Anasayfa / Genel / BM Örgütünün Uluslararası Başarısızlığı ve Güvenlik Konseyi’nin Reformu

BM Örgütünün Uluslararası Başarısızlığı ve Güvenlik Konseyi’nin Reformu

Öğr. Gör. Dr. Selman ÖĞÜT[1] 

GİRİŞ

Birleşmiş Milletler (BM) örgütü II. Dünya Savaşı sonrasında kurulmuş bir örgüttür. I. Dünya Savaşı’nın da örgütün oluşumundaki katkısı inkâr edilemez. Çünkü Milletler Cemiyeti’ni kuran irade Dünya Barışı’nı sağlayacak bir organizasyon oluşturmak istiyordu. BM örgütünün temel amacı da yine Dünya Barışı’nı tesis etmektir.

BM örgütü ulvi bir amacı gerçekleştirmek için yola çıkmıştır. Savaşların bitmesi ve daha huzurlu bir dünyada yaşama isteği uluslararası camianın her daim ulaşmaya çalıştığı hedeflerindendir. 1946’da kurulmuş olan BM örgütünün başarılı bir örgüt olduğunu söylememiz mümkün müdür? Yani BM örgütü uluslararası barış ve güvenliği koruma noktasında ne kadar başarılı olmuştur? Yoksa örgütün kurulma amacı farklı mıdır? BM örgütünün reforme edilmesi gerekmekte midir? Yazımızda bu ve benzeri sorulara cevap aramaya çalışacağız.

KISA TARİHÇE

Birleşmiş Milletler (United Nations) terimi ilk kez ABD başkanı Franklin D. Roosevelt tarafından kullanılmıştır. BM teriminin ilk resmi kullanımı, 26 devlet temsilcisi tarafından 1942 yılında imzalanmış olan BM Bildirisi’nde yer almıştır. BM Antlaşması’nın imzalanmasından birkaç hafta önce ölen Roosevelt’in anısına ilk kez onun kullandığı BM isminin örgüte verilmesi uygun görülmüştür.[2] Almanya, Japonya ve İtalya’dan oluşan Mihver Devletlerin karşısında kurulan Müttefik Devletler’in II. Dünya Savaşı sırasında akıllarında oluşmuş ve temelleri atılmış olan BM örgütü, barışı koruyan ve kolektif savunmayı içeren bir sistematik oluşturmayı amaçlamıştır.

II. Dünya Savaşı sırasında Anti-Mihver Devletleri olarak da bilinen Müttefik Devletler, gerçekleştirdikleri toplantılarda BM örgütünün kurulması fikrini ortaya atmışlardır. Kuvveden fiile geçiş aşaması resmi belgeler ışığında değerlendirildiğinde 14 Ağustos 1941 tarihli Atlantik Şartı ve onu müteakiben kabul edilmiş 1 Ocak 1942 tarihli BM Bildirisi, Müttefik Devletler’in, yukarıda da belirtildiği üzere, Dünya barışını koruma gibi ortak ilkeler ve hassaten kolektif savunma sistemi etrafında birleştiklerini göstermektedir.[3] Zaten II. Dünya savaşının bitimi ile Dünya barışının etkin ve tam olarak korunduğu bir ‘’Yeni Dünya Düzeni’’ oluşturma fikri BM örgütünün kurulmasının temellerini oluşturmaktadır.

30 Ekim 1943 tarihindeki Moskova Bildirisi ile uluslararası niteliği haiz bir teşkilat kurulması kararlaştırılmış, 1944 – 1945 yılları sürecinde gerçekleştirilen Dumbarton Oaks, Tahran ve Yalta görüşmeleri esnasında BM Antlaşması taslağı hazırlanmış ve 1945 yılının Mayıs ayında toplanmaya başlayan San Francisco Konferansı nihayetinde BM Antlaşması kabul edilerek 24 Ekim 1945 yılında yürürlüğe girmiştir. Böylece ‘’BM Örgütü’’ resmen kurulmuştur.[4] Burada belirtilmesi gereken önemli bir husus özellikle Dumbarton Oaks ve Yatla’daki görüşmelerin ana tartışma konusunun veto yetkisi olduğudur.[5]

ÖRGÜTÜN İŞLEYİŞİ

Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Vesayet Konseyi ve Genel Sekreterlik BM örgütünün temel organlarıdır. Bu organlardan en öne çıkanı kuşkusuz ki Güvenlik Konseyi’dir. Konsey BM örgütünün hayati kararlarının alındığı organdır. Örgüte üye kabulü ve bütçenin onaylanması gibi örgütün iç işleyişine yönelik bağlayıcı kararlar alsa bile, Genel Kurul’un örgüt üyelerine yönelik aldığı kararlar tavsiye niteliğindedir. Uluslararası Adalet Divanı da ihtiyari bir yargı mercii olarak örgüt üyeleri üzerinde etkili değildir. Ancak Güvenlik Konseyi’nin aldığı karalar bağlayıcı nitelikte olabilmektedir.

Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması noktasındaki sorumlu organdır. Güvelik Konseyi, 39. madde hükmü ile bir ihtilafı saptayarak önlemlere başvurmaksızın çözümlenmesini sağlamak üzere ihtilafın taraflarına tavsiyelerde bulunur. İlk adımda sonuç elde edilemiyorsa, Güvenlik Konseyi tarafından geçici önlemler rejimine başvurulmaktadır. Üçüncü adım olarak 41. madde hükmünde de belirtilmiş olan ve silahlı kuvvet kullanımı içermeyen eylemlere başvurulmalıdır. Son çare ve dördüncü adım olarak silahlı kuvvete başvurulması Güvenlik Konseyi’ne tanınmış bir yetkidir.

GÜVENLİK KONSEYİ’NDE VETO YETKİSİ

Güvenlik Konseyi silahlı müdahalede bulunabilmesi esasa ilişkin bir meseledir. Örgüt hukukuna göre bir meselenin esasa ilişkin olması veto yetkisini gündeme getirmektedir. Şöyle ki; eğer karar alınacak mesele esasa ilişkin ise daimi beş üyenin dahil olduğu dokuz Güvenlik Konseyi üyesinin oyu aranmaktadır. Eğer konu usule ilişkin ise o zaman herhangi dokuz üyenin olumlu oyu yetmektedir. Yani bir ülkeye yapılacak silahlı müdahaleye daimi üyelerden biri onay vermezse müdahale gerçekleşememektedir.

Bir konunun esasa mı yoksa usule mi ilişkin olduğu meselesi esasa ilişkin bir mesele sayılmaktadır. Bu husus uluslararası hukuk doktrininde çifte veto yetkisi olarak tanımlanmaktadır.

GÜVENLİK KONSEYİ ve ULUSLARARASI BAŞARISIZLIK

Uluslararası barış ve güvenliği korumak için yola çıkmış olan BM örgütü maalesef başarılı bir performans gösterememiştir. Doktrindeki bazı yazarlar bu başarısızlığın nedenini ‘’meşru hegemonya’’ fikrine bağlamaktadır. Veto yetkisini kullanarak siyasi çıkarları uğrana temel hak ve hürriyetlerin ihlal edilmesine göz yuman büyük devletler, aslında meşru bir hegemonya kurmak için örgütü oluşturmuş gibidirler.

Hemen yanı başımızda devam eden Suriye’deki katliamlar bunun en açık göstergesidir. Birçok uluslararası kuruluş tarafından belgelenen ağır insan hakları ihlalleri, veto yetkisinin varlığı yüzünden Suriye’de devam ettirilmektedir. Geçtiğimiz ay Cenevre’de yapılan görüşmeler öncesi ortaya çıkan 55.000 kare fotoğrafta, Esed rejiminin ne nedenli büyük bir katliama imza attığı görülmüştür. Buna rağmen Suriye’ye müdahale edilememesinin müsebbibi veto yetkisi ile donatılmış sakat BM sistemidir.

Geçtiğimiz 2013 yılının Temmuz ayı içerisinde Mısır’da ordu yönetime el koydu. Mursi söz konusu müdahaleyi tanımadığını söyledi. Buna rağmen Mısır’ın ilk demokratik yöntem ile iş başına gelmiş olan Cumhurbaşkanı Mursi görevden alındı.[6] BM örgütü bu noktada harekete geçmedi. Ancak buna benzer bir örnek 2004 yılında Haiti’de yaşandığında Güvenlik Konseyi kararı ile BM müdahalesi geldi. 2004 yılında darbecilerin Haiti’de hükümeti düşürmesi sonucu 1529 sayılı karar ile Güvenlik Konseyi müdahale etme kararı aldı.[7] Aynı tezatlığı Libya ve Suriye örnekleri karşılaştırıldığında da görüyoruz. Libya’daki Kaddafi rejiminin yıkılması için telaşla müdahalede bulunan Konsey Suriye için aynı çabayı göstermemektedir.

Söz konusu örneklerin sayıları çoğaltılabilir. Ancak uluslararası barış ve güvenlik kavramlarının içi boş hale getirildiği sonucunu sadece zikrettiğimiz örneklere bakarak çıkarmamız mümkündür. BM örgütünün hayati organı olan Güvenlik Konseyi’nin temel işlevi olan barış ve güvenliği koruma noktasında başarısız olması ağır bir dille eleştirilmektedir.

KONSEYİN REFORMU MESELESİ

Güvenlik Konseyi’nin işleyiş açısından düçar olduğu temel üç problem vardır. Bunlar demokratikliğin eksikliği, hesap verebilirliğin eksikliği ve şeffaflığın eksikliğidir.

BM örgütünün kurulduğu tarihten itibaren 1963 yılına gelindiğinde üye sayısı açısından muazzam bir farklılık oluşmuştur. Kuruluşu itibari ile 51 üyeyi bünyesinde bulundurarak yola çıkan BM örgütü, 1963 yılında ilk adım dekolonizasyon hareketleri bittiğinde 113 üyeye sahip bir dev hükümetler arası organizasyon haline gelmiştir.[8] Bu üye artışı yüzünden Konseyin üye sayısı da değiştirilmiştir. Dört geçici üye daha eklenerek 15’e yükselen üye sayısı daha demokratik bir yapının gereği olarak değiştirilmiştir. Günümüze baktığımızda ise 193 üyeye sahip örgütün demokratik bir yapıyı haiz olduğu söylenemez.

Hesap verebilir bir mekanizmanın olması çok önemlidir. Bir kurumun işleyişinin başarısı denetim sisteminin etkinliği ile doğru orantılıdır. Güvenlik Konseyi’nin kararlarının hesap verebilir bir mekanizmaya tabi tutulması gerekmektedir. Örneğin Suriye’deki insanlık ayıbına rağmen veto yetkisi kullananların söz konusu vetoyu niye kullandıklarının soruşturulabilmesi gerekmektedir.

Konsey toplantıları kapalı kapı diplomasisi ile gerçekleştirilmektedir. Şeffaflıktan yoksunluk ve karar-alma sürecinin gizlilik temelli yürütülmesi, usül açısından problemli olarak görülmektedir. Güvenlik Konseyi’nin Usülüne İlişkin Geçici Hükümleri’nin 48. maddesindeki hüküm toplanma ve karar alma usülü ile ilgilidir. Güvenlik Konseyi tarafından başka türlü öngörülmediği sürece Konseyin açık görüşme yapacağı belirtilmiştir.[9] Bununla birlikte Güvenlik Konseyi’nin görüşmelerin kahir ekseriyetini aleni usülde gerçekleştirmeyi tercih etmediği belirtilmektedir.[10]

SONUÇ

Bu temel problemler incelendiği zaman hakkaniyet temelli ve etkili bir reform yapılabilmesi için her şeyden önce Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin keyfi olarak kullanabildikleri veto yetkisinin kısıtlanması gerekmektedir. Yapılacak olan sınırlama temel hak ve hürriyetlerle ilgili olmalıdır.

Temel hak ve hürriyetlerin ağır ihlallerinin olduğunun tespiti Genel Kurul’a bırakılmalıdır. Genel Kurul’un örneğin üçte iki ya da dörtte üç çoğunlukla alacağı bir karar ile silahlı müdahale kararının akıbeti belirlenmelidir. Aksi takdirde Soğuk savaş döneminin bitimi ile başlayan devlet içi çatışma problemleri ve bu iç çatışmaların getirdiği ağır insan hakları ihlalleri Dünya tarihine yeni kara sayfalar eklemeye devam edecektir. Söz konusu ihlaller BM örgütünün zaten kaymış olan meşruiyet zeminin kaybolmasına sebebiyet verecektir.

 

[1] Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk ABD)

[2] BM Türkiye Temsilciliği Enformasyon Merkezi, ‘’BM Hakkında Herşey’’, http://www.unicankara.org.tr/everything_Turkish_final.pdf ulaşım tarihi: 01.10.2012

[3] Melda Sur, Uluslararası Hukukun Esasları, İstanbul: Beta Yayınevi, 4. Bası, 2010, s.170

[4]Enver Bozkurt, Mehmet Akif Kütükçü, Yasin Poyraz, Devletler Hukuku, Ankara: Yetkin Yayınları, 5. Bası, 2009, s.57; Melda Sur, op.cit., 170

[5] Ian Hurd, After Anarchy, Legitimacy and Power in the United Nations Security Council, Princton University Press, 3. Bası, 2007, s.85

[6] Selman Öğüt, ‘’Mısır’daki Darbenin Çarpıtılması ve Demokrasi Sınavında Sınıfta Kalanlar’’, Dünya Bülteni, Temmuz 2013, http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=19154

[7] 1529 sayılı Güvenlik Konseyi kararının İngilizce metni için bkz: http://www.un.org/en/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/RES/1529(2004)

[8] Sahar Okhovat, ‘’The United Nations Security Council: Its Veto Power and Its Reform’’, Sydney: Centre for Peace and Conflict Studies Working Paper, No:15/1, 2012, s.32

[9] Güvenlik Konseyi’nin Usülüne İlişkin Geçici Hükümler, m.48

[10] Amber Fitzgerald, ‘’Security Council Reform: Creating a More Representative Body of the Entire UN Membership’’, Pace International Law Review, Cilt:12, Sayı:2, 2000, s.337

Ayrıca kontrol et

Kâinât Bir Âile

Kâinât Bir Âile Alemdar Herşey O’na âid olduğuna göre âlem birbirine hısımdır. Nehir, göl, deniz, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.