Madde İle Yoğrulan Ruhlar, Yaşarken Ölmeye Mahkûmdurlar

Nuriye Eycan Günümüz insanlarının önünde duran karanlık kuyulardan, çıkmaz sokaklardan çıkışı aramasının adı oldu sarhoş edici, beyni uyuşturan tuhaf tuhaf isimli maddeler. Öyle ki, insanlar düştükleri duygusal bataklıklardan, ruhsal buhranlardan kurtuluşun, rahatlamanın kapısı gibi gördü yüce Allâh’ın yasakladığı ve haram kıldığı içkiyi, şarabı. Allah Teâlâ âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır: “Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allâh'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?”(Maide, 91.) Neden bir insan aklını, düşüncelerini uyuşturarak yok etmeye çalışır ki kendisine ve çevresine zarar verdiğini bile bile? Aslında bunun cevâbı açıktır, İslâm dîninden uzak bir hayat yaşamaya başlayan toplumlarda şeytânın baş konuk olarak ağırlandığı oyunlar, eğlenceler düzenlenir. İçki, kumar, kısacası yüce Allâh’ın yasakladığı, şeytânın insanlara süsleyerek sunduğu her türlü rezillikler ordadır, hattâ teşvik edilir. Bazıları bunu eğlence, kafa dağıtma adı altında yapar. Bir kesim de güya kendince çâresizliğini, ulaşamadığı hayallerini ve sözde aşkını, sevdâsını unutabilmek için. Ne kadar da acınası bir durumdur bu! Yüce Allah insanı en üstün varlık olarak yaratmışken, insanoğlu îmandan nasiplenmeyince kendisini en aşağı durumlara düşürerek bu bataklıkta âdetâ kendi kendisini yok etmeye mahkûm olmuştur. Maalesef günümüzde içki, şarap, eroin ve -intiharın, âdetâ dibe batmanın adı olan bonzai gibi- bağımlılık yapan daha birçok madde çocukların ve gençlerin kolayca ulaşabildikleri şeyler hâline gelmiştir. Zehir tâcirleri çocuklarımızın ve gençlerimizin yok olmaları pahasına onları vicdansızca zehirlemektedirler. Çocukları ile ilgilenmeyen dağılmış âilelerin her şeyi kolaylıkla elde etmiş, sîretleri madde ile yoğrulmuş, sûretleri ise özgüven adı altında bencillikle örülerek büyütülmüş çocukları, Kur’ân ahlâkından uzak yetiştirilmiş ve kendini boşlukta hisseden, şükürden ve kanaatten uzak kalmış bu nesil madde bağımlılığı bataklığına hızla çekilmekte; maalesef toplumumuzun en değerli kesimi olan gözümüzün nûru çocuklarımız, gençlerimiz âdetâ zehirli bir sarmaşık tarafından sarılmaktadır. Toplum olarak sinsice yayılan bu tehlikenin büyüklüğünün farkına varmalı, en kısa zamanda soruna çözüm aramalıyız ve bu gençlere onları dışlamadan tedâvileri konusunda yardımcı olma gayreti gösterebilmeliyiz. Yoksa onların hem dünyâsı hem âhireti mahvolup gidecektir. Resûlullâh (sav) şöyle buyurmuştur: "Üç kişi vardır, cennete girmeyecektir: Anne babasının hukûkuna riâyet etmeyen kimse; içki düşkünü olan kimse; verdiğini başa kakan kimse." (Nesâî, Zekât 69, (5, 81) Ancak şunu bilmeliyiz ki bu derdin merhemi, bu çâresizliğin çâresi ancak ve ancak Kur’ân ahlâkı ile yaşamayı öğrenmek ve öğretebilmekten geçmektedir. İmâm-ı Âzam hazretlerinin, komşusu olan sarhoş gence davranışını anlatan şu kıssa bizlere gençlere nasıl yardım etmemiz gerektiği konusunda ne güzel rehber olmaktadır: İmâm-ı Âzam Ebu Hanife Hazretlerinin genç bir komşusu vardı. Her gece evine içkili gelir, çıkardığı gürültü ile imamı çok rahatsız ederdi. İmam, gençten hiç şikâyetçi olmaz, komşusunun hâline tahammül ederdi. Bir gün başkalarının şikâyetinden olsa gerek genci hapse attılar. Ertesi gece gencin sesini duymayan Ebu Hanife Hazretleri şaşırdı ve ‘Genç komşumuzun sesleri niçin kulağımıza gelmiyor?’ diyerek diğer komşularına sordu. ‘Efendim, o sarhoşu vâli hapse attırdı’ dediler. Ebu Hanife Hazretleri ertesi sabah doğruca vâlinin konağına gitti. Talebeleri, hocamız herhalde vâliye teşekkür edecek, diye düşünüyordu. Vâli onu görür görmez ayağa fırladı. Hürmet etti ve “Yâ imam! Teşrifinizin sebebini lütfen söyler misiniz?” dedi. O da komşusu olan gencin serbest bırakılmasını ricâ etti. Vâli: “Efendim böyle ehemmiyetsiz mesele için niye zahmet ettiniz? Haber gönderseydiniz emriniz derhal yerine getirilirdi” cevâbını verdi.   Delikanlı serbest bırakıldı. Ebu Hanife Hazretleri ile karşılaştıklarında oldukça mahcuptu çünkü kendisini çok rahatsız etmişti. Ebu Hanife hazretleri gence “Bak biz seni unutmuyoruz” sözleriyle iltifat buyurdu. Genç kısa zaman sonra tövbe etti ve İmâm-ı Âzam hazretlerinin talebeleri arasına katıldı. Evet, Allah dostları hiç kimseyi kırmadan, incitmeden, hattâ kendilerine eziyet verenlere bile yardımcı olmaya çalışıyorlardı.   Bizler de Resûlullâh’ın (sav) ve O’nun sevdiklerinin yolundan giderek, toplumda yaygınlaşan bu kötülükleri elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince, duâlarımızda unutmadan, sorumluluk bilinci ile hareket ederek önlemeye çalışalım. Resûlullâh (sav) hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmaktadır: “Bir kötülük gördüğünüzde onu elinizle düzeltin. Elinizle düzeltemiyorsanız dilinizle düzeltin. Dilinizle de düzeltemiyorsanız içinizden buğzedin. Sonuncusu îmânın en zayıf noktasıdır.” Rabbimiz bizleri ve soyumuzdan gelen neslimizi, şeytanın süslü kadehler içinde şerbet diye sunduğu içki, şarap, kumar ve daha bunun gibi dünya ve âhiretimizi karartan tüm kötülüklerden korusun.  

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği