Tasavvuf

Seyr-i Sülûk

Mürşid-i Kâmille Görüşme Âdâbı Rabıta döneminde, devamlı rabıta; murakabe döneminde ise, vakitleri devamlı murakabe ile geçirmeli salik. Huzurlarında mürşid-i kamilin, kalbi, devamlı istifade için açık bulundurmalı. Avını bekleyen biri gibi, gözünü, gönlünü mürşidinden ayırmamalı. Efendimiz (s.a.v)’in Cenab-ı Hakk’ı müşahedesini:”Göz ne şaştı, ne (de sınırı) aştı.” diye ifade eder ayet-i kerime. Asker arkadaşıyla konuşur gibi, bağırıp-çağırarak konuşmamalı. Sözlerini tutup Hakk’a ermek …

Daha fazlası »

M. Es’âd-ı Erbîlî (k.s)

Es’âd Efendi, uzuna yakın boylu, beyaz sakallı, esmer tenli, güler yüzlü, tatlı sözlü, vakur bir zât idi. Çok kuvvetli bir hafızaya sahipti. Senelerce evvel görüştüğü zâtı hemen tanır, konuştukları mevzuyu derhal hatırlardı. Altın silsilenin otuz üçüncü halkası, yine Irak’tan, Musul’un Erbil kasabasından. 1264/1847 yılında Erbil’de doğdu. Babası Erbil’de bulunan Hâlidi Tekkesi şeyhi M. Said Efendi’dir. Babası tarafından dedesi Hidâyetullah Efendi …

Daha fazlası »

Sâlik’in Vasıfları ve Ahlâkî Yapısı

Allah’ın emirlerini gözetip, nehyinden kaçan, “Peygamber size ne emir verirse onu tutun, yasakladığından da sakının.”1 ayet-i celilesine riayetle, nefsini arıtıp, ruhunu durultan sâlik, şu hususlara azami dikkat gösterir: 1- Devam-vuzû: Nefis, cin ve insan şeytanlarının şerrinden emin olmak için devamlı abdestli bulunmak. Yatsı namazını eda ettikten sonra, yatmadan önce abdest alıp iki rekât namaz kılar; dualarla, zikirlerle, gününü nasıl geçirdiğinin hesabını …

Daha fazlası »

Mürşid-i Kâmilin Vasıfları IV

Evlatlarını Eğitecek Bilgiye Sahip Olmalı… Cenâb-ı Hakk, ilim sahibi olmayan kimseye velayet de lütfetmez. Tâlût’u, Cenâb-ı Hakk hükümdar olarak gönderdiğinde:”Onu Allah, size hükümdar seçmiş ve ona, bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir.”1 ayetiyle, “O, bize nasıl hükümdar olabilir?” diye itiraz edenlere Rabbimiz tarafından cevap verilmiştir. Zahiren bir hocanın eğitiminden geçmeyenler ise, “Biz ona, katımızdan bir ilim öğretmiştik.”2 …

Daha fazlası »

Mürşid-i Kâmilin Vasıfları III

Şefkat ve Merhamet: Kafirin, küfürden imana, mü’minin emri ilahiye imtisalle (Allah’ın emirlerini gözeterek) İslam’a; Müslimin de, her an Rabbim beni görüp, gözetiyor düşüncesiyle ihsan mertebesine erişmesi için bütün insanlara şefkat gösterir Mürşid-i Kâmil. Şah-ı Nakş-i Bend (ks)’in yıllarca yolların temizliğine, hayvanların bakımına, yaşlı insanların, muhtaçların hizmetine koşması ahlâk-ı ilâhîdir. “Merhamet edenlere Rahman da merhamet eder. Yeryüzündekilere merhamet edin, göktekiler de …

Daha fazlası »

Allah (c.c)’ ın Güzel Velîsi H.Hasan Efendi (k.s)

Allah’ın velileri kimlerdir, sorusuna Ashab-ı Kiram’ın ‘Onlar görüldükleri zaman, Allah hatıra gelir.’ cevabı Peygamber (s.a.v.)’in, hak dostlarını anlatan en güzel sözdür. Vasıfları çok olmakla birlikte, şu üç maddeyi, arifler sıralar onlar hakkında: 1- Ne kadar gam ve kederle otursa in san onların huzuruna, neşe ve zevk dolar gönlü, 2- Ahirete ait amellere, Cenab-ı Hakk’a itaate, Habibin (s.a.v.)’e muhabbete, kalblerde derin …

Daha fazlası »

Mürşid-i Kâmilin Vasıfları -2-

NASİHAT Gece gündüz kavmini davet eden Nuh (as)’un:”Onlar Mü’min olmayacaklar.”[1] diye canından olacak kadar say ü gayret gösteren [2] Efendimiz (sav)’in ve varis-i enbiya olan mürşid-i kâmillerin hayatlarını bu yolda feda ettikleri en önemli konudur nasihat. Nasihat edecek insanın şu üç evsafı haiz olması gerekir. 1- Seyr-ü sülük: İçini, dışını nur-i İlahi ile tezyin etmek. 2- Güzel ahlâk. 3- Halinden …

Daha fazlası »

Mürşid-i Kâmilin Vasıfları 1

İstikamet: Yunus Emre’nin, “Bu kapıdan odunun da eğrisi girmez.” düsturunca insanları eğiten bu mektebin mürebbilerinin en bariz sıfatı istikamettir. “Yol keramet yolu değil, istikamet yoludur.” Nebiyyi Muhterem’in saç ve sakallarını ağartan, namaz, oruç, hac ve zekat ayetlerinden ziyade “Emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et.”[1] ayet-i celilesi olmuştur. Bir kimsenin hayatı boyunca emr-i İlahi’ye aykırı bir davranışta bulunmadan takip ettiği yoldur istikamet. …

Daha fazlası »

Çile

Nefs-i mutmainne (tamamen kötülükleri terketme) haline gelince derviş, kendisinden istenilen tebliğ, davet ve irşâd görevini, ashabın çilesine tâbi olarak kırk kişiye, kırk köye, kırk ilçeye, kırk ile ve bütün dünyaya Hakk’ın emirlerini duyurmak için gece-gündüz demeden çalışır. Ölmeden evvel ölme, (fena ahlâktan güzel ahlâka geçme) az yeme, az uyuma, az konuşma ve halvetle (insanlardan bir müddet ayrılmakla) nefsi sıkı bir …

Daha fazlası »

Vefatının On Üçüncü Sene-i Devriyesinde Gönüller Sultânı Hacı Hasan Efendimiz (k.s)’i Rahmetle Anıyoruz..

Tanışma şerefine erenler, Üstadımız Hacı Hasan Efendimiz’i (k.s) anlatmanın ne kadar zor olduğunu bilirler. Gönüller Sultanı Sami Ramazanoğlu (k.s) Efendimiz’in de ifadesiyle O, ‘anadan doğma veli’ idi. Kalb gözleri açık, muhabbet sevdalıları, kararmış çağın güzel ahlak abideleri olan bu evliyalar, ‘Zübdetül Hakâyık’ adlı eserde Hz. Peygamberimiz (s.a.v)’den rivayetle şöyle anlatılır: ‘Onlardan birisinin teşbihi, kıyamet gününde bütün dünya dağlarını tasadduk edip …

Daha fazlası »