Ara

Mûsâ (as) III

  Mûsâ (as) III Prof. Dr. İsmail Yiğit  MÛSÂ’Nın (as) Mûcİzelerİ - Sİhİrbazlarla Müsâbaka Firavun, Hz. Mûsâ’nın söylediklerini reddedecek deliller bulamayınca, çâreyi kuvvete başvurmakta buldu. Onu kendisini tek ilâh olarak kabûl etmediği takdirde tutuklamakla tehdit etti. Mûsâ (as), peygamber olduğunu gösteren apaçık deliller getireceğini söyleyince, “Doğrulardan isen delilini getir!” diye meydan okudu. Bunun üzerine Mûsâ (as) asâ ve beyaz el mûcizelerini gösterdi. Ancak Firavun, mûcizeler karşısında onu sihirbazlıkla ithâm ederek sihir yoluyla kendilerini ülkelerinden çıkarmak için çalışmakla suçladı. Hz. Mûsâ’ya ne yapılması gerektiğini maiyyetine sordu. Devlet ricâli, Mûsâ ve Hârûn’u gözaltına alıp ülkedeki meşhur sihirbazları toplamasını, onlarla Mûsâ’yı (as) karşı karşıya getirmesini tavsiye ettiler (Şuara sûresi, 26/29-33). İki peygamberi, iktidarlarını ellerinden alacak iki sihirbaz olarak gören Firavun ve yakınları, akıllarınca onları daha üstün sihirbazlarla mağlûb edebilirlerdi. Bu düşünceyle Mûsâ’dan (as) sihirbazlarla müsâbaka için bir gün ve yer belirlemesini istediler. Hz. Mûsâ’nın, yaklaşan bayram günü olsun, teklifini kabûl ettiler (Tâhâ sûresi, 20/56-59). Böylece büyük bir kalabalık, gözlerinin önünde cereyân edecek olayları bizzat müşâhede etmiş olacaktı. Sihrin yaygın olduğu Mısır’da çok sayıda sihirbaz bulunuyordu. Ülkenin meşhur sihirbazları bu önemli yarışma için başkente getirildiler. Firavun, yarışma öncesinde, gâlip geleceklerinden emin görünen sihirbazlara mükâfâtın yanısıra onları yakın adamları arasına almayı vaad etmişti (Şuarâ sûresi, 26/38-42). Mûsâ (as) müsabakadan önce sihirbazları bu işten vazgeçirmek için, yalan ve hîleye başvurmaları durumunda büyük bir azâba çarptırılacaklarını hatırlattı. Ancak aralarında onun ve kardeşi Hârûn’un sihirbaz olduğunu konuşan sihirbazlar, mücâdeleye karar verdiler. Hz. Mûsâ’nın “önce siz başlayın” teklifiyle sihirlerini ortaya koydular. İplerini ve bastonlarını yere bıraktıklarında bunlar canlanıp yılanlara dönüşmüştü. Mûsâ (as) da diğer insanlar gibi bu yılanları hareket eder bir hâlde gördü (Tâhâ sûresi, 20/60-66). Firavun ve adamlarını sevindiren bu ürkütücü manzara, gözleri büyülenmiş olan halkı ise çok korkutmuştu. Hatta Hz. Mûsâ da bir korku hissetmişti. Bu esnâda Allah Teâlâ ona korkmamasını söyledi ve sihirbazlara karşı mutlaka üstün geleceğini müjdeleyerek elindeki asâsını yere atmasını emretti. Asânın sihir eseri yılanları yutacağını, sihirbazların aslâ iflâh olmayacaklarını bildirdi. Mûsâ (as) asâsını yere bırakınca, büyük bir ejderhaya dönüşen asâ bütün yılanları yutuverdi. Bu müthiş manzara karşısında onun yaptığının bir sihir olmadığını anlayan sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve bir ağızdan, “Mûsâ ile Hârûn’un Rabbine îmân ettik.” dediler. Firavun’un öfkeden köpürmüş bir vaziyette kendilerini Mûsâ’nın (as) talebeleri olmakla ithâm edip ölümle tehdit etmesine hiç aldırmadılar. Öldürülmekten korkmadıklarını, aksine, îmân etmiş olmakla Allah tarafından affedilme ümîdi taşıdıklarını ve bu yüzden rahat olduklarını açıkladılar (Şuarâ sûresi, 26/43-51). Sihirbazlarının kendisinden izinsiz îmân etmelerine akıl erdiremeyen Firavun büyük bir öfke içinde, onları Mûsâ (as) ile işbirliği yapmak ve iktidârı ellerine alıp Mısır’ın yerli halkı Kıbtîler’i ülkeden çıkarmak niyetinde olmakla ithâm ederek, onları öldürüp cesetlerini astıracağına yemîn etti. Ancak onlar bu tehditlere aldırmadan, Cenâb-ı Hakk’a duâ ederek O’ndan kendilerine sabır vermesini ve müslüman olarak ölmeyi nasîb etmesini istediler (A’râf sûresi, 7/118-126). Firavun’un vereceği cezânın sâdece bu dünyâda geçerli olacağını belirterek, o anda kendilerine düşenin Allâh’a sığınıp, yaptıkları sihrin günâhını affetmesini dilemek olduğunu söylediler. Firavun ve adamlarına, âhirette kötülerin ve iyilerin karşılaşacakları durumları hatırlatarak, bundan sonra bütün davranışlarında âhirette karşılaşacakları durumu dikkate alacaklarını bildirdiler (Tâhâ sûresi, 20/71-76). Erkek Çocukları Öldürme KarÂrının yeniden uygulanması - Zâlİmlerİn Âkıbetİ Firavun ve mâiyeti, atalarının dînine sâhip çıkmak ve ülkelerinde başka bir dînin yayılmasını önlemek gerekçesiyle, insanları Mûsâ’ya (as) inanmaktan alıkoymak için harekete geçti. Söylediklerinin benzerini duymadıklarını iddia ederek iki peygamberi bozgunculuk ve bölücülükle suçluyorlardı. Hz. Mûsâ (as) onlara kimin hidâyet üzere olduğunu Allâh’ın daha iyi bildiğini, zâlimlerin ise aslâ felâha eremeyeceğini söylüyor; Allâh’ın âyet ve delillerini yalanlayanların ancak zâlimler olduğunu belirtiyordu (Kasas sûresi, 28/36-37). Bu konuda uygulanan baskı ve şiddet yüzünden, İsrailoğulları’ndan az bir grup hâriç, insanlar ona îmân etmekten çekiniyorlardı (Yunus sûresi, 10/75-86). Bu baskıya rağmen îmân edenlerin sayısı giderek artınca, bâzı devlet adamları Firavun’a bu gelişmenin Mûsâ (as) ve ona îmân edenleri serbest bırakmasından kaynaklandığını söylediler.Bunun üzerine Firavun, onlara yapılan baskının arttırılacağını ve İsrailoğulları’nın doğacak erkek çocuklarının da doğumdan hemen sonra öldürüleceğini açıkladı (A’râf sûresi, 7/127). Bu karar gereğince, İsrailoğulları’nın yeni doğan erkek çocukları tesbit edilip öldürülüyordu. Hz. Mûsâ’nın doğduğu yıllarda onların Firavun’un tahtını tehdit edebilecekleri korkusuyla uygulanan bu zulüm bu defâ insanların onun dinine girmesini engellemek veya îmân etmiş olanları ondan ayırmak için tatbîk ediliyordu. Mûsâ (as) bu zulme karşı onlara sabretmelerini tavsiye ediyor, sabrın sonunun zafer olacağını söylüyordu. Onlara her şeyin Allâh’ın elinde olduğunu, O’nun yeryüzünde üstünlüğü dilediğine vereceğini açıklıyordu. Bir süre sonra bu baskıdan usanan ve şikâyetlere başlayan kavmine, Allah Teâlâ’nın düşmanlarını helâk edip kendilerini hâkim kılacağını müjdeleyerek, onların ümitsizliklerini gidermeye çalıştı (A’râf sûresi, 7/128-129). Bu günlerde Allah (cc), Mûsâ (as) ve Hârûn’a (as) şehirde İsrailoğullarına mahsus bir mahalle kurmalarını, orada ibâdet edecekleri evler edinmelerini ve mü’minlere namazlarını bu evlerde kılmalarını söylemelerini emretti. Ayrıca inananların er geç kurtulacaklarını tekrar müjdeledi (Yûnus sûresi,10/87). Firavunve devlet ricâli, bir peygambere îmân etmeyi hiç mi hiç düşünmüyorlardı. Çünkü bu onları, kendilerini köle ve hizmetçi olarak kullandıkları İsrailoğullarıyla eşit hâle getirecekti. Firavun’un da ilahlık iddiasından vazgeçeceği yoktu. Onlar, kendilerinden önceki kibir ve gurur sâhibi bütün zâlimlerin sonlarının hüsrân olduğu hakkındaki değişmez gerçeği hiç akıllarına getirmiyorlardı. Hâlbuki, yeryüzünde büyüklük taslayan ve Allâh’a döndürülmeyeceklerini zanneden Firavun gibi zâlimlerin sonu hep hüsrandı. Bu dünyâda lânete uğratıldıkları gibi, kıyâmet gününde de hor ve hakir düşeceklerdi (Kasas sûresi, 28/39-42).  Üstünlüğün dünyâ malında ve dünyevî iktidarda olduğunu sanan zâlim Firavun servetiyle övünür, maddî sıkıntılarla karşı karşıya kalan Mûsâ (as) ve kavminin durumuyla alay ederdi (Zuhruf sûresi, 43/51-54. 52). Firavun’a yakınlığıyla bilinen Kârûn’un hazînelerinin sâdece anahtarlarını, ancak güçlü kuvvetli bir topluluk taşıyabiliyordu (Kasas, 28/76-77). Firavun ve devlet erkânının bu zenginliğine karşılık, halkın büyük bir ekseriyeti geçim sıkıntısı içindeydi. Fİravun ve Kavmİnİn Çeşİtlİ Sıkıntılara Uğratılması Firavun ve devlet ricâli, inananları dinlerinden döndürmek için şiddetlerini gittikçe artırdılar. Bu durum karşısında Mûsâ (as) ve Hârûn (as), servetleri yüzünden şımaran bu azgınların açık azâbı görmedikçe îmân etmeyeceklerini düşünerek Allâh’a yalvarıp, onları güvendikleri mallarını ellerinden almakla imtihân etmesini istediler. Onların duâsını kabûl ettiğini bildiren Allah Teâlâ onlara hak yolda devâm etmelerini emretti (Yûnus sûresi,10/88-89). Bunun ardından küfür ve zulümden vazgeçip îmân etmeleri için Mısır halkına ilâhî bir uyarı olan fiilî âyetler gönderildi. Mısır’da şiddetli bir kuraklık ve kıtlık başladı. Daha sonra şiddetli yağmurlar sebebiyle yükselen sular, büyük can ve mal kaybına sebep oldu. Sanki akılları başlarına gelmişti. Mûsâ’ya (as) gelerek ondan, yağmurları durdurması için Rabbine duâ etmesini istediler. Yağmurlar kesilirse İsrailoğulları’yla birlikte Mısır’dan ayrılmasına izin vereceklerine söz verdiler. Mûsâ’nın (as) duâsının ardından yağmurlar durdu, sular çekildi, toprak zirâat edilebilir hâle geldi. Ancak onlar verdikleri sözü tutmayıp mü’minlere kötülük yapmaya devâm edince Cenâb-ı Hak bu defâ onları çekirge ile imtihân etti. Çekirge sürüleri yenilmedik ekin bırakmamıştı. Mısırlılar tekrar Mûsâ’ya (as) geldiler ve yine söz vererek ondan Rabbine duâ etmesini istediler. Onun duâsıyla çekirgelerden kurtulan Mısırlılar, ahidlerini tekrar tekrar bozmaları üzerine üçüncü olarak ekinleri yiyen böcekler veya insanlara musallat olup onları rahatsız eden ve uykudan alıkoyan haşerât ile, dördüncü olarak kurbağalarla, ardından kan ile sıkıntıya uğratıldılar. Suları bütünüyle kana bulandı. Firavun ve kavmi bütün bu ilâhî cezâlardan ibret almadıkları gibi, bu sıkıntıların Hz. Mûsâ (as) ve ashâbı yüzünden yaşandığını da iddia ediyorlardı (A’râf sûresi, 7/130-135). Firavun ve kavmi, bu sıkıntıları ortadan kaldıran mûcize ve delillere rağmen gafletten uyanmamışlardı. Aksine onlar mûcizelerle alay ediyorlar ve onları Hz. Mûsâ (as)’ın sihri olarak niteleyip bozgunculuklarını arttırarak devâm ettiriyorlardı (Zuhruf sûresi, 43/46-50).   Devam edecek…

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak