Ara

Sultan Vahideddin Han’ı Anlamak İnsanlıktır…

Ahmet Anapalı 17 Kasım 2014 son Osmanlı pâdişâhı Sultan Vahideddin Han’ın canından aziz bildiği vatanından sürgün edilişinin 92. yıl dönümü… İstedim ki bu anlamlı günün sene-i devriyesi münâsebeti ile gönlüme taht kuran sultânımı anlamaya dâir bir şeyler söyleyeyim… Osmanlı tahtında kaldığı dört küsûr seneden sonra çok sancılı bir biçimde yurdu terk eden Vahideddin Han; Malta, Hicaz, Taif, peşinden zor ve zahmetli bir yolculuktan sonra İsviçre ve en nihâyet ölene kadar kaldığı İtalya San Remo’ya ulaşır1... Ne acılı ve ne kötü anlar yaşandı bu yolculuk esnasında kimbilir… Memlekete geri dönmek noktasında ölene kadar hiç ümîdini kesmedi. İstanbul’dan ayrıldıktan sonra yıllarca ‘gerçekler ortaya çıkar da vatana geri dönerim’ diye bekledi, hep bekledi.  Fakat o müjdeli haber hiç gelmedi, hatta cenâzesine bile… Parasızlık, ilgisizlik, gıdâsızlık ve iftirâların üzerine bir kara kâbus gibi çökmesini ancak günde 4-5 paket -İtalyan askerlerinin içtiği- âdi sigaranın ve 40 fincan kahvenin yardımı ile kaldırmaya çalıştı.2 Yükü ağırdı. Hafta geçmiyordu ki Türkiye’den gelen bir misafirden kötü bir haber almasın. Ne olursa olsun, ne duyarsa duysun hayâtının sonuna kadar ne Mustafa Kemal Paşa’nın, ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhinde en küçük bir söz söylemedi ve söyletmedi. Kendisini yurttan gönderen siyâsî irâdenin başında bulunan Mustafa Kemal Paşa için, Yurttan gönderildiği gün “Sarı Paşa” diyordu, fakat Cumhuriyet’in kurulduğu günden itibâren “Gazi Paşa” demeye başladı. Tek bir bedduâ veya kötü söz sarfetmedi.3 Sıcak bir yaz günü, odasının penceresinde sigara eşliğinde kahvesini içerken bahçede oynayan oğlu ve torununu seyretmektedir. Gözler ufka doğru dalarken Çengelköy’e kadar gidiyor muydu  acaba?.. Bahçede oynayan yaş olarak denk ama dayı yeğen olan bu çocuklar, mütâreke döneminin İstanbul’unda çok sık söylenen bir şarkıyı tekrâr ediyorlardı. İsterseniz hâdiseyi torunu Hümeyra Sultan’dan dinleyelim:  “…Biz daha memleketten çıkmadan evvel, Refet (Bele) Paşa İstanbul’a gelmişti. Her tarafta bayram yapılıyordu. Bu günlerde ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa’ diye biten bir marş söyleniyordu. Ben de dayımla berâber (Sultan Vahideddin’in oğlu Şehzade Mehmet Ertuğrul Efendi’yle) bu marşı ezberlemiştim. Yurt dışına çıkana kadar biz de bu marşı devamlı söylerdik. Bir gün Villa Manolya’da Şahbabamın penceresi altında dayımla oynarken yine bu marşı söylüyorduk. Marştaki “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa” sözlerini söylediğimizde Kalfalardan biri yanımıza geldi:  “Aman cicim, Şahbabanızı kızdırmak mı istiyorsunuz? Sakın böyle ‘yaşa’ demeyin. Hiç ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa’ olur mu? ‘Kahrolsun’ diye söyleyin. Yoksa Şahbabanız kızar.” dedi. Çocukluk işte… İnandık, öyle söylemeye başladık. Birden Şahbabamın üst kattaki odasının penceresi açıldı. Dışarıya sarkarak: “Çabuk buraya gelin!” diye bağırdı. Çok kızgındı, onu ilk defa böyle görüyordum. Bizi her zaman çağırıp konuşan, şeker falan veren Şahbabamızın yerinde sanki başka biri vardı. Dayımla berâber korka korka yukarı çıktık. Şahbabamın ciğerlerinden biri yoktu. Ama üst üste sigara içer, birini söndürmeden diğerini yakardı. Kehribar bir ağızlığı vardı. Masasının üzerinde her zaman büyük bir ‘Regie Turc’ sigarası paketi durur, içtiği sigaraların küllerini Bergama işi, su dolu bir kâseye atardı. Odasına girdiğimizde rengi kıpkırmızıydı. Hiç kimseye yüksek sesle söz söylemeyen Şahbabamı ilk defa böyle hiddetli görüyordum. İzmariti su dolu kaba attı. ‘Cızzz’ diye çıkan sesi aradan 60 seneden geçmesine rağmen hâlâ unutamam. Bize: “Bu marşın sözlerini kim değiştirdi?” diye sordu. Dayımla titreye titreye olanları anlattık. ‘Câhil Kalfa’ dedi. Elleriyle göstererek; Bana bakın! Bir daha böyle bir şey söylediğinizi işitirsem ağzınızı tutar, kulaklarınıza kadar ayırırım. Mustafa Kemal bir Türk Paşasıdır. Benim paşamdır. Hiçbir Türk askerine hakâret edilmesine izin vermem.”4 İşte torununun ağzından bir hâinin tepkisi… Vahideddin Han’a “Hâin” diyenlere ellerini vicdanlarına koyarak değerlendirmelerini istediğim bir örnekle konuyu bitirmek istiyorum. Hâin mizaçlı bir insan kendisine âit olmayan devlet malına da el koyar, onu kendi malı sayar ve onu da yanında götürür değil mi? Sultan, giderken bakın ne yapmış: Önceleri, maaşlar bugün olduğu gibi her ayın onbeşinde değil, ayın başında yani birinde alınırmış. Sultan Vahideddin Han da yurttan ayrıldığı 1922 senesinin Kasım ayının maaşını ayın birinde almış ve 17. gününün sabahı ülkeyi terk etmiş. İşte o 1922 senesinin 16 Kasım gecesi Hazîne Kethüdâsı Refik Bey’i çağırtıp; “…Anlaşıldı biz bu ay yarım çalışacağız. 13 gün bu millete pâdişahlık yapamayacağız. Benim maaşımın 13 günlüğü ne kadar yapıyor?” diye sorar. Refik Bey, Sultan’ın maaşının 13 günlük tutarını hesaplayıp bildiriyor. Sultan da bu miktarı cebinden geri veriyor.5 Etrafındakiler tarafından, maaşını teslim etmemesi noktasında şiddetli ihtar ve uyarılara muhatap olmuşsa da bunları dikkate almaz. İşte târih kitaplarında hâinliğin timsâli olarak gösterilen hâinlerin hâini Vahideddin Han’dan destansı bir dürüstlük misâli… Bırakınız hâin ruhlu bir adamı, acaba kaç dürüst ve nâmuslu insan Vahideddin Han’ın giderken yaptığı bu hareketi yapabilir?..  Açlık, sefâlet, borç bataklığı, ihânet, vefâsızlık gibi kavramlar içerisinde yüzerek geçirdiği dört senelik bir sürgün hayâtın netîcesinde 16 Mayıs 1926 gecesi sessiz sedâsız, kimseye yük olmadan bir anda göçtü gitti bu dünyâdan. Ardında sancılı ve depresyonik bir hayat hikâyesi bırakarak… Bîçâre Sultan Mehmet Vahideddin Han 16 Mayıs 1926 günü İtalya San Remo’da kalp krizinden vefât ettiğinde6 Gazi Mustafa Kemal Paşa Adana’dadır. Roma Büyükelçiliği bir telgrafla ölüm haberini ulaştırır kendisine. Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Suat Bey’in “Sultan Vahideddin’in füc’eten (ansızın) vefât ettiği şimdi haber alınmıştır” şeklinde yazan telgrafı kendisine verilir. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, o sıralarda dostları ile berâber yemeğe oturmuştu… Hamdullah Suphi Tanrıöver’in anlattığına göre, Paşa haberi işitince: “ VAH VAH! ALLAH RAHMET EYLESİN. BİR TARİH KAPANDI. KİM İSTERDİ Kİ BÖYLE OLMASINI? ÇOK NAMUSLU BİR ADAM ÖLDÜ… İSTESEYDİ TOPKAPI SARAYI’NIN BÜTÜN HAZİNESİNİ GÖTÜRÜR VE ÖYLE BİR ORDU KURUP GERİ DÖNERDİ Kİ…”7demiştir. Bazı tanıklar ki bunlardan biri Hasan Rıza Soyak’tır, o gece Mustafa Kemal’in gözlerinden ince ince yaşlar  süzüldüğünü anlatacaktır ileriki zamanlarda… Kolay değil, bir imparatorluğun son pâdişâhı ölmüştür. Hem de kendisini, memleketi kurtarması için vazîfelendiren bir pâdişah… Derhal odasına çekilir ve kimseyle konuşmaz. Ama Sultan Vahidettin Han için ne düşündüğü, akıttığı gözyaşlarından belli olur.  Üzüldüğünü herkes anlamıştır…  Mustafa Kemal Paşa bir gün yanında hizmet eden Cemal Granda’ya ve Yazı İşleri Müdürü Tevfik Bey’e der ki; Beni, Millî Mücâdeleyi açmak üzere bunca paşa arasından seçip Anadolu’ya gönderen Sultan Vahideddin’dir8 Uzun  söze ne hâcet? Târih bir gün herşeyin en doğrusunu  herkese gösterecektir. Muhabbetle… Dipnotlar: 1 Murat Bardakçı, Şahbaba, s.251 2 Tarık Mümtaz Göztepe,Vahideddin Mütareke Gayyasında 3 Yılmaz Çetinel, Son Padişah Vahdettin, Milliyet Yayınları 358-359 4 Ahmet Anapalı, Kurtuluşun Faturasını Ödeyen Adam, s.388 Sultan Vahideddin Han’ın Torunu Hümeyra Özbaş’ın Anılarından 5 Kadir Mısıroğlu, Mazlum Padişah Vahideddin, Sf; 334 6 Ref’i Cevat Ulunay,Bu Gözler Neler Gördü, s.46 7 Hamdullah Suphi Tanrıöver’den naklen Fethi Sami Baltalimanlı 8 Cemal Granda, Atatürk’ün Uşağı, İlgili Bölümün tamamının okunması tavsiye edilir. 1921’de Yıldız Hamidiye Camii çıkışında çekilen bu fotoğrafta câminin sıvalarındaki döküntüye bakınız Yurt dışına sürgün gönderilmeden az önce Cuma Namazı’na giderken Sürgün olarak yurt dışına gönderildikten 3 sene sonra 1925 Sultan Vahideddin Han’ın sigaraya bağlı olarak damar sertleşmesi ve kalp krizi hastalıklarından dolayı vefât ettiğini ifâde eden “ÖLÜM RAPORU” Tabutu üzerinde esnafa olan borcu yüzünden konan haciz kararından dolayı, Sultan Vahideddin Han’ın bedeni 30 gün evinin alt katındaki salonda bekletildikten sonra ancak vefâtından 47 gün sonra gömülebildi. Esnafa olan borçları ödendikten sonra üzerindeki haciz kararı kalkan Sultan’ın tabutu gemiye götürülmek için evinden çıkartılırken Sultan’ın Suriye-Şam’daki Yavuz Sultan Selim Câmii’nin bahçesinde bulunan mezarı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Atatürk 17 Mayıs 1926’da Adana’da devlet işlerini konuştuğu böyle bir toplantı-yemek masasında Sultan’ın ölüm haberini almış ve çok duygulanmıştır. Sultan Vahideddin Han vefat ettiğinde yanında bulunan eşi Nevzat Vahideddin Hanım Sultan Yaşa Mustafa Kemal Paşa marşının sözlerini değiştirerek “Kahrol Mustafa Kemal Paşa” diye okuyan, bu yüzden dedesi Vahideddin Han’dan çok ciddi azar işiten torunu “Hümeyra Özbaş Sultan” Osmanlı İmparatorluğu devam etseydi 1983-1994 seneleri arasında pâdişahlık yapacak olan Şehzâde Mehmet Orhan Efendi 1994’de Fransa-Nice’de vefât etti. Namazını maalesef imam dâhil üç kişi kıldı ve naaş Hristiyan mezarlığına gömüldü. “Resmin sağındaki haç’a dikkat”

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak