Ara

Somaliye Uzanan Verenel / Harun Sarı

Somaliye Uzanan Verenel / Harun Sarı

Verenel Derneğimizin vekâlet yoluyla 11 ülkede kurban kestiği yerlerden biri de Afrika Somali’ydi. “Hayra vesîle olan o hayrı yapmış gibidir”1 hadîs-i şerîfine nâil olmak için; bizlere emânet edilen kurban hisselerinin kesim ve dağıtımını yapmak üzere Türkiye’nin birçok ilinden gelen Verenel gönüllüsü kardeşlerimizle birlikte İstanbul Hava Limanı'ndan Somali'ye yola çıktık. Yaklaşık 10 saat süren hava yolculuğu sonucu, ilk durağımız olan Somali’nin başkenti Mogadişu’ya iniş yaptık. Şehrin ana arterlerindeki yollar Türkiye’nin desteğiyle asfaltlanmış. Bāzı caddelere Anadolu, İstanbul gibi isimler verilmiş. Havalimanı ve şehrin ana limanı Türk şirketleri tarafından işletiliyor. Türkiye’nin yeni açtığı büyükelçilik binâsı ise ülkenin en büyük kompleksi. Şehrin merkezine yaptırılan ve sağlık bakanlığınca işletilen Recep Tayyip Erdoğan Hastanesi sağlık sektöründeki büyük bir boşluğu dolduruyor. Bu da Türkiye’nin Somali’ye verdiği önemi gösteriyor. Havalimanında bizleri karşılayan partner kuruluşumuzla birlikte türlü türlü güvenlik noktaları ve bariyerlerden geçerek bir günlük konaklayacağımız otelimize yerleştik. Arefe günü gece saat 03.00’da başlayan teheccüd namazı için okunan ezanla gözlerimizi açtık, sabah kurban kesim bölgemiz olan Mogadişu’nun 250 km kuzeybatısındaki Baidoa şehrine 30 kişilik pervâneli bir uçakla ulaştık. İlk işimiz kurban kesim bölgesi ve dağıtımını yapacağımız kamp alanlarını kontrol etmekti. Kıymetli kardeşlerim, buraya kadar normal bir yolculuk ve ülke ve şehir hakkındaki genel izlenimlerimizi aktardık.

Bizleri bekleyen Somalili kardeşlerimiz kendi ülkelerinde sürekli mültecî konumunda yaşıyorlar. Kırsaldan terör ve kuraklık sebebiyle şehir etraflarına kurdukları kamp alanlarına ulaştığımızda böyle bir tablo ile karşılaşacağımızı tahmîn etmiyorduk. Ağaç dallarını birleştirerek üzerine bir bez parçası örtüp kendi imkânları ile yaptıkları 3 metrekarelik çadırları gördüğümüzde tüm ekip arkadaşlarım şok etkisi yaşadılar. Bakımsızlıktan bir deri bir kemik kalmış çocuklar, ağaç yapraklarından yemek yapmaya çalışan anneler, su kuyularından çamurlu su taşıyan insanlar, o günahsız gözlerle bizlere bakan yetim çocuklar… İliklerimize kadar hissettiğimiz duyguları ancak o an dökülen gözyaşları anlatabilirdi. Somali nasıldı diyenlere bunu sâdece bir fotoğraf karesine bakarak tüm detaylarıyla anlatmak mümkün. Başlarını soktukları küçük çadırlarında bir hasır sergi, bir su kabı, bir de yemek kabı. Çadır içerisine girdiğimde gönlüme gelen ilk duygu şu: Kâinâtın Efendisi, İki cihan güneşi, insanlığın en şereflisi Peygamber Efendimiz’in (sav) hāne-i saadetindeki eşyâlar kadardı Somalili kardeşlerimizin eşyâları. Bayram namazını kıldıktan sonra bir ay önceden gelip kurbanlık için uygunluğu kontrol edilerek seçilen büyükbaş hayvanların sayımı yapılarak proje numarasına göre kesimleri ve kesim sırasında video kayıt işlemleri yapıldı. Kesimi yapılan kurbanların etleri eşit paylara bölünerek kamp alanlarına, anne-babaları çeşitli sebeplerle hayâtını kaybeden çocuklar için yaptırılan yetimhanelere dağıtımları sağlandı.

Sevgili kardeşlerim, buradaki insanlar belki yılda bir kez et görüyorlardı ve bu eti saklayacakları buzdolapları veya derin dondurucuları yok. İpler üzerine asarak kuruttukları etleri saklamaya çalışan insanlar koyun, keçi veya büyükbaş et seçimi yapmıyorlar, evdeki perdelerinin rengi halı ve mobilya ile uymadı diye değiştirmiyorlar, yazın yazlıkta, kışın şehir merkezinde yaşamıyorlar, sofralarına konan yemekleri de seçmiyorlar. Yarın için emeklilik planları yapmıyorlar, sürekli daha çok kazanmak için birbirleri ile yarış hâlinde de değiller. Para, mevki, şöhret gibi hedefleri de yok, binecekleri arabaları, hasta olduklarında gidecekleri hastaneleri, okulları, yedek kıyâfetleri, rahat yürüyebilecekleri yolları, huzur ve güven içerisinde yaşadıkları merkezî otoriteleri de yok. Açlık kuraklık ve terörle mücâdele eden insanlar, Ümmete Can Kurban diyen Verenelleri bekliyor. Bu sıkıntıları saydıktan sonra şükretmemiz gereken nelerin olduğunun bilincine vararak, kendi yaşamımızı sorgulamamız gerektiğini düşünmekteyim. İslâm kardeşliği ön plana çıkarılmalı, yeniden ümmet olma yolunda adımlar atılmalıdır. Bu­nun için elimizde bizi birbirimize sıkıca bağla­yacak, kardeş yapacak İslâm gibi nimete sāhibiz. Kardeşliği evvelâ kendi bölgemizde te­sis etmeliyiz sonra diğer bölgeleri içine alan ge­niş bir halkaya ulaşmalıyız. Kendi içimizde kar­deşliğin tesisi Kur’ân'a ve Sünnet-i Seniyye'ye bağlı kalmamızla mümkündür. Kur’ân: “Hepi­niz toptan Allâh'ın ipine (Kur’ân'a/İslâm'a) sım­sıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın…”2 buyuruyor. Başka bir âyetinde “…İyilik ve takvâ konusun­da yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yar­dımlaşmayın ve Allah’tan korkup-sakının…”3 buyurarak hangi konularda birleşmek, hangi konularda bırakın birleşmeyi o meselede tavır almak gerektiğinin altını çiziyor. Bunun yanında ha­disler de ümmet kardeşliğine işâret etmekte, bizi bu yönde teşvîk ederek tüm ümmet coğraf­yasını hatırlamamız istenmektedir. “Mü’min­ler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücûda benzerler. Vücûdun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”4 Dünyânın bir tarafında açlık ve yoksulluktan çocuklar ölüyorsa bunun dîni, ırkı, mezhebi, ten rengi veya yaşadığı kara parçasına bakılmaksızın harekete geçilmelidir. Peki neden biz insanlık olarak duyarsız kalıyoruz, narkoz verilen vücut gibi kanayan yaranın acısını hissetmiyoruz? Çünkü bizlerin kendimizi tanımamız bilmemiz, bildiğimizle amel etmemiz gerekiyor.

İnsanın kendini bilmesi, çevresini tanımakla başlar. Çevresini tanıması yaşam sebebini anlamakla gerçekleşir. Yaşam sebebini anlaması, dînini tanımakla başlar. Dînini tanıması Allâh'ı (cc) bilmekle oluşur. Yāni “Kendini bilmek, Allâh'ı (cc) bilmenin anahtarıdır.” İnsan kendi iç dünyâsında başlatacağı sorgu ile mülkün sāhibini, her şeye kādir olan, koruyan ve güvenilen, her şeyi gören ve gözeten, mağfireti bol olan, karşılıksız rızık veren, dardan kurtaran, mutlak hüküm sāhibi yüce Allâh'ı (cc) bilir. Yüce Allâh'ı bildiğinde kendisini tanır. Kendisini tanıyan insan yoksula uzanan bir Verenel olur. Verenel olmak bir erdemdir. Erdem ise güzel ahlâkın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, alçak gönüllülük demektir. Yapılan her iş Allah rızāsını gözetmekle başlamalıdır. Gerçek anlamda Allâh'ın rızāsını gözeten insan, hem toplum içinde, hem de yalnız başına kaldığı zamanlarda her işinde ilâhî rızāyı dikkate alıp Allah Resûlü’nün şu sözünü aklına getirmelidir: “... Allah ancak samîmiyetle ve kendi rızāsı gözetilerek yapılan işleri kabûl eder.”5

 

Rabbim kendini bilen, tanıyan, ümmet şuuruyla sâdece kurbanda değil yılın her zamânı kanayan yara nereyse oraya merhem olan Verenellerden râzı olsun.

 

Hamd olsun ālemlerin Rabbi olan Allâh'a…

 

Dipnotlar:

1 Tirmizî, İlim, 14.

2 Âl-i İmran, 103.

3 Mâide, 2.

4 Buhārî, Edeb 27; Müslim, Birr 66

5 Nesâî, Cihâd, 24

 Ağustos 2022, sayfa no: 56-59

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak