb 63; İbn Mace: Nikâh 50; Darimî: Nikâh 55.

5 Riyazu’s-Salihîn, et-Tergîb vet-Terhib, el-Edebü’l-Müfred gibi eserler, bu konuda tavsiye edilebilecek eserlerdendir.

6 Tahrim: 66/6.

7 Tâ-Hâ: 20/132.

8 Meryem: 19/55.

9 Lokman: 31/31,17.

Ayrıca kontrol et

Doğa-Fıtrat Dengesi

Doğa-Fıtrat Dengesi Alemdar “O´nun katında her şey bir ölçüye göredir.” (Ra’d, 8.)  “Gerçekten Biz, her …