Ara

Saksağan / Necmi Atik

Saksağan / Necmi Atik

Saksağan hikâyesi, Kosava’nın Vulçıtrın/Vııtıçırın şehrinde doğan Selim Sâmi Efendi’nin (ö. 1951) kendisi tarafından, Arapça ve Türkçe makale, mektup, şiir ve ilâhilerinin bulunduğu 19x12 cm ebatlarındaki 200 sayfalık defterinin 9 sayfasına Osmanlı Türkçesi ile yazılmıştır. İbtidâiyye ve Rüşdiye’yi Volçıtrın’da okuyan Selim Sâmi Efendi, Dâru’l-Muallimîn’i Üsküp’te tamamlamıştır. Arapça, Farsça, Boşnakça, Arnavutça ve Fransızca dillerini bilen Selim Sami Efendi, müderrislik imtihanlarını başarıyla tamamlamış, farklı medreselerde müderrislik görevlerinde bulunmuş, çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Âlim, mutasavvıf ve şâir olan Selim Sâmi Efendi, Mitroviça’da şeyhi Dağıstanlı Hacı Şeyh Abdülkadir Efendi’nin tekkesinde yetişmiş ve daha sonra bu tekkede şeyhlik yapmıştır. İkinci tarîkat icâzetini Ağapaşazâde Hacı Hafız Hasan Fevzi Efendi’den almıştır. Üsküp İslam Birliği’nde üye olan Selim Sami Efendi’nin, Yâsin Sûresi Tefsîri, Rahmân Sûresi Tefsîri, Evrâd-i Şerif Şerhi, Abdülkâdir Geylânî’nin Menkıbeleri Tercümesi, Tuhfa, Sânihât, İki Cevap, Saksağan, Salavât Şerhi adlı eserleri ile şiir ve ilâhileri bulunmaktadır. Muzaffer, Mazhar Kemal ve Mensur adında üç oğlu olan Selim Sâmi Efendi’nin kabri Vulçıtrın dışındaki mezarlıktadır. Üzerinde çalışma yaptığımız yazma eserlerinden “Saksağan” adlı hikâyesi ve şiiri ilk defa Yenidünya Dergisi’nde yayınlanmaktadır. 

Kuşlar içinde bu isimle yâd olunan alacalı yabânî bir kuşun şehirlerde, ovalarda, balkanlarda dolandığını bilmeyen yoktur. 

Bir gün kendi zâviyemde zânû-bezmin1 vahdet olarak tek ve tenhâ dururken açık bulunan odamın kapısı önüne böyle bir kuş nâgehânî2 bir sûrette gelip kondu. “‘Akk ‘akk!” diyerek âdetâ bana hitâb eder gibi bir takım nakarât yapıyordu. Bunun sevimsiz yabânî bir kuş olmakla beraber tâ kapıya kadar yaklaşıp benden tevahhuş etmemesi3 benim nazar-ı dikkatimi celb ederek bunun eşkâl,4 etvâr5 ve ahvâli6 hakkında derin bir mutâla’aya7 daldım. Aramızda gûyâ âşinâyâne8 şöyle bir muhâvere9 açıldı:

O - es-Selâmü ‘aleyküm eyyühe’l-‘attâr!10

Ben - Ve ‘aleykümü’s-selâm eyyühe’t-tayyâr!11 Safâ geldiniz.

- Safâ bulduk.

- Nereden geliş?

- ‘Ademden.12

- Nereye?

- ‘Ademe.

- Hangi dilden konuşursun?

- Her dilden.

- Bu “‘Akk ‘akk” deyişiniz hangi lisancadır?

- Arapça’dır.

- Bununla neyi yâd ü kasd ediyorsunuz?

- Sizin ilk babanız Âdem’in Cennet’te şecere-i menhiyyeden13 ekletmesiyle14 yaptığı zellesini yâd ederek “‘akk ‘akk” ya’nî efendisine ‘âkk” olup15 isyân etti, isyân etti! diyorum.

- Bunu kimlere ihtâr ediyorsunuz?

- Sizlere.

- Maksadınız?

- Babanızı aldatan şeytandan, babanızın intikâmını almak. Çünkü hakk-ı intikâm16 evlatlarına âittir.

- Ondan intikâm nasıl olur?

- Ona dâimâ muhâlefetle ve zamâne âdemine secde etmekle onu çatlatmak.

- Âdem-i zaman kim?

- Mürşid.

- Secde ile murâd?

- Teslîm ve ta’zîm.17

- Tüyünüzün ak ve karası nedir?

- Evet, bu âlemde sıbgatullâh18 olmak üzere renkler, boyalar nihâyetsiz çoktur. Fakat hepsi ak ve karada mücmeldir.19 Binâen’aleyh20 ben bu ‘âlem-i elvânın21 bir levha-i icmâliyesiyim.22

- Bu iki rengin hangisi asıl ve sana gâliptir?

- Asıl rengim karadır, zulmet-i ‘ademe23 işârettir. Beyaz rengim ‘ârızdır.24 Vâcibü’l-vücûdun25 kâinâta feyz-i mukaddeste serdiği envâr-ı feyzinden26 bana isâbet eden hisse-i vücûda27 işârettir.

- Şu halde sen nesin?

- ‘Adem ile vücûd arasında bir zıll28 veya hayâl.

- Nerede uçarsın?

- Ak ile karanın ittisâl ettiği29 hatt-ı mevhûm30 üzerine.

- O hat neye işârettir?

- “Festakım kemâ ümirte”31 emr-i celîlindeki istikāmetin köprüsü olan sırât-ı müstakîme işârettir.

- O halde nâ-kābil temyîz32 bir sûrette ince olan bu köprüden nasıl geçilir?

- Fenâ-ender-fenâ olmak33 ile.

- Nereye geçilir?

- Bekā billâh iklîmine “mülkün lâ yeblâ”ya.34

- Ne ile geçilir?

- “Nûruhüm yes’â beyne eydîhim”35 nazm-ı celîlindeki nûr-i îmân ile.

- Nerelerde durursun?

- Yüksek ağaçlarda.

- Binâlarda durmuyorsunuz?

- Binâlar insan yapısı, ağaçlar Rahmân yapısı olduğu için.

- Yuvanızı çok yükseklerde yapıyorsunuz?

- Yavrularımı nev-‘i Âdem’in36 teslîtından37 te’mîn38 için.

- Bāzı ‘anâsır39 ama senden şikâyet ediyorlar, meselâ tavuklar, piliçlerini aşırdığınız, insanlar, yemişlerini izrâr ettiğiniz40 için.

- Zikr-i Hudâ’yı unutan piliçlere ta’arruz ederim, unutmayanlara ilişmem. Kezâ bağçelerde meyvelere sāhiplerinin gafletinden ötürü ilişirim, kendilerini îkāz için. Çünkü o meyveler, mesâ’îlerinin41 mahsûlleridir, hüsn-i terassud42 ister. Nasıl ki ma’neviyatta a’mâl-i sâlihayı43 habt-ı a’mâlden44 hüsn-i sıyânet45 ister. 

- Reftârınızda46 bir garâbet var o niçin?

- Keklik kuşunu taklîd edeyim derken taklîd edemem, eski yürüyüşümü de unuttum. Ma’amâfîh47 ekseriyâ48ağaç dallarında yaşadığım için daldan dala atlamak husûsunda oldukça muvâfık ve kâfî bir reftâr-ı mahsûsum49 var.

- Bu garîb ve gayr-i muntazam reftârınızla kimleri temsîl edersiniz?

- Cehâletle tarîkata sâlik olup da ehl-i hakîkatin sözlerini -gelişigüzel- çalıp Pazar-ı irfanda bir takım safdilâne, kozu tuz yerine satan tarîkat taslaklarını, cehl-i mürekkeb50 heykellerini temsîl edebilirim.

- Tarîkat ilimsiz olmaz mı?

- Kanatsız uçabilirsem o da belki olur.

- Kuyruğunuzun o kadar uzun olması neye işârettir?

- İki şeye işârettir; biri âkıbete işâretttir. Hayvânât içinde hacme nisbet en uzun kuyrukluyum, zîrâ hepsinden ziyâde âkıbet ve devr-i endîşem. Onun için hayâtıma müte’allık tedbîr ve ihtiyâtım çoktur. İkincisi ayıba işârettir. Bāzı insanlar var ki kendi mâ ba’dindeki kazığı görmez de ‘âleme samandan yalandan kuyruk uyduran o gibi hayâsız ahmak heriflerden temâyüz51 için en uzun kuyruğu kendim takıp âleme kuyruk takmak cinâyetinden ictinâb etmek52 için. Zîrâ daha iyidir kendime uzun kuyruk, nitekim başkasına kısa kuyruk “Tûbâ li-men şegalehu ‘aybehu ‘an ‘uyûbi’n-nâsi”53 ‘âlemin aybından kendi aybıyla meşgul olanlara eyvallah.

- Aynı zamanda o uzun kuyruğu düzgün taşımakta şâyân-ı takdîriniz var.

- O, benim için kuşlar içinde bir alâmet-i fârikadır. Her sınıf kendi firmasını taşımakla müftehir olduğu54 gibi ben de onu taşımakla iftihâr ve hüsn-i muhâfazasına i’tinâ eylerim.

- Kâdirîleri tanır mısın?

- Tanırım.

- Alâmet-i fârikaları nelerdir?

- Onlar, sâir ehl-i turuk55 arasında gül olduklarından başlarında gül taşırlar ve gülün yaprağı ile çiçeğini temsîl etmek üzere kırmızı tâc ve yeşil şal en a’lâ alâmet-i fârikalarıdır. 

- Siz, çok yerlere konduğunuz halde üstünüz başınız yine tertemiz duruyor?

- Da’vâ-yı ismet56 etmemek ve mağrur olamayacak kadar bāzan münâsebetsiz yerlere konsam da ünvânımı, vicdânımı kirletmeyecek kadar beklemeyi ve temizlenmeyi severim. Bâ husus ki nakâıs-ı kesbiyye,57hasâıs-ı vehbiyyeyi58 ihlâl edemez. Çünkü bunların birisi, Hakk’ın kazāsı, diğeri ‘atâsıdır.59 Menba’ı birdir, telakkî ikidir. Kul kusûruyla makbûldür. Fakat babanız Âdem alâ nebiyyinâ ve aleyhi’s-selâm gibi “Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfir lenâ ve terhamnâ le-nekûnenne mine’l-hâsirîn”60 diyerek kusûrunu i’tirâf ve tevbeye tevessül, bükâ-i ihtirâf,61 rahmetten i’tirâf şartıyla.

- Çamura düşüp de kirlenmeyen ve kıymetten düşmeyen nedir?

- Güneşin ziyâsı çamura düşer, kirlenmez. Elmas çamura düşer kıymetten düşmez.

- Bunlara misal?

- İlm u kemâli. Beyt: İkbâle zevâl erse de ne var sende kemâl var / Mağrûr-i kemâl olma ki ardınca zevâl var.

- Ya cehâlet neye benzer?

- Siyah katrana benzer ki bulaştığı yerde silinmez bir leke bırakır. 

-  Şâhınız kimdir?

- Evliyâlar şâhı Sultan Abdülkādir, bizim de şâhımız şâhin kuşudur. Bâzü’l-eşheb62 dediğinizdir.

- Āşıklarınız kimlerdir?

- Bülbüller.

- Zâkirleriniz?

- Kumrular.

- Ārifleriniz?

- Tûtîler.63

- Vâ’izleriniz?

- Baykuşlar.

- Hacılarınız?

- Leylekler.

- Rehberleriniz?

- Hüdhüdler.

- Kurnazlarınız?

- Bizler.

- Kurnazlık iyi değil?

- Aldatmak için olursa fenâ, aldatmamak için olursa iyidir.

- Aldanmak mü’minin şânıdır?

- Bir defa aldanmak şânıdır, iki defa şeyndir.64 Lâ yuldagu’l-mü’minu min cuhrin merreteyni”65 hadîs-i şerifi buna şâhid-i mübîndir.66

- Bana bir tavsiyeniz?

- Tevellâ67 ile teberrâya68 ri’âyet et, yolunca doğru git. Günahları erit, kalbini arıt, gördüğünü ört, görmediğini söyleme.

- Ziyâretinizden memnun, ārifâne sohbetinizden müstefîd oldum, teşekkür ederim.

- Kabûl ve istikbâlinizden mahzûz,69 edîbâne telakkıyâtınızdan70 müftehîr oldum. Bâ mukābele çok teşekkürler ederim, eyvallâh hû erenlerim. Hazret-i Bâzü’l-eşheb’in cenâh-ı sahâbetlerinde71 vâyedâr72olasınız.” deyip uçtu, me’vâsına73 gitti.

 

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. 

Temmet. 26 Rebîulevvel 1349/7 Ağustos 1930 el-fakîru’l-hayrân Selim Sâmî.

 

Usandım gayri bu dehrin safâsında gözüm yoktur

Emin olsun felek benden vefâsında gözüm yoktur

 

İçip sahbâyı zât-ı aşkıyla geçtim ser u cândan

Devâsız derde düştüm çûn devâsında gözüm yoktur 

 

Salât-ı magribi kıldım sivâya el-vedâ’ çektim

Gözüm yumdum nehârından ziyâsında gözüm yoktur

 

Kılarken bu namazı ben imâm oldu bana şeyhim

Teberrâyı okudum mâ ‘adâsında gözüm yoktur

 

İkinci bir dahî kıldım fakat anda imâm oldum

Bana halkın ve lâkin iktidâsında gözüm yoktur

 

Melâmet hırkasın giydim büründüm câme-i fakra

Kerâmet istemem tâc u ridâsında gözüm yoktur

 

Kanâ’atla olup ankâ eriştim kâf-i ma’nâya

Cihânın ba’de mâ arz u semâsında gözüm yoktur

 

Süleymân-ı zamân olsa tekâpü eylemem gayre

Bu halkın ba’de mâ şâh ü gedâsında gözüm yoktur

 

Çû “Bâzü’l-eşheb’e” nisbet bulup oldum ona bende

Yeter bana bu devlet pes hümâsında gözüm yoktur

 

Bu Sâmî’nin murâdı yok ne müsbette ne menfîde

Hemân bir “Hû”dadır illâ ve lâ'sında gözüm yoktur

Temmet fî 2 Cemâziyelevvel 1349/25 Eylül 1930 yevmü sebtin/Cumartesi

 

Dipnotlar:

1 Dizüstü

2 Ansızın

3 Ürkmemesi

4 Şekilleri

5 Davranışları

6 Halleri

7 Etraflıca düşünmeye

8 Dost gibi

9 Karşılıklı konuşma

10 Güzel kokular

11 Kuşlar

12 Yokluktan

13 Yasak ağaçtan

14 Yemesiyle

15 İtaatsizlik edip

16 İntikam hakkı

17 Hürmet etmek

18 Allah’ın boyası

19 Özetlenmiştir

20 O halde

21 Renkler âleminin

22 Özet levhasıyım.

23 Yokluk karanlığına

24 Sonradan ortaya çıkan

25 Allah’ın

26 Feyiz nurlarından

27 Varlık hissesine

28 Gölge

29 Bitiştiği

30 Hayâli çizgi, yol

31 “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” Hûd suresi 11/112

32 Ayırt edilemez

33 Fenâ haline erme şuûrundan da fanî olmaktır.

34 Yok olmayacak bir devlete. Tâhâ sûresi, 20/120.

35 “Nurları önlerinden ve sağ taraflarından takip eder” Beyyine sûresi, 66/8

36 İnsanın

37 Musallat olmasından

38 Korunmak

39 Bir topluluğu meydana getiren zümreler

40 Zarar verdiğiniz

41 Çalışmalarının

42 İyi gözetleme

43 Sâlih amelleri

44 Amellerin boşa çıkmasından

45 İyi korumak

46 Yürüyüşünüzde

47 Bununla beraber

48 Çoğunlukla

49 Özel yürüyüşüm

50 Bilmeyen ama bilmediğini de bilmeyen

51 Ayırt edilmek

52 Kaçınmak

53 Ahmed b. Hanbel, Taberânî, İbn Hibbân, Hâkim.

54 Övündüğü

55 Tarîkat ehli

56 Mâsum görünme

57 İhtiyârî fiillerin noksanlığı

58 Allâh’ın ikrâmı olan hususları

59 İkrâmı

60 “İkisi de, “Ey yüce Rabbimiz!” dediler, “Biz kendimize yazık ettik; şâyet bizi bağışlamaz ve bize merhamet buyurmazsan, elbette ki kaybedenlerden olacağız!” A’râf sûresi, 7/23.

61 Çok ağlama

62 Beyaz şâhin

63 Papağanlar

64 Kusurdur

65 “Mümin aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz” Buhâri, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.

66 Apaçık şahit

67 Allah’ın dostlarına dost olmak

68 Allah’ın düşmanlarına düşman olmak

69 Hoşnut

70 Karşılamanızdan

71 Dostluk kanatlarında

72 Sāhip 

73 Meskenine

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak