Fetihler Yapan Fâtihlerin Yüreğini Taşıyan Gençler Yaşar Bu Topraklarda

Fetihler Yapan Fâtihlerin Yüreğini Taşıyan Gençler Yaşar Bu Topraklarda

Nuriye Eycan

Kalplerine dokunularak büyütülen, yüreklerine gül tohumları serpilen, merhamet ve şefkatin davranışlarına yansıdığı, sevgi dolu ama bir o kadar da vakur bir nesil istiyorum. Annelerin feryâdını babaların yıkılmışlığını gördükçe, kaybolan gencecik çocukları görüyorum. Anne babaların kendi elleri ile ateşe ittikleri, âdetâ dokunulmaz gibi, kıyamadan yetiştirdikleri çocukların taşlaşmış, robotlaşmış sanki insan dışı varlıklara dönüşmesini görüyor ve bunun sebebinin ise yine biz anne babalar olduğunu, bundan şikâyet etmeye hakkımız bulunmadığını biliyorum.

Ey dünyâyı kendinin zanneden insanoğlu, cehennemdeki ateşini kendi ellerinle dünyâdan götürüyorsun. Görmez misin yaptıklarını, görmez misin kendi ellerinle putlaştırdıklarını? Neden eğitim denince akla sâdece okullar ve öğretmenler gelir? Asıl mektep âile değil midir ve ilk öğretmen anne-baba değil midir? Kardeşlerim, biz anne-babalar çok geç olmadan hânelerimize, âilemize, yavrularımıza sâhip çıkalım. Gün geçtikçe ellerimizden kayan yavrularımızın yüreklerine dokunarak, onlarla öğrenip onlarla yaşayarak, sohbet ederek, Allah Resûlu’nün (sav) “Çocuklar ‘cennet çiçekleri’, ‘kalb meyveleri’, ‘ilâhî ihsân ve rızıklar’dır.” buyurduğu gibi gençlerimizi önemseyelim, onlara verilmesi gereken değeri verelim, evlatlarımızı yeniden sahabe gibi yetiştirme gayretinde olalım. Bugünü biz yaşarken, yarın için hazırladığımız günümüz gençliğini kendi ellerimizle çukura atmayalım.

Maalesef ki onlara sunulan çok çeşitli imkânlara, rahatlığa, teknolojinin getirdiği hızlı yaşama ve ellerinde bulunan daha birçok zenginliğe rağmen yavrularımız avuçlarımızdan kayarak, göz göre göre mutsuz ve depresif bir nesil hâline dönüşmekteler. Onlardan şikâyet etmeyen anne baba yok gibi veya onların bilimsel zekâsı ve üstün başarısını öven anne babalar dolu. Ama maalesef ki bâzı istisnâlar hâriç, “benim evlat yetiştirmemin amacı güzel ahlâklı bir nesil, îmanlı bir gençlik, namazının izleri diz kapaklarına sirâyet etmiş, alnına nur olmuş, edepli bir evlat yetiştirmektir, sonrasında zâten etiket, makam, mal gelir, onlar zâten Allah (cc) rızâsını kazanabilmek, O’nun yolunda hizmet edebilmek için sâdece birer araçtır” diyebilen anne-babalar yok denecek kadar az. Sanki o anne babaların o ataların nesli tükenip gitmekte, onlar tükendikçe yeni bir nesil türemekte. İnsan görünümlü ama duygusuz, hissiz, başkalarının acılarını önemsemeyen, merhametten uzak, bilgi yüklü, bencil, robotlaşmış bir kuşak meydana gelmekte.

Bu zamanın büyüklerinin şikâyet edip sızlanmak yerine kendilerini sorgulamaları gerekmektedir. Şunu iyi bilmelidirler ki toplumun kültürel yapısının bozulması, kendine has değerlerini, inancını kaybetmesinin ve mutsuz bireylerden oluşan bir neslin yetişmesinin sebebi yine kendileridir. Her çocuk bir âilede yetişir, çocuk âilesinin aynasıdır. O sebepledir ki bu çağın gençlerinden şikâyet etmek, sorunları onlarda aramak yerine, âileler öz eleştiri yaparak eksiklerinin farkına varmalı, medenîlik ve medeniyet diye diye kaybedilen değerlerimizi yeniden kazanmalıdır. Kur’ân ahlâkından, Resûlullah (sav) kokusundan uzak yetiştirilen çocukların mekanikleşmiş, acı hissini kaybetmiş, sâdece bilgi yüklü robotlara dönüşebileceğini aslâ unutmayalım. Çocukların yetiştirilmesinde, maddeden önce mânâ ve mahremiyet eğitimine daha fazla önem vererek bunun üzerinde durmalıyız. Onları Kur’ân ahlâkı ile büyütüp, hayâ ve edeple yoğurup ruhlarını şekillendirebilmeliyiz. Şurası bir gerçektir ki, edep ve hayâsını yitirmiş toplumlarda her türlü kötülük ve câhiliye âdetleri meydana gelmeye başlar. Hayâ ve edep bir toplumun mihenk taşı gibidir. O ki insanoğlunun vücûdunda bulunan her hücrenin kul olduğunu, Rabbinin karşısında olduğunu unutmaması, ruh hamurunu onunla yoğurup hayatını onunla şekillendirebilme sevdâsıdır. Edep, Allah (cc) ve Resûlü’nün (sav) muhabbeti ve aşkı ile yolunu çizen, Kur’ânî bir hayat yaşamaya çalışan, edepsizlerin ve edepsizliklerin karşısında dimdik durabilen mü’min ve mü’mine gençlerin cihâdıdır.

Hadîs-i kudsîye göre: “Allah Teâlâ Âdem (as)’ı yarattığı vakit, Cebrâil (as) ona üç hediye getirdi: İlim, hayâ, akıl.

Ona dedi ki: “Yâ Âdem! Bunlardan dilediğini seç.” Âdem (as) aklı tercih etti. Cibrîl (as) hayâ ve ilme, makamlarına dönmelerini emretti. Hayâ ve ilim dediler ki: “Biz, âlem-i ervâhta (ruhlar âleminde) hep berâber idik. Birbirimizden aslâ ayrılmayız. Ruhlar cesetlere girdikten sonra da aynı şekildedir. Ve akıl nerede olursa, biz ona tâbî oluruz.” Cibrîl (as) da “öyle ise yerlerinize yerleşin” diye emretti. Akıl dimağda, ilim kalpte, hayâ da gözde yerleşti.”

Bu hadîs-i kudsîde anlatıldığı gibi hayânın makâmı gözdür. Bu yüzden hem gözümüzü korumak önemlidir hem de göze hitâb eden şeyleri kontrol altında tutmak. Yoksa bizler iffetimizi kaybettikçe buhranlarımız artar, çocuklarımız ve gençlerimiz yanlış yollara saparlar.

Bundan böyle gereksiz istek ve arzular için kaybedecek günümüz, kaybedecek zamânımız yok. Geleceğin çınarları bugünün fidanları gençlerimizi, evlatlarımızı nasıl terbiye edeceğimizi, onları hangi amaçlarla büyüteceğimizi, onların taşıdığı gençlik rûhunu nerede nasıl harcamaları gerektiğinin önemini iyice idrâk edelim. Bu ümmet ancak yüreğinde taşıdığı îmanla inançla yol alır. Hakkın ve adâletin hüküm sürdüğü, merhametin gün yüzüne çıktığı, şükür ve tebessüm dolu insanların çoğaldığı günler elbet gelecek, bu da ancak hânelerimizde, âile ocaklarında bilinçli anaların elinde yetişecek yeni bir nesille olacaktır. Gençlerimizin kıymetini bilelim, tekrar özümüze dönelim. İyiliklerimizi Allah rızâsı için yapmayı, bu yolda mücâdele ederek çocuklarımızı geleceğin Hasan el-Bennaları, Seyyid Kutupları, Şeyh Ahmet Yasinleri olarak yetiştirmeyi hedefleyelim.

Muhammed İkbâl der ki: “Ey basîretli insan! Bir milletin sermâyesi; para, gümüş, kumaş ve altın değildir. Onun asıl sermayesi; îmanlı, sıhhatli, dinç ve kudretli dimağlara sâhip, çok çalışkan, cevvâl ve çevik evlâtlarıdır.”

Muhakkak ki o gün gelecek, dünyâda yaşanan karmaşalar, ümmetin yaşadığı tüm zulümler, zâlimlikler yepyeni bir nesille, yüreğinde îman dolu, aşk dolu, kudretli dimağlara sâhip bir nesille son bulacaktır.

Hükeym bin Sa’d şöyle der: Hazreti Ali’nin (ra) şöyle buyurduğunu duydum: “Mehdi (as)’ın ashâbı gençtir ve içlerinde yaşlı yoktur; ancak gözdeki sürme veya azıktaki tuz kadardırlar. Ve azıktaki en az şey, tuzdur.”

Hükeym bin Sa’d’ın haber verdiği bu hadîs-i şerif; dünyânın en karmaşık günlerini yaşadığımız bu zaman diliminde, günümüz insanını gördükçe îmanlı yüreklerin sızladığı âhir zamanda yaşayan ümmet için ne güzel bir müjdedir ki, bu müjde dünyânın sonu gelirken îmanlı bir gençliğin olacağı müjdesidir, onların İslâm için çalışacağının habercisidir.

Merhum Necip Fazıl Kısakürek âdetâ haykırırcasına dizelerinde anlatıyor; gelen ve gelecek olan, hani İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin de buyurduğu gibi “Vakitlerin en şereflisi olan gençlik çağını, en fazîletli ameller için harcayacak” olan nesli.

“Halka değil Hakk’a inanan; meclisinin duvarında ‘Hâkimiyet Hakkındır’ düstûruna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve hâlis hürriyeti Hakk’a kölelikte bilen bir gençlik. Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübârek oluş sırrını, her sistem ve mezhep, ortada ne kadar illet varsa devâsının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakîkatinin İslâm’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkîl edecek bir gençlik.”

Allâh’ım biliyoruz ki merhamet her kalbe misâfir olmaz, ancak mâsum kalplerde, güzel ahlâklı kimselerde bulunur. Yâ Rabbi! Bizleri; kalplerinde merhamet, şefkât ve mâsumiyet duygusunu dâim kıldığın, gönüllerine güzel ahlâk hırkasını giydirdiğin, hayâ ve iffet perdesi ile rûhunu sardığın, hidâyet, takvâ ve gönül zenginliği verdiğin ve güzel ahlâkla süslediğin, namazının nûru alnına sirâyet etmiş îmanlı nesiller yetiştirebilen kullarının zümresine dâhil eyle.

Ayrıca kontrol et

İstikâmet

Her huy istikamete muhtaçtır. İstikamet ise hiç bir şeye muhtaç değildir. Cömertlikte aşırıya kaçmak israftır. …