Ara

YUSUF (as) II

Prof. Dr. İsmail Yiğit  Olayın Mısır Sosyetesi Arasında Duyulması Aziz Potifar’ın işi örtbas etmek istemesine rağmen, olay sosyete arasında duyulmuştu. Arkadaşlarının diline düşen ve onların dedikodularından kurtulamayan Züleyha, onlar için bir parti düzenledi. Rahat bir şekilde yaslanıp oturacakları koltuklar hazırlatıp masalara çeşitli meyveler ve meyveleri soymaları için bıçaklar koydurdu. Tam da meyvelerini soymaya başladıkları sırada, kölesini içeri çağırdı. Yûsuf (as)’ı gören kadınlar, onun yakışıklılığı karşısında âdetâ çarpıldılar, şaşkınlıklarından ellerindeki bıçaklarla meyve yerine ellerini kestiler ve büyük bir hayranlık içinde, “Bu bir insan değil, bir melektir!” dediler. İşte bu sırada Aziz Potifar’ın hanımı, onunla birlikte olmayı işte bu yüzden istediğini, onun ise bunu şiddetle reddettiğini; ancak onunla birlikte olmayı tekrar deneyeceğini ve isteğini yine reddedecek olursa onu zindana attıracağını söyledi.   Müteakip günlerde de söylediğini yaptı. Ancak Hz. Yûsuf (as), bu konuda kendisine yapılan teklifi yine şiddetle reddederek bu çirkin ve haram işe karşı zindana atılmayı tercih etti. Allâh’a sığınarak kendisini bu kötülüğe düşmekten korumasını istedi ve zindan hayâtının bu tuzağa düşmekten hayırlı olduğunu söyledi. Yüce Allah, onun duâsını kabul etti ve onu kadınların tuzağına düşmekten korudu. Bu olayın ardından o, suçsuz olduğu kesinlikle bilindiği halde kadının ısrarları sonucu zindana atıldı (Yûsuf sûresi, 12/30-35).   Bu yaşananlar, Yûsuf (as)’ın ne büyük bir imtihana tâbi tutulduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Çünkü o, gayr-i meşrû cinsel ilişkilerin çığırından çıktığı, bu tür ilişkilerin neredeyse normal, hatta övünülen ilişkiler hâline geldiği bir toplumda yaşayan 20 yaşlarında bir delikanlıydı. Bütün şartlar, büyük bir baskıyla onu günâha teşvik etmekteydi. Ancak Yüce Allah tarafından seçilmiş ve güzel ahlâk ile donatılmış bu genç, aslâ şeytânın tahriklerine boyun eğmemiş, Allâh’ın inâyetiyle, durumunda olanlar için en zor imtihan çeşidi olan bu imtihanı başarıyla geçmiştir. Bu şartlar içinde, insanlık zaafiyetini de unutmamış, bu tahriklerden etkilenip günah işlemekten korktuğunu Allah Teâlâ’ya arz ederek, O’ndan bu tehlikeye karşı kendisinin zindana konulmasını istemiştir. Netîcede Yüce Allah, onu pusu kuranların tuzaklarından uzaklaştırmış, sebeplerini halk ederek, ona zindan kapılarını açmıştır. Böylece, ilk imtihanını kardeşleri tarafından kuyuya atılmak, ikinci imtihanını köle olarak satılmak, üçüncü imtihanını ise kadınların tuzağına mâruz kalmakla yaşayan Hz. Yûsuf (as), bilinen son imtihanını zindanda geçirmiştir.[1]    

Zindan Hayatı

Yusuf (a.s), Suçsuz olduğu ortaya çıktığı halde, hapse atıldı. Kısa sürede idareciler dahil herkesin sevip takdir ettiği bir mahkûm hâline geldi. Mısır kralının aşçıbaşısı ve sâkîsi kralı zehirlemeye teşebbüs suçuyla tevkif edilmişlerdi. Bu iki şahıs, aynı gecede birer rüya gördüler. Sâkî, rüyasında üzüm sıkıp şarap yaparak onu krala sunmuş, diğeri ise, başının üstünde ekmek taşımış, kuşlar bu ekmekten yemişti. O ikisi, rüya tabirindeki maharetini bildikleri Yusuf (a.s.)’dan  rüyalarını yorumlamasını istediler.   Yusuf (a.s.), yorumdan önce onları Allah’ın birliğini kabule çağırdı. Allah’ın kendisine bahşettiği mucizelerden bahsetti. Allah’ın yardımını müşahhas hâle getirebilmek için onlara, az sonra kendilerine getirilecek olan yemeği önceden bilebileceğini; ancak ğayb hakkında bilgi vermesinin, kehânet veya müneccimlikle değil, Allah’ın kendisini bilgilendirmesiyle olduğunu söyledi. Rabbinin bu lütfunun, peygamberlerin dinine tâbi olması dolayısıyla verildiğini açıkladı. O sırada Peygamberlikle görevlendirildiğini gösteren bu sözlerinden sonra, peygamberler ve onlara tâbi olan mü’minlere, Allah’a ortak koşmanın yakışmayacağını söyledi. Peygamberler göndererek insanları doğru yola çağırmanın Allah’ın büyük bir nimeti olduğunu; ancak insanların çoğunun peygamberlere inanmayıp bu nimete şükürden kaçındıklarını belirtti. Daha sonra onları, hiç bir menfaat veya zarar veremeyen putlarıyla, azamet ve yücelikte eşsiz Yüce Allah arasında mukayese yapmaya ve ibadet edilmeye lâyık olanı bulmak için düşünmeye çağırdı. Allah dışında taptıklarının bir takım kuru isimlerden ibaret olduğunu, o isimleri atalarının ve kendilerinin taktığını, Allah’ın bu sahte ilâhlara hiç bir güç vermediğini, hükmün ancak Allah’a ait olduğunu ve onun kendisinden başkasına tapılmamasını emrettiğini söyledi.   Hz. Yusuf, dâvet için yaptığı bu girizgâhın ardından, iki zindan arkadaşının rüyalarını tâbire geçti. Rüyasında üzüm sıkıp şarap yaptığını gören arkadaşının zindandan çıkacağını ve tekrar efendisine sâkîlik yapacağını, diğerinin ise idam edileceğini ve kuşların onun başının etinden yiyeceğini söyledi. Bu sırada ayrıca kralın hizmetine dönecek olan sâkîden, krala kendisinden bahsetmesini ve durumunu ona anlatmasını rica etti.   Yusuf (a.s.)’ın yorumu aynen çıktı. Hapisten saraya götürülen bu iki şahıstan aşçıbaşı asıldı, sâkî ise saraydaki görevine yeniden başladı. Ancak şeytan, sâkîye Yusuf (a.s.)’a verdiği sözü unutturmuş, krala onun durumunu anlatmamıştı. Kendisine sahip çıkacak başka biri olmayan Yusuf (a.s.), arkadaşının sözünü hatırlamasına kadar zindanda kaldı (Yusuf sûresi, 12/36-42).   Zindan arkadaşı, Hz. Yusuf’a verdiği sözü ancak yıllar sonra, kralın gördüğü bir rüya üzerine hatırladı. Kral, rüyasında yedi zayıf ineğin yedi besili ineği yediğini ve ayrıca yedi yeşil yedi de kuru başak görmüştü. Kendisini korkutan bu rüyayı tabir etmeleri için çağırılan en meşhur rüya yorumcuları, ona rüyasının karışık bir rüya olduğunu söylemekten başka bir cevap veremediler.   İşte bu sırada kralın sâkisi, zindan arkadaşı Yusuf (a.s.)’u hatırladı. Kralın huzuruna çıkıp, onun bu husustaki kabiliyetini anlattı. Onun anlattıklarından ümitlenen kral, sâkîsini derhal zindana gönderdi. Hz. Yusuf, kralın rüyasını, yakında ortaya çıkacak sıkıntı ve felâketlerin habercisi olarak yorumladı. Mısır’da yedi sene bolluk, bunun ardından yedi sene de şiddetli bir kıtlık yaşanacağını söyledi. Ayrıca ortaya çıkacak kıtlığa karşı alınması gereken tedbirlerle ilgili tavsiyede bulundu. Kral ve halkına, bolluk yıllarında topraklarına imkân ölçüsünde ekin ekmelerini ve her yıl yetiştirdikleri mahsulün geçinebilecekleri kadarını tüketerek geri kalanını başaklarında olduğu halde koruma altına almalarını tavsiye etti. Kıtlık yılları başlayınca, tohumluk için ayıracakları az bir miktarı hariç, başaklarında beklettikleri ürünleri tüketmelerini söyledi. Açıklamalarına devam edip, kuraklık döneminin ardından tekrar bolluk günlerinin geleceğini, bol yağmurların yağacağını ve bol ürün elde edileceğini müjdeledi (Yusuf sûresi, 12/43-49).   Zindandan Çıkarılması-vezir OLARAK GÖREVLENDİRİLMESİ   Yusuf (a.s.)’ın rüya tâbirini ve tavsiyelerini takdirle karşılayan kral, onun derhal huzuruna getirilmesini emretti. Ancak Yusuf (a.s.), kendisini zindandan çıkarmak için gelen görevlilere, Aziz Potifar’ın karısıyla ilgili iftiradan aklanmadan, mahkeme yoluyla suçsuzluğu ve haksız yere tevkif edildiği tespit edilmeden yedi yıldır kalmakta olduğu zindandan çıkmayacağını söyledi. Ona hak veren kral, ona iftira atan kadınların ifadelerini aldı. Kadınlar, Hz. Yusuf’a iftira ettiklerini, dolayısıyla onun suçsuz olduğunu söylerken, Aziz Potifar’ın hanımı da gerçeği itiraf etti. Yusuf (a.s.)’la birlikte olmak istediğini, ancak onun bunu şiddetle reddettiğini, dolayısıyla onun suçsuz ve sözlerinin doğru olduğunu söyledi. Ayrıca nefsine uyarak işlediği bu günah için Allah’tan bağışlanma diledi. Hz. Yusuf, bu duruşmanın ardından kendisine gelen elçiye, bunu eski efendisinin kendisine ihanette bulunmadığını bilmesi için yaptığını ifade etti. Zaten Allah’ın hainlerin tuzağını boş çıkaracağını, ancak buna rağmen Allah’ın acıyıp koruması hariç, nefsini temize çıkarmaktan aciz kalacağını, çünkü nefsin şiddetle kötülüğü emredici olduğunu, buna karşılık Allah’ın çok bağışlayıcı ve merhametli olduğunu söyledi (Yusuf sûresi, 12/50-53).   Kral, zindan çıkarılıp kendisine getirilen Yusuf (a.s.)’la yaptığı görüşme sırasında onu yakından tanıdı; keskin zekâsı ve engin ilmi karşısında, ona duyduğu güven ve hayranlığı daha da arttı. Onu en yüksek seviyede bir memur olarak görevlendirmek istedi. Hz. Yusuf’un hazineyi iyi idare edeceğini, devlet malını iyi koruyacağını ve bu hususları iyi bildiğini söyleyip hazinenin başına getirilmeyi istemesi üzerine, maliye vekilliği/vezirlik görevine getirdi.   Allah Teâlâ, Yusuf (a.s.)’a o ülkede iktidar ve mevki verdiğini, onun bu sayede ülkede dilediği yerde konakladığını ve dilediği gibi tasarrufta bulunduğunu bildirmekte, ardından iyileri ve takva sahiplerini hem dünyada hem de âhirette mükâfatlandırdığını hatırlatmaktadır. Onu örnek göstererek, kendisine iman edip güzel bir hayat yaşayan ve her türlü kötülüklerden uzak duranları, dünyada güç ve iktidar mevkiine getireceğini, onlar için daha büyük mükâfatın ise âhirette olacağını haber vermektedir (Yusuf sûresi, 12/54-57).   Yusuf (a.s.), hazinenin başına getirilmesinden sonra, bolluk yıllarında, başaklarında bırakılmak sûretiyle ürün stoku yaptırmıştı. Yedi yıl sonra Mısır’ın yanı sıra komşu ülkelerde de şiddetli bir kıtlık başladı. Yakub (a.s.) ve diğer oğullarının yaşamakta olduğu Filistin ve civarı da açlıkla yüz yüze geldi. Alınan tedbirler sayesinde sadece Mısır, bu kıtlık yıllarında büyük bir açlık yaşamadı; ayrıca zahire stoklarıyla komşu ülkelere de yardımcı oldu.

Kardeşleri Yusuf’un Huzurunda

Şiddetli bir geçim sıkıntısına düşen Yakub (a.s.), Bünyamin hariç diğer on oğlunu Mısır’a buğday ve arpa almaya göndermişti. Erzak dağıtımını organize eden Yusuf (a.s.), huzuruna çıktıklarında onları hemen tanıdı; ancak bunu onlara hissettirmedi. Kendisini tanıyamayan kardeşlerine yakınlık gösterdi, sorduğu sorularla babası ve ailenin diğer fertleri hakkında bilgi almaya çalıştı. İstedikleri zahireyi verdi, onları yolcu ederken, gelecek sefer, kendisinden bahsettikleri “baba bir kardeşlerini” de yanlarında getirmelerini istedi; aksi takdirde kendilerine zahire verilmeyeceğini söyledi. Onlar, bu hususta babalarını iknâ edebileceklerini söyleyerek huzurundan memnun bir halde ayrıldılar. Hz. Yusuf, tekrar gelmelerine bir vesile olacağını düşünerek, onlardan habersiz ödedikleri para ve mallarını da buğday yüklerinin içine koydurmuştu (Yusuf sûresi, 12/58-62).   Kardeşleri Babalarının Huzurunda Mısır’dan dönen kardeşler, babalarına Mısır hazine vekilinden gördükleri ilgi ve ikramı anlattılar. Ancak vekilin, bu ikramın devam etmesi için kardeşleri Bünyamin’i de yanlarında getirmelerini şart koştuğunu söylediler. Onu korumak için ellerinden geleni yapacaklarına söz verdiler. Yakub (a.s.) ise onlara Yusuf (a.s.)’u götürürlerken de, aynı sözü verdiklerini ancak sözlerini yerine getirmediklerini hatırlattı. Bünyamin’e de kötülük yapmalarından korktuğunu; onun hakkında sadece Allah’ın korumasına güvendiğini söyledi.   Bu arada Mısır’dan getirilen zahire çuvalları açılınca, buğday almak için ödedikleri para ve malların da çuvallara konulduğu görüldü. Bu iyiliği babalarını Bünyamin’i göndermeye razı etmekte kullanan kardeşler, ona verilecek bir yük buğdayın da önemli olduğunu hatırlatıp onu götürmekte ısrar ettiler. Hz. Yakub, sonunda kurtaramayacak bir duruma düşmeleri hariç onu koruyup geri getireceklerine dair Allah adına yemin etmeleri şartıyla götürmelerine izin verdi.  Ayrıca onlara, Mısır’ın başkentine ayrı kapılardan girmelerini tavsiye etti (Yusuf sûresi, 12/63-68).

Kardeşleri İkinci Defa hz. Yusuf’un Huzurunda

Hz. Yusuf’un kardeşleri, başkente ayrı kapılardan girdiler ve şehir içinde buluşarak henüz tanımadıkları Yusuf (a.s.)’ın huzuruna çıktılar. Görüşmenin ardından Bünyamin’i tek başına kabul eden Yusuf (a.s.), ona sırrını açıp kendisinin kuyuya atılan kardeşleri Yusuf olduğunu söyledi ve ondan bu durumu diğer kardeşlerinden gizlemesini istedi. Ayrıca kendisini yanında alıkoymak istediğini ve bunun için bir çare bulduğunu bildirdi. Buğday çuvalının içine bir su kabı koydurup, sonra da yükünü aratarak bu kabı çaldığını tespit ettirmek suretiyle, Yakub (as)’ın şeriatına göre, ceza olarak kendisini yanında alıkoyacağını açıkladı.   Erzak dağıtım merkezinden ayrıldıkları sırada, vezire ait bir su kabının çalındığı gerekçesiyle onların yükleri arandı.  Çalındığı söylenen su kabı Bünyamin’in yükünde bulundu. Bu sırada kardeşleri Bünyamin’i şiddetle kınadılar, ayrıca onun “baba bir kardeşinin” de böyle bir hırsızlık yaptığını söyleyerek Yusuf (a.s.)’a iftira ettiler. Kendisini tanıtıp yalanlarını yüzlerine vurmayan Hz. Yusuf ise, gerçeği Allah’ın bildiğini söylemekle yetindi. Babalarına verdikleri sözü dolayısıyla vezire yalvararak Bünyamin’in yerine içlerinden başka birini alıkoymasını istediler. Ancak Yusuf (a.s.), suçlu yerine bir başkasını cezalandırmanın cahillerin işi olduğunu söyleyerek bu tekliflerini reddetti (Yusuf sûresi, 12/69-82).

Kardeşlerİ Babalarının Huzurunda

Filistin’e dönen kardeşler, başlarından geçeni babalarına anlattılar. Ancak Yakub (a.s.), Yusuf (a.s.)’ın bir kurt tarafından yenildiğini söylediklerinde olduğu gibi, bu defa da onlara inanmadı. Yine nefislerine uyup bir hata işlediklerini, artık kendisi için sabretmek ve Yusuf (a.s.) ile Bünyamin’i kendisine döndürmesi hususunda Allah’tan ümitvar olmaktan başka yapılacak bir şey kalmadığını söyledi. Bu acı haber, üzüntüsünü daha da artırdı, hatta bu yüzden gözlerini kaybetti. Üzülmekten vazgeçmesini yoksa bu yüzden hayatını kaybedeceğini söyleyen oğullarına, hüznünü ancak Allah’a arzettiğini ve Allah’ın kendisine onların bilmediği bâzı şeyleri bildirdiğini ve bu bilgiler sayesinde O’nun rahmetinden ve kendisini rahata kavuşturmasından ümitvar olduğunu söyledi. Çünkü o, Yusuf’undan ümidini kesmemişti, rüyasının gerçekleşeceğine ve Allah’ın onu yükseltip özel bir görev için seçeceğine kesin olarak inanıyordu. Oğullarına, Yusuf (a.s.) ile Bünyamin hakkında araştırma yapmalarını emretti. Onlara da Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelerini tavsiye ederek, Allah’ın rahmetinden sadece kâfirlerin ümit kestiğini hatırlattı (Yusuf sûresi, 12/83-87).     Kardeşleri Üçüncü Defa Hz. Yusuf’un Huzurunda Hz. Yakub (a.s.)’ın oğulları, iki kardeşleri hakkında bilgi edinmek, hem de buğday alabilmek için, tekrar Mısır’a gittiler. Henüz kim olduklarını bilmedikleri Mısır hazine vekilinin huzuruna çıkarak, babalarının durumunu anlatıp Bünyamin’i serbest bırakmasını istediler. Ayrıca paralarının çok az olduğunu belirterek, kendilerine tam ölçek ve hatta daha fazla verilmesini umduklarını ve onun cömertliğine güvendiklerini söylediler. İşte tam bu anda Yusuf (a.s.), kardeşleri Yusuf ve Bünyamin’e câhillikleri yüzünden hangi kötülüğü yaptıklarını soruverdi. Beklemedikleri bu soru, onların kafalarını allak-bullak etmişti, şaşkın bir vaziyette, “Yoksa sen Yusuf musun?” dediler. “Evet ben Yusuf’um, bu da kardeşim Bünyamin!” cevabını veren Hz. Yusuf, Allah’ın kendisini ve Bünyamin’i helâkten kurtardığını ve ikisine büyük lütufta bulunduğunu, Allah’ın kendisinden korkan, sabreden ve güzel işler yapanları mükâfatlandırdığını söyledi.Kardeşleri ise suçlarını itiraf ederek, Allah’ın Yusuf’u, takvâ, sabır, ilim ve yumuşak huyluluk ile kendilerinden üstün kıldığını ifade ettiler. Bu sırada Hz.  Yusuf kardeşlerini affettiğini, onlara karşı gönlünde bir ayıplama ve kınamanın dahi olmadığını, üstelik onlar için merhamet sahiplerinin en merhametlisi olan Allah’tan af ve mağfiret dilediğini açıkladı. Bu âlicenaplığın ardından onlardan babalarının, gözlerini kaybettiğini öğrenince, gömleğini onlara verdi ve gömleği babalarının yüzüne koydukları takdirde onun gözlerinin açılacağını söyledi. Ayrıca babaları ve bütün aile fertleriyle birlikte hemen Mısır’a gelmelerini istedi (Yusuf sûresi, 12/87-93.).   Yakub (a.s.), oğlunun Sağ Olduğunu Öğreniyor Hz. Yakub (a.s.), oğullarının Mısır’dan ayrılmasından hemen sonra, kendisine bunak denilebileceğini de göze alarak, yanındakilere Yusuf (a.s.)’ın kokusunu hissettiğini açıklamıştı. Yusuf (a.s.)’ın öldüğüne inanan yakınları, onun hâlâ eski şaşkınlığı içinde bulunduğunu söylediler. Ancak bir süre sonra gelen müjdeci Yusuf (a.s.)’ın hayatta olduğunu bildirip, gönderdiği gömleği Yakub (a.s.)’ın  yüzüne koyunca, uzun bir süredir görmeyen gözleri açıldı. Verilen müjde ve aile fertlerinin Mısır’a çağrılmaları herkese büyük bir sevinç yaşattı.   Yakub (a.s.), bunun ardından etrafında toplanan oğullarına ve diğer kimselere, Allah katından kendisine, başkalarının bilemeyeceği bir takım bilgilerin vahyedildiğini önceden de söylediğini hatırlattı. Suçlarını itiraf ederek affedilmeleri için Allah’a duâ etmesini isteyen oğulları için mağfiret dileyeceğini söyledi (Yusuf sûresi, 12/94-98.).    Büyük Buluşma ve Yusuf (a.s.)’ın Rüyasının Gerçekleşmesi Hazırlıklar tamamlanınca, bütün aile mensupları, sevinç içinde yola çıktılar. Yusuf (a.s.), onların yaklaştığını öğrenince, devlet ricali ve Mısır’ın ileri gelenleriyle birlikte karşılamaya çıktı. Neticede evlât hasretiyle dökülen hesapsız gözyaşlarının, baba hasretiyle geçen uzun yılların ardından heyecan ve sevgi dolu bir buluşma yaşandı. Yusuf (a.s.), babasını ve annesinin ölümünden sonra babasıyla evlenmiş olan teyzesini bağrına bastı, onlara büyük saygı ve hürmet gösterdi. Ülkesinde emniyet içinde kalabileceklerini söyledi ve onlardan bundan sonra Mısır’da oturmalarını istedi.   Yusuf (a.s.), ardından onları başkente götürdü. Hükümet konağına girildiğinde, babasını ve üvey annesini tahtının üstüne oturttu. İşte bu esnâda babası, üvey annesi ve kardeşleri, ona hürmet ve saygı göstermek niyetiyle, önünde eğilip secdeye kapandılar. Bu manzara karşısında Yusuf (a.s.), babasına hitap ederek, önünde eğilip secdeye kapanmalarının, çocukluğunda gördüğü rüyâsının tâbiri olduğunu, Allah’ın babasını yorumunda haklı çıkardığını ve kendisine büyük lütufta bulunduğunu söyledi. Bu iyilikler içinde, zindandan çıkarılmasını, kendisini kuyuya atan kardeşlerinin uzak çölden huzuruna getirilmelerini hatırlattı ve Allah’ın dilediği kimselere lütfettiğini ifâde etti. Kendisine verdiği saltanat, rüya tâbiri ilmi ve devamlı destek için Allah’a şükretti ve kendisini bir Müslüman olarak öldürmesi ve salihler zümresine katması için duâda bulundu (Yusuf sûresi, 12/99-101).Yusuf sûresinde, bir bütün olarak anlatılan kıssa, baba-oğul buluşmasıyla sona ermektedir. Kur’ân-ı Kerim’de, Yusuf (a.s.)’ın hayatının bu buluşmadan sonraki safhası hakkında bilgi yoktur.   Kur’ân-ı Kerîm’de Yusuf sûresi haricinde iki âyette, Yusuf a.s.)’ın diğer bazı peygamberlerin adıyla birlikte adı zikredilmiş, birinde onların doğru yola ulaştırıldığı, kendilerine peygamberlik görevinin verildiği bildirilmiş (En’am sûresi, 6/84), diğerinde ise insanların apaçık delillerle gelmesine rağmen Hz. Yusuf’un peygamberliğini önceleri şüpheyle karşıladıkları, onun ölümünün ardında ise, “Allah bundan sonra hiçbir peygamber göndermeyecek” diyerek haddi aşıp sapıttıkları hatırlatılmıştır (Mü’min sûresi, 40/34).     [1] Yûsuf (a.s) hakkında geniş bilgi için bkz, İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi (Kayıhan Yayınevi, İstanbul 2005), s. 306-355.  

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak