Kapak Dosya


    Warning: count(): Parameter must be an array or an object that implements Countable in /home/u9306628/yenidunyadergisi.com/wp-content/themes/sahifa/framework/parts/slider-category.php on line 229

Tıb’da Devrim 

Herhangi bir söz Resûlullâh’a (sav) uymazsa reddolunur. Yahya b. Muaz (ks) “insanlar maddî hastalıklarından dolayı perhiz yaparlar da, mânevî hastalıkları için yapmazlar” buyurur. Yûnus Sûresi’nin elli yedi ve elli sekizinci âyet-i celîle’sinin tefsirinde, Konevi (ra) şifâ kelimesinin kalbdeki fenâ huyların telafisi olarak izah eder. Tıb ilmi ile tasavvufun hayli münâsebeti vardır. “İlim iki kısımdır. Biri din ilmi, diğeri tıb ilmidir.” …

Daha fazlası »

Vatan

Vatan; yüz ölçümü, sınırları, doğası tabiatı, geçimi, ekonomik ve sosyal yapısı belirlenen mekândır. Maddî yönleriyle belirlenen ikamet yeridir. Bu cismimiz için geçerlidir. Rûhumuz için vatan neresidir? Hicr sûresinin 29. âyetine göre, “rûhumuzdan ruh üfledik” buyuruluyor. Ruh arşdan ana karnına, oradan da yeryüzüne inmiştir. Sûfîler buna “hubüt gavsi” derler. İniş mânâsındadır. Rûhun asıl vatanına dönmesini temin için, mürşid-i kâmile mürâcaat edilir. …

Daha fazlası »

İslâm Birliğine Giden Çileli Yol!

Türkçede, ‘Derdini Marko Paşa’ya anlat’ diye bir deyim bulunmaktadır. Marko Paşa herkesin derdine derman arayan bir Rum doktordur. Klasik dönem efendisi hamarat ve hemdert bir tabiptir. Lâkin bazen huzûruna çâresiz dertlerle gelirler ve Marko Paşa bilmezliğe, anlamazlığa vurarak muhâtabı savuştururmuş. Gerçekten de günümüzün en büyük vazîfesi ve sorunların çâresi ittihâd-ı İslâm veya başka bir tabirle vahdet-i İslâmiyye’dir. Ama nasıl bir siyâsî …

Daha fazlası »

İslâm Birliği

Mâide Sûresinin üçüncü âyetinde Cenâb-ı Hakk, “Bugün kâfirler, sizin dîninizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün size dîninizi ikmâl ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim. Kim, gönülden günâha yönelmiş olmamak üzere açlık hâlinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Âyet-i Celîle’si anlatacağımız bütün sözlerin özetidir. …

Daha fazlası »

Tasavvuf Ermek değil Erimektir Küçüğüm

Tasavvuf, “ermek” değil “erimektir” küçüğüm. Tenin kâfur kokması, o buğu… Hüzünse içimizden geçen bir büyülü nehirdir, nasılsa yatağını buluyor kalbe girince… Sevgi yetimisin sen. İnsanların kalbinde bir yer edinebilmek için didiniyorsun. Sanki birileri daha sen doğmadan yeryüzündeki sevgiyi silip süpürmüş. Bu yüzden hayâtı bir internet sayfası gibi algılamanı anlayabiliyorum. Bu yüzden sayfana dâvet ettiğin kişilerin de birer varlık olduklarını, bir …

Daha fazlası »

İrfan Yolunun Seçkin Yıldızı: Ebu’l-Hasan Harakânî

Bugün serhat şehrimiz Kars’ı şereflendiren, bilgeler bilgesi Ebu’l-Hasan Harakânî, Anadolu’yu mayalayan gönül erlerinin en seçkinidir. İslâm irfan semâsının bu parlak yıldızı, mânevî etkinliğinin sürdüğüne inanılan âriflerdendir. Anadolu’nun kapılarını Müslüman Türkler’e açmış, İslâm bilgeliğiyle gönülleri mayalamış, kudsî nefesiyle yaşayan ölülerin ruhlarını diriltmiş, ‘güneşin doğduğu yer’ anlamına gelen Anadolu’muzda Selçuk medeniyetinin yükselmesinde kurucu bir işlevi olmuştur. Âlemşümûl birliğin bu topraklarda toplumsal planda …

Daha fazlası »

Mi’râca Sûfî Bir Bakış: Şeyh Vahyî Efendi ve Mi’râcü’l-Beyân’ı

Mü’minler açısından namaz, kelime-i şehâdetten sonra en önemli kulluk göstergesidir. Namaz, fıkhî ve rûhî yönleriyle mü’mini Yaratıcısının huzûruna ve rızâsına kavuşturacak/yükseltecek en zirve ibâdettir. Namazın bu önemi, onun farz kılınma süreciyle de yakından alâkalıdır. Allah Teâlâ namazı, vâsıtasız bir şekilde O’na (sav) vahyettiği ve O’ndan önce hiçbir peygambere nasîb etmediği ‘İsrâ ve Mi’râc’ gecesinde farz kılmıştır. Bu yönüyle Hz. Peygamber …

Daha fazlası »

Mevlȃnȃ’ya Göre Öğrenci-Öğretmen İlişkisi

Mevlânâ’nın eğitim sisteminde öğretmen ve öğrenci iki temel öğedir. O, öğrenci ile öğretmen arasındaki yakınlığı başarının esâsı olarak kabûl etmektedir. Öğretmen ve öğrenci ilişkilerini birtakım metaforik anlatımlarla çok daha anlaşılır kılmaya çalışmaktadır. Bu benzetmelerin bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Bal-Süt İlişkisi Öğretmen-öğrenci münâsebetlerine ışık tutmaya çalışan Mevlânâ, tasavvufî ağırlıklı bir misâlle konuyu ele almaktadır. Bu konuda bal ile sütün …

Daha fazlası »

Rabbini Zikredenin ve Zikretmeyenin Misâli

Ahmed er-Rûmî el-Akhisârî es-Saruhânî1’nin “Mecâlisu’l-Ebrâr ve Mesâliku’l-Ahyâr” isimli eserinden: Birinci Meclis: Rabbini Zikredenin ve Zikretmeyenin Misâli Rasûlullâh (sav) şöyle buyurdu: “Rabbini zikredenin ve Rabbini zikretmeyenin misâli, ölü ve dirinin misâli gibidir.”2 Bu hadis Mesâbih’in sahihlerindendir.3 Onu Ebû Mûsa el Eşarî4 rivâyet etmiştir. Peygamber (sav) bu hadiste, zikir yapanı, gerçekte diri-canlı olmasına rağmen (yine)diriye benzetti. Zîrâ “diri-canlı” (ifâdesi) ile kasdedilen, hakîkî, ebedî hayâtı olan …

Daha fazlası »

İhsân Makâmı, Sûfî Makâmı

Tasavvufun temeli kabûl edilen ihsân, hadiste, Yüce Allâh’ı görüyormuş gibi O’na ibâdet ve kulluk etmek olarak tanımlanmıştır. Evet, biz O’nu göremesek de O bizleri görüyor. İşte bu bilinçle Yüce Allâh’a ibâdet ve kulluk etmenin adıdır ihsân. Bu makamda olanlar, tüm kulluk vazîfelerini bu şuurla yaparlar. Namazı, O’nun huzûrunda O’nu görüyormuş gibi kılmak… Zekâtı, O’nu görüyormuş gibi vermek… Orucu, O’nu görüyormuş …

Daha fazlası »