Yenidünya Dergisi

Akâid

Giriş İlm-i tevhîd ve meselelerini bilmek gerekir. İlim; mantıkçıların dediği gibi meseleleri idrak mânâsına gelir. Yâni bir takım usûl ve kâideleri idrakle tekrarlanan melekeye denir. İlmin, hakîkaten tek olduğu halde çeşitli mâlûmâtla da ilgisi olduğu hasebiyle her türlü taksîme kâbiliyeti vardır. Yâni çok kısımlara ayrılır. Mâlûmdur ki tedvîn edilen ilimler iki kısma ayrılır. Biri aklî ilimler, diğeri şer’î ilimlerdir. Şer’î …

Daha fazlası »

Bir Nesil Yetiştirmenin Hikâyesi: Kudüs Çocuk Atölyesi

Filistin meselesi ve İsrail sorunu yıllardır kulak âşinâsı olduğumuz bir konudur. Direniş ve işgâl ne yazık ki kısır bir döngü içerisinde alınmış birkaç konu başlığından öteye geçemediğimiz bir mesele olarak karşımızda duruyor. Bugüne kadar ya “çıksın bir Selahaddin ve orayı kurtarsın” diye hep bir kurtarıcı beklemişiz ya da eylemsiz sloganlarla yıllarımızı geçirmişiz. “Kahrolsun” diye bağırmışız fakat kahredecek bir eylemimiz olmamış. …

Daha fazlası »

Îman Bir Bütündür; Bölünme Kabûl (Yüzdeli Îman Sahîh Değildir) Etmez

Klasik kelâm âlimleri; “Îmân edilecek hususların bir kısmına îmân edip bir kısmına îmân etmeyen kimsenin îmânı sahîh değildir.”1 demek sûretiyle îtikâdî esaslardaki bütünlüğü zedeleme sorununa vurgu yapmışlardır. Bu ifâdenin bir başka açılımı ise; “Zarûrât-ı dîniyye’den birini inkâr, dînî hükümlerin hepsini inkâr sayılır.” kuralıdır. Bunların hepsi gösteriyor ki îman bir bütündür ve kesinlikle parçalanma ve bölünme kabûl etmez. Parçalı bir îman …

Daha fazlası »

El-Alîm (cc)

EL-ALÎM (CC): Her şeyi hakkıyla ve tüm detaylarıyla bilen. İlminin her mâlûmâtı ve mevcûdâtı kuşattığı mutlak âlim, var olanı varlık hâlinde de, var olmadan da, yok olduktan sonra da bilen ve takdîr eden, göğüslerin içinde sır olanları bile tüm detaylarıyla ve ilmiyle kuşatan, ilminin hiçbir şeyi dışarıda bırakmadığı mutlak ilim sâhibi anlamında, Allah Teâlâ’nın esmâ-i hüsnâ’sından biridir. el-Alîm ismi, sıfat-ı müşebbehe …

Daha fazlası »

Editör’den…

Tasavvuf ve İstikâmet Cüneyd-i Bağdadî (ks) Hazretleri, “Tasavvuf bir evdir, kapısı şeriattır” der. Bu tek cümlelik sözle tasavvuf yolunun çizgisi açık ve net olarak ifade edilmiştir. Kur’ân ve Sünnet’e bağlılık noktasında en ufak bir tavizi kabul etmeyen bu yolun hedefi, kişiyi istikamete ulaştırmak, istikamette sabit kılmaktır. İstikamet ise niyet ve amelde Yüce Mevlâ’nın işaret ettiği şekilde yaşayıp, ebedî yurda gayretle …

Daha fazlası »

Ufukta Görünen

Ufukta Görünen Alemdar Görünenler ve görünmeyenler: “Görmeyenle gören, karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir değildir. Allah dilediğine elbette işittirir; ama sen kabirlerdekilere de işittirecek değilsin!” (Fâtır, 19-22.) “Gören” kelimesi mü’mini, “kör” kelimesi kâfiri, “aydınlık” îmânı, “karanlıklar” küfrü, “gölge” rahatlığı ve huzûru, “sıcak” sıkıntıyı ve yakıcı ateşi, “diriler” mü’minleri, “ölüler” kâfirleri anlatmak için kullanılmıştır. Zîrâ mü’min …

Daha fazlası »

İhyâ-i Sünnet

İhyâ-i Sünnet Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks) Hengâm-ı kurb-i kıyâmette ve vakti terâküm-i zulumâtta, âlem ise bu girdâb-ı zulumâta düşmüştür. Bu zamanda bir sünneti ihyâ ve bid’ati terk ile tarîk-i müstakîmi bulmak, ancak envâr-ı sünen-i nebeviyye olmadıkça muhâldir. Ve etvâr-ı nübüvveti iltizâm etmedikçe necât müyesser olmak da mahz-ı hayâldir. Muhabbet-i Zâtiyye-i İlâhiyye’ye vusûl, Habîb-i Rabbi’l Âlemîn’e ittibâsız aslâ sûret bulmaz. “Habîbim …

Daha fazlası »

Seyr ü Sülûkta Teslîmiyet ve Sabır

Seyr ü Sülûkta Teslîmiyet ve Sabır Kalemdar (ks) Kıymetli kardeşlerim! Azgın nefsimizi terbiye etmek için mürşide teslîmiyet gerekir. Mürşid-i kâmilin nefsimizin ıslâhı için bizleri tâbî tuttuğu her türlü imtihâna da sabretmek gerekir. Nefis terbiyesinde teslîmiyet ve sabır çok önemlidir. Sizlere bu meseleyi daha da kolaylaştırmak için, uzun yıllar şeyhlerine hizmet eden iki mürîdin menkîbesini nakledeyim: Şeyh Efendi, bir gün yatsı …

Daha fazlası »

2. Îmân’ı Bize Öğreten İmam Ebû Mansûr Mâtürîdî (rha)

2. Îmân’ı Bize Öğreten İmam Ebû Mansûr Mâtürîdî (rha) Prof. Dr. Musa Yıldız Ecdâdımız İslâm dînini benimsedikten sonra çoğunlukla, ibâdet ve sosyal ilişkilerini İslâm’ı bize öğreten en büyük İmam Ebû Hanife’ye (rha), inanç ilkelerini İmam Mâtürîdî’ye (rha), kucaklayıcı, sevdirici, üretici tasavvufî anlayışlarını da Hoca Ahmet Yesevî’ye (ks) göre düzenlemişlerdir. Bugünkü Özbekistan Cumhuriyeti’nin sınırları içinde bulunan Semerkand’ın dış mahallesi olan Mâtürîd’e …

Daha fazlası »

Silsile-i Sâdât-ı Kirâm
6. Ebu’l-Hasan Harakânî (Ks)

Silsile-i Sâdât-ı Kirâm6. Ebu’l-Hasan Harakânî (Ks) Prof. Dr. Musa Yıldız Silsilede emâneti Bâyezîd-i Bistâmî (ks) Hazretleri’nden mânen devralmıştır. “Zât-ı Pâk” diye anılır. Tam adı Ebu’l-Hasan Alî b. Ahmed (Ca‘fer) el-Harakânî’dir. 963 yılında İran’ın Horasan eyâletindeki Bistâm kasabasının kuzeyinde Harakân köyünde çiftçi bir âilenin çocuğu olarak dünyâya geldi. Kaynaklarda ümmî olduğu, Bâyezîd-i Bistâmî’nin mânevî bir işâreti üzerine Kur’ân okumaya başladığı kaydedilmektedir. …

Daha fazlası »