Ara

Gençlerin Sorumluluklari ve Haklari

Psikolog Mehmet Dinç Gençler ve genç olmayanlar arasında bir farklılık ve belki bir çatışma târih boyunca olagelmiştir. Genç olmayanlar gençleri belli kalıp sebeplerden dolayı suçlamış, belki küçük görmüş; gençler ise genç olmayanların kendilerini anlamadıklarını iddia edip başka bâzı sebeplerle genç olmayanları suçlamışlardır. Kuşak farkı ya da kuşak çatışması denilen şey esâsında tam da gençlerle genç olmayanlar arasında ağırlıklı olarak gerçekleşen bir şeydir. Bununla berâber bu fark ya da bu çatışma târih boyunca belki hiçbir dönem bu kadar fazla olmamış ve bu kadar şiddetli geçmemiştir. Bugün geldiğimiz noktada genç olmayanların hayâta, olaylara ve insanlara bakışı ile gençlerin hayâta, olaylara ve insanlara bakışı farklı diyemiyoruz. Çünkü aynı noktaya farklı yerlerden bakmıyorlar, tamâmen başka yerlere baktıklarından başka şeyler görüyorlar. Gençler ve genç olmayanlar arasındaki bu ilişkiye dâir yazılabilecek çok şey var. ‘Genç kimdir, genç olmayan kimdir?’ sorusundan başlayarak hayâtı anlama ve anlamlandırmaya kadar gidecek çok sayıda konunun bu çerçevede ele alınması, değerlendirilmesi lâzımdır ancak bu yazıda bütün bunlardan ziyâde gençler ve genç olmayanlar arasındaki en büyük ihtilaf mevzûu olan, gençlerin sorumlulukları ve hakları üzerinde durulacaktır.   Yaşadığımız dünyâda gençler haklarından her fırsatta söz etmekte ancak sorumluluk alma ve aldıkları sorumlulukları yerine getirme noktasında sıkıntılar yaşamaktadırlar. Bu durum özellikle erken gençlik/ergenlik döneminde daha büyük sıkıntılar ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki erken gençlik/ergenlik dönemindeki birey yetişkinlerin haklarına sâhip olmak istemekte, bunun mücâdelesini vermektedir. Bununla berâber, çocukların sorumsuzluklarına sâhip olma yâni hiçbir şekilde kendilerini bağlayacak bir sorumluluk almama gayreti içerisindedirler. Hiç şüphesiz gerçek hayatta hiçbir karşılığı olmayan bu beklenti ve talep hem gençleri hem de onların yakın çevresindeki insanları zora sokmakta, hayâtın içerisinde doğal olarak mevcut olan sıkıntıları içinden çıkılmaz problemler hâline getirmektedir. Hâlbuki ideal olan sorumluluk taşıyıp o sorumlulukları yerine getirmenin sonucu olarak haklara sâhip olmaktır. Yâni haklar hak edilmelidir. Bu nedenle haklardan önce gençlerde sorumluluk üzerinde durmakta fayda var.   Sorumluluk hayâtın doğasında olan bir kavramdır. İnsan yaşıyorsa sorumluluk taşıyordur. Önce Yaradan’ına, sonra kendine, sonra yakınlarına, sonra bütün insanlara, sonra bütün canlılara, sonra bütün dünyâya karşı sorumludur. Esâsında kendine ve herkese karşı sorumluluğunu yerine getirmiş olsa Yaradan’ına karşı da sorumluluğunu yerine getirmiş olur.   Kendine karşı sorumluluğunu bedenine, rûhuna, kâlbine ve aklına karşı sorumluluklar olarak sınıflandırabiliriz. Bu doğrultuda kişinin bedenine karşı sorumluluklarını yerine getirmiş olabilmesi için bedeninin, rûhunun, kâlbinin ve aklının ihtiyaçlarını karşılaması gerekmektedir. Bütün bu ihtiyaçlar kişiye göre değişir, dolayısıyla herkes için bütün ayrıntılarıyla tanımlı detay ihtiyaçlar yoktur. Herkesin kendine göre içini dolduracağı temel çerçeveler vardır. Yakınlarına, insanlara, bütün canlılara ve bütün dünyâya karşı sorumluluğu öncelikle zarar vermemektir. Genç hem maddî, hem mânevî anlamda hiçbir şekilde hiçkimseye ve hiçbir şeye zarar vermemeye çalışacaktır. Sonrasında ise faydalı olmak geliyor. Yakınlarına, insanlara, bütün canlılara, bütün dünyâya karşı sorumluluğu elinden geldiğince, gücünün yettiğince; yetenekleri ve kâbiliyetleri doğrultusunda faydalı olmaya çalışmaktır.   Bu sorumluluklar her ne kadar kısaca ve kolaylıkla özetlenebiliyor olsa da bunları gerçek hayatta yerine getirmek oldukça zor bir süreçtir. Bu zorlu süreç için de gençlerin mümkünse erken çocukluklarından itibâren üç süreci geçirmiş olmalarında fayda vardır. Bu üç süreç doğumdan itibâren başlar, ölene kadar devâm eder. Bu üç süreç aynel yakîn, ilmel yakîn, hakkal yakindîr. Bir başka ifâde ile görerek öğrenme, bilerek öğrenme, yaparak öğrenmedir. Her ne kadar her süreçte diğerlerinin de yer alması mümkün ise de gelişime paralel kalıcı etki anlamında bu sıraya göre ağırlık verilmesinin faydası vardır. Buna göre sorumluluk kazanmada 0-7 yaş arasında aynel yakîn hâkimdir. Yetişkinler kendilerine ve diğerlerine karşı sorumluluklarını yerine getirecekler, çocuklar da sorumlulukların icrâsına şâhit olarak zihinlerinde sorumluluk ve sorumluluğu icrâ kalıpları geliştireceklerdir. 7-14 yaş arasında ilmel yakîn hâkimdir. Yâni çevresindeki yetişkinlerin sorumluluklarını yerine getirdiklerini gören çocuklara sorumluluğun ne olduğu, neleri kapsadığı, nasıl gerçekleştiği bilgi olarak verilmelidir. 14 yaşından sonra ise hakkal yakîn dönemi başlar ve bitmez. Yâni artık birey sorumluluk almalı ve bu sorumlulukları bizâtihî yaparak öğrenmelidir. Herhangi bir şekilde bu süreçlerin sekteye uğraması sorumluluğun bireyde yerleşmemesini berâberinde getirebilir. Yâni çocukluk döneminden itibâren yakınlarının sorumlu davranışlarına şâhit olmamış bir birey ya da çocukluk döneminde sorumluluk hakkında detaylı bilgi verilmemiş bir birey veya sorumluluk alması gereken dönemlerde sorumluluk verilmemiş, sorumluluk alması teşvik edilmemiş, sorumluluk alma imkânı/alanı oluşturulmamış bir birey, sorumluluk bilincine sâhip olma ve onu yaşama konusunda kendiyle ve çevresiyle sorunlar yaşayabilir. Bunun olmaması için erken yaşlardan itibâren sorumluluk üzerinde durulmalı, sorumluluğu uzun süreli bir eğitim süreci olarak değerlendirmelidir. Yoksa kimse bir anda, yaşını başını aldı diye, daha önce hiç sorumluluk sürecinde olmamışken sorumluluk sâhibi olmaz.   Sorumluluk meselesi hâllolduktan sonra haklar meselesi daha kolay bir hâl alır. Sorumluluk sâhibi bireyler haklarını da sorumlu bir şekilde kazanıyor ve kullanıyorlardır. Ancak haklar konusunda sıkıntı gençlerden ziyâde genç olmayanlardan kaynaklanmakta, gençlere haklarını teslim etmek noktasında genç olmayanlar oldukça cimri davranmaktadırlar. Hiç şüphesiz bu durumun ortaya çıkmasında, genç olmayanların gençleri bir türlü gözlerinde büyütemeyip hâlâ çocuk olarak görmeleri, kendi gençlik dönemlerindeki haklarla ilgili zorlu tecrübeleri, kendi gençlik dönemlerinden bugüne değişen hak anlayışı ve haklar etkili olmaktadır. Durum ne olursa olsun bilinmesi gereken gerçek, gençlerin haklara sâhip olduklarıdır. Önemine binâen bunlar arasından 3 temel hakkı sıralayalım.   Gençlerin sâhip oldukları haklardan birinci temel hak varlık haklarıdır. Gençler vardırlar ve bunun görülmesine ihtiyaç duyarlar. Gençleri yok saymak, varlıklarını göz ardı etmek, yokmuşlar gibi davranmak gençlere haksızlıktır. Gençlerin sahip oldukları ikinci temel hak kendilerini ifâde etme haklarıdır. Gençlerin de tecrübeleri, bilgileri, görgüleri ne olursa olsun duygu ve düşünceleri vardır ve bunları ifâde etmek isterler. Bu isteğin önüne geçmek ve gençlerin duygu ve düşüncelerini ifâdelerine imkan sağlamamak yine gençlere yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.   Gençlerin sâhip oldukları üçüncü temel hak bir şey üretme hakkıdır. Yine bilgileri ve tecrübeleri ne olursa olsun gençler varlıklarını anlamlandırmak için bir şeyler üretmek isterler. Bu üretim sürecine mâni olmak, onu küçümsemek, kösteklemek yine gençlere yapılabilecek büyük haksızlıklardandır.   Gençlerin sorumsuzluklarından şikâyet ederken onların haklarını teslim etmemek bizim sorumsuzluğumuz olur. Gençlerle haklar ve sorumluluklar konusunda sıkıntı yaşamamak için onların öncelikle erken yaşlardan itibâren sorumluluk konusunda ihtiyaç duydukları süreçlerden geçmeleri için imkânlar sağlamalı, sonrasında da haklarını teslim etmeliyiz. Yoksa her şey biter de sorumluluk ve haklılık etrâfından dönen sorunlar ve sıkıntılar bir türlü bitmez. Sebep olarak gençler görünür, zaman görünür, değişim görünür olsa da asıl sebep gençlere karşı sorumsuzluk ve gençlere yapılan haksızlıktır.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak