Günümüzde Cihad Anlayışı

Günümüzde Cihad Anlayışı

İdris Kocabaş

Arapça’da “güç ve gayret sarf etmek, bir işi başarmak için elinden gelen bütün imkânları kullanmak” mânâsındaki cehd kökünden türeyen cihad; İslâmî literatürde “dînî emirleri öğrenip ona göre yaşamak ve başkalarına öğretmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışmak, İslâm’ı tebliğ, nefse ve dış düşmanlara karşı mücâdele vermek” şeklindeki genel ve kapsamlı anlamı yanında fıkıh terimi olarak daha çok Müslüman olmayanlarla savaş, tasavvufta ise nefs-i emmâreyi yenme çabası için kullanılmıştır.1

Cihad, hayâtın gâyesi olarak Allâh’a (cc) kulluk etmek, Allah ve Rasûlü’nün koyduğu ölçülerin ferd ve toplum hayâtına uygulanmasına çalışmaktan İslâm’ı diğer insanlara tebliğe, İslâm ülkesini ve Müslümanları her türlü tehlike ve saldırılara karşı savunma ve bu konuda gerektiğinde savaşmaya kadar kapsamlı bir anlam taşımakta; kalp, dil, el ve silâh gibi beşerî aksiyonun ortaya konulduğu her vâsıta ile yapılabilmektedir. Cihaddan maksat müslümanların emniyet içinde olmaları, din ve dünyâ işlerini yürütmeye imkân bulmalarıdır. Bir başka söylemle cihâd, İslâm’ı Allah ve Rasûlü’nün buyurduğu şekilde yaşayabilmenin önünde engel teşkîl eden her bir şeyi ortadan kaldırmak için mücâdele etmektir. “Bizim rızâmıza ulaşmak için uğrumuzda cihâd edenlere elbette bize ulaştıracak yollarımızı göstereceğiz”2 “Allah uğrunda, Allâh’ın rızâsına ulaşmak uğrunda hakkıyla cihâd edin.”3 meâlindeki âyetler cihâdın kapsamlı anlamını içermektedir.

İslâm’da karşılığını bulan bütün cepheleriyle ilâhî mesajı insanlığa duyurma amacını güden, bu sebeple de her devirde canlı tutulması zorunlu olan cihad faaliyetinin günümüz şartlarında hangi metotlarla yürütülmesi îcâb ettiği, üzerinde durulması gereken bir konudur. Geniş anlamıyla cihâda ve dâvete dâir âyet ve hadislerle İslâm düşünce hareketlerinin târihî gelişimi dikkate alındığında günümüz inanç ve fikir akımları, ideolojileri ve hâkimiyet emelleri karşısında cihâdı yürütecek kişi ve zümrelerin öncelikle ilim ve îmanla donanmaları gerektiği ortaya çıkar. Sâde bir Müslüman ve mü’min olabilmek için İslâm’ın temel hükümlerini öğrenmekle yetinilebileceği halde İslâm’a dâvet görevini yürütecek mücâhid bilinçli ve basîretli olmalıdır. Zîrâ Yüce Rabbimiz; “De ki, işte benim yolum; ben de bana bağlı olanlar da bilinçle ve basîretle Allâh’a dâvet etmekteyiz”4 buyurmaktadır. Yâni dâvâsının dayandığı açık seçik delillere, doğrularla yanlışları kesin olarak ayırıp ortaya koyma imkânı veren bilgilere vâkıf olmak ve bunlara dayanarak faaliyetini sürdürmek zorundadır.

Cihadla ilgili âyetlerin çokça yer aldığı Enfâl sûresinde, müslümanların ancak bir kısmından haberdâr olabildiği fakat Allah katında mâlûm olan düşmanlar için caydırıcı nitelik taşıyacak kadar güç kazanma yolunda gayret sarf edilmesi emredilmiş ve Allah yolunda harcanacak şeylerin hiçbirinin zâyî olmayacağı hatırlatılmıştır. Hz. Peygamber’in (sav), Veren el alan elden hayırlıdır”5 buyruğu nefisle cihâdın gerçekleştirilmesinde ekonomik gücün önemini vurgulayan hakîmâne bir ifâdedir.

İslâm dînindeki bütün emir ve tavsiyeler yeryüzünün halîfesi kabûl edilen insanın korunması, geliştirilmesi ve yüceltilmesini hedef almıştır. Bu sebeple İslâmiyet’in bâtıla karşı hakkı ayakta tutma ve güçlendirme savaşında insan neslinin korunması ve sağlıklı geliştirilmesine çok önem verdiği görülür. Kur’ân-ı Kerîm’de bozguncu güçlerin nesli tahrîb etmeye yönelik faaliyetlerine dikkat çekilmiş (Bakara 2/ 205; Muhammed 47/22), gençlerin bu tahriplerden korunmasına yönelik emir ve tavsiyeler, çocuğun ana rahminde teşekkülünden îtibâren insanın ölümüne kadar uzanan bütün safhaları kapsamıştır. Kur’ân’da fiilî savaş için kullanılan “nefr” (hucûm etmek) kelimesi; din ilimlerinde uzmanlaşmak ve ülke insanının kültürel gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla sürdürülecek ilmî çalışmalar için de kullanılmış ve her eli kılıç tutanın cephe savaşına çıkmayıp bâzılarının kendilerini kültür savaşına vakfetmelerinin gereği üzerinde önemle durulmuştur (Tevbe 9/122). Çağımızın kitleler arası etkileşim ve mücâdele metotları içinde kültürün ilk sırada yer aldığı muhakkaktır. Bundan dolayı bugün cihâdın geçmişte olduğundan daha fazla, cephe savaşından ekonomi ve kültür mücâdelesi alanlarına kaydırılması zarûreti doğmuştur.6

Günümüzde müslümanların cihad şekilleri değişen dünyâ düzenine göre yeni mevziler kazanabilir. İlim, sanat, siyâset, fen, sosyal, yazılı ve görsel medya vb. alanların sergileyebilecekleri olumsuzluklara karşı yine mezkûr alanlar üzerinden mar’uf mevzilerin oluşturulması olmazsa olmaz konudur. Cephede silahla göğüs göğse mücâdele etmek ne kadar önemliyse, cephe arkasında cehâletle, fuhşiyatla, fâizle, haksız kazançla, tesettürsüzlükle, ahlâksızlıkla, kötülüğün yayılmasıyla mücâdele etmek de o kadar önemlidir. Cephedeki cihâdı besleyen damar cephe arkasıdır. Toplum olarak İslâm’ı derinden özümsemiş olmak yeryüzünde hakkın, adâletin hâkim olmasına ve i’lâ-i kelimetullah vazîfesinin yerine getirilmesine vesîle olacaktır.

Sonuç olarak; bir cihad faaliyeti olan ve en önemli görevlerimiz arasında yer alan emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münkeri de zikretmemiz gerekmektedir. Muktezâ-i hâle göre yöntem geliştirmekle berâber terk edemeyeceğimiz bir cihad çeşidi olması yönüyle iyiliği emredip kötülükten sakındırmak kadın ve erkek tüm müslümanların vazîfesidir. Peygamberimiz (sav) bunu en güzel şekilde şöyle ifâde etmektedir: “Sizden her kim bir kötülük görürse, eğer gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse, diliyle düzeltsin. Onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğz etsin. Fakat bu, îmânın en zayıf mertebesidir.”7Kötülük/münker karşısında müslümanın takınacağı üç hal bunlardan en az birisi olmalıdır. Aksi halde mesuliyetten kurtulmak mümkün olmamaktadır.

Dipnotlar

1 Ahmet Özel, “Cihad”, DİA, TDV Yay., İstanbul 1993, c. 7, s. 527.

2 Ankebût, 29/691.

3 Hacc, 22/781.

4 Yûsuf, 12/108.

5 Buhârî, “Zekat”, 18.

6 Bekir Topaloğlu, “Günümüzde Cihad”, DİA, TDV Yay., İstanbul 1993, c. 7, s. 533.

7 Tirmizî, Fiten, 11; İbnu Mâce, Fiten, 20; Ebû Dâvûd, Salât, 242.

Nisan 2020, sayfa no: 12-13-14

Ayrıca kontrol et

İstikâmet

Her huy istikamete muhtaçtır. İstikamet ise hiç bir şeye muhtaç değildir. Cömertlikte aşırıya kaçmak israftır. …