İblis aleyhillâ’ne

Âdem (as)’den kıyamete kadar devam eden süreçte, hayvan gibi sorumsuz, melek gibi nurdan yaratılan bir varlık olmadığımız için büyük bir mücâdele içindeyiz. Çünkü insan, iki zıt kutba sahnedir. Allah (cc)’den nefh (üfürülen) olan ruhuyla a’la-i illiyîne (en yüksek mertebeye), isyana sürükleyen nefs-i emmâresiyle esfeli sâfilîne (cehenneme) gider.

Ateşten yaratılan şeytana, alevinden halk olunan nefse esir olmasın diye Mevlâ (cc) bize Peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Semi’nâ ve ata’nâ (işittik ve itaat ettik) diyen muti kulla, (neûzü billah semi’nâ ve asaynâ) işittik ama itaat etmedik diyen âsiyi birbirinden ayırmak için Cenâb-ı Hakk şeytanı musallat etmiştir bizlere. “Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem’e secde edin! diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler.O secde edenlerden olmadı. Allah buyurdu: “Ben sana emretmişken secde koymaktan seni alıkoyan nedir?” İblis: ” Ben ondan daha hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın, onu da çamurdan yarattın.” dedi. Allah:” Öyle ise in oradan, Orada büyüklük taslamaya hakkın yoktur. Çık! Çünkü sen aşağılıklardansın!” buyurdu. İblis, “Bana insanların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi. Allah:” Haydi, sen mühlet verilenlerdensin.” buyurdu. İblis dedi ki:” Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için Sen’in doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve Sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!” Allah buyurdu:” Haydi yerilmiş, kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım.” (A’raf 11:18)

Âdem ;(as)’in kusurunu itirafla (kabul etmekle) nedametle, nefsini yermekle, tevbeyle ve rahmet-i ilâhiyeden ümid kesmekle, şeytan aleyhilla’neden karakter olarak ne kadar farklı olduğu ortaya çıkmaktadır.

“İblis cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı.” (Kehf / 50) buyurulur Kur’ân-ı Azîmüşşan’da.

İbn-i Abbas, Ata, Mücahid Hasen ve Katade (ra)’e göre şeytan, insan ve cinden isyan eden, inat eden, kibirli, fitne, dönek, serkeş ve her türlü kötülüğün temsilcisidir. İstikametten ayıran her saptırıcıya şeytan denir. “Böylece biz, her Peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar.” (En’am / 112) Ayet-i celîlesiyle insanlardan da şeytanların olduğu ifade edilir. Peygamberimiz (sav) Ebu Zer (ra)’e: “Cin ve insan şeytanlarından Allah’a sığındın mı?” buyurunca, Ebu Zer:”İnsandan da şeytan olur mu?” deyince Efendimiz (sav): “Evet onlar, cin şeytanlarından daha şerlidir.” buyurdu. (Ahmet b. Hanbel, 5, 178, 179, 265)

Sibeveyh: Şeytan uzaklaşma ve bâtıl anlamlarına gelir. Bu bakımdan Hak’dan alıkoyan mel’undan devamlı uzak kalmak gerekir der. Şeytan gizli bir kuvvettir. Zehrini açıktan hissettirmeden âdemoğlunun kalbine döker. Hadis-i Şerif’te: ” Şeytan burnunu âdemoğlunun kalbi üzerine koyar. İnsan Allah’ı andığında gizlenir. Allah’ı unuttuğu zaman ise onun kalbine hâkim olarak vesvese verir.” buyurulur.

Kurtubi: Şeytanın vesvesesi, gizli bir sözle insanları insanları kendisine itaate çağırır. Sesi işitilmeden mânâsı kalbe ulaşır. İnsan şeytanları görünür, fakat onun şeytanlığı görünmez.

Malik b. Dinar (r.a): İnsandan olan şeytanlar, bana karşı cinnî şeytanlardan daha şiddetlidirler. Eûzü billâhi deyince cinnî şeytanlar benden uzaklaşırlar, ama insî şeytanlar bana gâlip gelerek açıktan kötülüğe götürürler.

Bahru’l-Muhit’de Ebu Hayyan: “El-vesvas” şeytan ismidir. Vesvas şehevî arzuların fısıldanmasıdır. “Şeytan ona (Âdem’e) fısıldadı.” (Taha / 120), “O ki, insanların sinelerinde vesvese verip durur.” (Nas /4-5) Kötü telkin ve alçak hisler uyandırır şeytan.

Allah’ın zikrinden uzaklaşması, gözden gizli ve çok dönek olduğu için Hannas denmiştir şeytana. Kendisi zikrullahtan mahrum olduğu gibi, Hakk’ı anmaktan gâfil olanlara da musallat olur. “Şüphesiz, bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf / 36-37)

Şeytan cahil sofu ve ilminin gereğini yerine getirmeyen, nefsine aldanan alimlere zuhur nüfûz eder. Yıllarca itaatte bulunan âbid’in karşısına şeytan gelir. “Ey sofu! bunca yıl ibadet ettiğin halde Allah’ın sana kulum dediğini duydun mu?” der. Kafası karışan sofu tesbihi, seccadeyi atıp, yan gelip yatar. Cenâb-ı Hakk Hızır (as)’ı gönderir. “Kuluma söyle Allah demekliği bizim kulum demekliğimizdir.” buyurur. “Şeytan şer’i ilimleri bilen bir âlimden korktuğu kadar bin âbidden korkmaz.” buyurulur Hadis-i Şerif’de. (Münavi) Şeytanın maskarası olan âlim hakkında çokça rivayet edilen Hadis-i Şerif’lerden biri de şudur: ” Yevm-i kıyamette şiddetli azâb ile muazzeb olan ilmi ile amel etmeyen âlimdir. (Câmiussağîr)

El Vesiletü’l Ahmediyye (c.1, s. 140) adlı eserde şeytanın ademoğullarına şu hileleri yaptığı yazar.

Birinci hile, imanını çalmak. İkincisi ise fısk, zulüm ve isyana götürmektir.

Hacı Hasan Efendi (k.s)’nin damad-ı âlîleri Hâfız Ahmed Efendi’nin hastalıklarının şiddetlendiği bir kriz anında, şehâdet parmağını semâya kaldırıp indirdiği görülür. Âfiyet bulduğunda sebebini açıklar: “Karşıma şeytan geldi, illâ Allah iki diyeceksin, diyordu. Ben de hayır, Allah birbir diye O’nun vahdâniyetini ifade ederek şehâdet parmağımla mücadele ediyordum.” der.

Es’âd-ı Erbilî (ks)’nin dergâhında otuz yıl aşçılık yapan Tevfik Baba Medine-i Tâhire’de son nefeslerinde asâsını isteyerek şiddetle fırlatıp atar. Meğer Tevfik Baba imânını çalmaya gelen melûnu reddeder.

Mektubatında Üstaz-ı âlimiz Es’ad-ı Erbilî (k.s), şeytan evlatlarımın semtinden geçemez buyurur. “Efendim! şeytana esir olan evlatlarınız da var” dediklerinde üç hususa uymayanları iğfâl eder, der.

1- Allah’ın emrine uymayanlar
2- Kalbi günahlarla kararan âsilerle gönüllü olarak oturup kalkanlar.
3- Dünyanın israf kabilinden olan geçici süslerine aldananlar.

Âdemoğlu’na son derece kindar olan melûn, kıyamete kadar mühlet istedi Allah’tan. Rabbimiz şeytandan korunmak için bize şu silahları verdi.

1- İman          2- Takvâ          3- Allah’ı anma          4- Allah’a sığınma          5- Muhlis kullar.

“Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. Allah’tan korkma vasfını taşıyanlar varya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda hatırlayıp, (Allah’ın azâbını ve sevâbını düşünüp) hemen gerçeği görürler. (Basiret nûru ile şeytanın vesvesesinden kurtulurlar. Şeytanların dostlarına gelince, şeytanlar onları, azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.)  (A’raf: 200-202)

İsm-i mefûl sîgasıyla belirtilen Allah(c.c)’a kullukta samimi, rızây-ı ilâhîye tâlip muhlis kullar, şeytana da pabucu ters giydirirler. İblis: ” Senin mutlak kudretine andolsun ki, onlardan ihlâsa erdirilmiş kullarının  dışında hepsini mutlaka azdıracağım.” dedi. (Sad / 82-83)

Hz. Ömer (ra)’in iman ve şecaatinden korkan şeytan, O’nu görmemek için yolunu değiştirirdi.

Ebû Saîd  el-Harraz (ks), rüyasında iblise asâsını kaldırınca melûn, “Ben senin asândan değil, kalbindeki irfân nurundan korkuyorum.” demiştir.

Cenâb-ı Hakk, gönüllerimize kötü düşünce ilka eden şeytan ve onun hilelerini gerçekleştirmeye çalışan nefs-i emmâre’nin şerrinden bizleri muhâfaza buyursun. (Âmin)

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Ayrıca kontrol et

Dil Edebi / Alemdar

Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk sözden kelâmdan, kalemden satırdan, beyandan, “mantıkuttayr”dan bahis buyurur. Bu vâsıtalarla hakkı …