Ebedî Mutluluğun Garantörü: Âhirete Îmân

Ebedî Mutluluğun Garantörü: Âhirete Îmân

Habib Öztürk

Kur’ân-ı Kerîm’in dünyâ hayâtını ebedî bir yatırıma çevirmek hedefiyle gündeme getirdiği en önemli mevzu âhirete îman konusudur.2 Öldükten sonra dirilme, hesap, mîzân, sırat, Cennet ve Cehennem gibi çok boyutlu yönüyle âhirete îmân konusu insanın dünyâ hayâtını Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde anlamlı kılabilmesi için olmazsa olmaz ilkelerden birisidir. Diğer îmân esaslarının gerçek anlamda karşılık bulacağı zemîni ifâde eden âhirete îmân mevzuu İslâmî disiplinlerin tamâmının üzerinde detaylı bir şekilde durduğu bir meseledir.3 Her biri kendi içerisinde ayrı bir öneme sâhip olan îman esaslarından âhirete îmâna farklı bir perspektiften bakmak gerekirse, kişinin dünyâ ve âhiret saadetine vesîle olacak her türlü güzel iş ve davranışı sergilemesinin temelinde âhirete, Cennet ve Cehennem’e îmânın olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Kısa bir ömrün sonunda ya ebedî bir mutluluk ya da mâhiyetini hatırına dahi getirmek istemeyeceği bir hüsrânın/azâbın olduğu inancı, elbette insanın bu dünyâda kendine çeki-düzen vermesine, dört elle sarıldığı bu fânî hayâtın bir gün son bulacağını ve yapıp ettiklerinden mutlaka hesaba çekileceğini bilerek yaşamasına sebep olur.

Yüce Allah (cc) insanı yeryüzüne bir hedefi tesis için, onun sâdece kendisine kulluk yapması amacıyla göndermiştir: O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayâtı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.’4 Bu denemenin/imtihânın arkasında da bir mükâfat ve cezâ vardır ki bunu da idrâk edebilmek ancak âhirete îmânla mümkündür. Âhiret inancı insanın Cennet’i kazanması için mutlak gerekli bir olgu olmasının yanında, dünyâ hayâtında da kişinin âilesiyle, yaşadığı toplumla/çevresiyle ve bütün mahlûkatla olan ilişkilerine de etki eden bir boyut taşımaktadır.

ÂHİRETE ÎMÂNIN DÜNYEVÎ/PRATİK HAYATTAKİ KAZANIMLARI

Âhirete îmânın kişisel ve toplumsal hayâtımızda motive edici birçok etkisinden söz edebiliriz. Günlük hayattaki iş ve davranışlarımızdan tutun, âile ve toplumla olan ilişkilerimize varıncaya kadar hayâtımızın her safhasında ‘ iyi insan’ olmak adına bize katkı sağlayacak bir özelliğe sahiptir. Âhirete îmân eden insan, elbette onu kazanmak için mücâdele etme gayretini göstermelidir. Bu anlamda îman sâhibinin dünyânın geçici zevklerine/heveslerine tamah etmeyeceği açıktır. Bu kimse evvelâ yaratıcısına olan kulluk görevini îfâ için gayret gösterecek, daha sonra kendine, âilesine, topluma ve dünyâda hayâtını idâme ettirebilmesi kastıyla deyim yerindeyse huzûru/mutluluğu için yaratılmış ne varsa onların da hukûkuna riâyetle hareket edecektir. Kendisine can veren Rabbinin emir ve yasaklarına kulak verecek, O’nun koyduğu hükümlerle amel etmeye gayret gösterecek, hatâsı/günâhı olsa da acziyetini farkedip, kendisini affedecek bir Rabbi olduğunu bilip tevbe etme hissiyâtını vicdânında duyacaktır. Fânî hayâtın mutlaka bir gün son bulacağı (kıyâmet) gerçeğini hatırından çıkarmayarak, Rabbinin râzı olacağı bir kul olma yolunda çaba sarfedecektir. İbâdet ve taatlerinde daha özenli olacak, kendisine bunca nimeti veren Rabbine şükran borcunu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacaktır.

Âhirete îmân eden insan, şahsî/kişisel haklarını da unutmayarak, canının/sağlığının kıymetini bilerek her âzâsı için ayrı bir şükür bilinciyle hareket edecektir. Elinin, ayağının, gözünün, kulağının kısacası her bir uzvunun ne kadar değerli olduğu bilincine varacaktır. Birini bile kaybettiğinde hayâtında nasıl bir yıkımın olacağını anlaması, örneğin sâdece tek gözünü eliyle bir müddet kapatarak dünyânın yarısının nasıl yok olduğunu müşahede etmesiyle mümkündür. Bu durumda âhiret inancıyla hareket eden kimse sağlıklı bir vücûda sâhip olduğu için de ayrıca şükretme şuuruna ulaşacaktır. Âhirete îmân eden insan; gözü olduğu halde gerçeği görmeyen, kulakları olduğu halde hakkı anlamak istemeyen, dili olduğu halde doğruyu söylemeyen insanlar gibi olmayacaktır. Rabbimiz Kerîm Kitâbı’nda âhirete inanmayanların dehşet verici bu hallerini ‘Onlar(münafıklar), sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler’5 şeklinde ifâde buyurmuştur.

İnsanın nefsi, doymak bilmeyen bir özelliğe sahiptir. Efendimiz’in (sav) bildirdiğine göre onu yalnız toprak doyurabilmektedir.6 Nefsin bu doyumsuzluğu ancak hammaddesinin toprak olduğunu bilip âhiretini düşünen birey tarafından tezkiye edilmeye çalışılır. Bu hayatta sâhip olduğunu zannettiği şeylerin aslında gerçek sâhibinin Allah (cc) olduğunu idrâk edip kendisinin bu dünyâda sâdece bir yolcu/misâfir, malın/mülkün ise sâhibi değil bekçisi olduğunun farkına varan ve bu doğrultuda yaşamını sürdüren kimseler nefislerine karşı tavır koyabilirler.

Âhirete îmân eden insan; yalnızca kendine değil âilesine de faydalı olur. O taşıdığı sorumluluğun bilincinde, hânesine helâl rızık getirmeye çalışan bir baba, evini muhafaza eden, evlâtlarını Kur’ân ahlâkıyla doyuran bir eş/anne, ana-babaya itaatin Allâh’a itaat olduğunu bilen bir evlât olarak kendisini ve âilesini ateşten korur. Bugün yerine getirmediği insânî ve âilevî vazîfelerinden ötürü yarın âhirette kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçmak zorunda kalacağının bilincinde olur.7

Âhiret inancı, ‘koyunlarını kurt kapmasın diye kurtlarla mücâdele eden bir çobanın’ duyarlılığına sâhip bireyler yetiştirmeye vesîle olur. Âhirete olan îmân; gecenin bir yarısı sokakta kalmış genç bir kızı hânesinde misâfir ederken, nefsi istediği ve elinde fırsat olduğu halde Cehennem ateşinden korkarak, şeytan aklına her getirdiğinde zinâya bulaşmamak için parmaklarını sabaha kadar mum ateşinde yakan bireylerin toplumda etkili bir şekilde var olmasına zemin hazırlar. Âhirete olan îmân; bebeğini abdestsiz emzirmeyen anneler, helâl rızık için ekmeğini taştan çıkaran babalar, besmelesiz işe başlamayan, ölçü ve tartıda hile yapmayan tüccarlar, yetimi-fakiri görüp gözeten zenginler, zâlimin karşısında ve mazlûmun yanında yer alan hamiyetli yardımsever insanlar yetiştirmek için vazgeçilmez bir inanç esâsıdır. Âhiret inancı; hayâtın bütün sıkıntılarına sevinen, derdi verenin dermânını da vereceğini bilen, her ânının imtihan, lütfun da kahrın da Allah’tan olduğunu bilen sabırlı mütevekkil bireyleri söz sâhibi yapar.

Kötünün ve kötülüğün hâkim olduğu devrimizde kalbinde kimseye karşı kin olmayan, herkesi ve herşeyi Allah için seven, iyinin ve iyiliğin bir gün mutlaka yeryüzüne hâkim olacağını bilen, İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın’8 âyet-i kerîmesi gereği amel eden hilm sâhibi/mülâyim insanların çoğalmasında âhiret inancının payı büyüktür. Doğuda bir mü’minin ayağına diken batsa batıda içi sızlayan, komşusu aç iken kendisi tok olarak sabahlamayan, Resûl-i Ekrem Efendimizin (sav) sünnetinden ayrılmayan insanların duyarlılığı birebir âhirete îmanla alâkalıdır. Dünyâ hayâtını düzene sokan, dünyâyı maddî ve mânevî olarak yaşanılabilir kılan, insanların birbirleriyle ilişkilerine yön vermede payı büyük olan âhiret inancının fânî âlemdeki kazanımlarından bâzılarını bu şekilde zikrettikten sonra ebedî hayattaki getirilerinden/kazanımlarından bahsetmemiz yerinde olacaktır.

ÂHİRETE ÎMÂNIN EBEDÎ/ÂHİRETTEKİ KAZANIMLARI

İnsanoğlu mutluluğu bâzen yeme-içmede, bâzen gezmede, bâzen mal/mülk, servet/parada; bâzen nefsânî arzularını tatminde, bâzen de daha başka şeylerde arar. Ancak Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de mutluluğun sırrının, kalblerin tatmin olmasının tek yolunun Allâh’ı anmaktan geçtiğini bildirmiştir.9 Dünyâyı âhiretin tarlası olarak gören10 herkes gereği gibi Allâh’ı anmalı ve ebedî mutluluğa bununla ulaşmalıdır. Dünyâda mürebbîsinin emir ve yasaklarına kulak vermeyen mücrim insanların azâba duçar olacakları hak/gerçek olduğu gibi, O’ndan gereği gibi sakınan/korkan, itaat ve bağlılıkta kusur göstermeyen muttakîlerin ukbâda/âhirette sayısız nimetlere kavuşacakları da bir gerçektir. Dünyada cefâ çeken, dünyânın geçici ve aldatıcı zevklerine rağmen nefsin ipini elinden bırakmayan âbid kulların Cennet’te sefâ sürecekleri Kur’ânî bir hakîkattir. Bütün îman esaslarına îmân etmiş olmanın faydasını insanoğlu âhirette ayrı ayrı görecektir. Kişi Allâh’a îmân etmiştir, O’nun cemâlini orada müşâhede edecektir. Meleklere îmân etmiştir, meleklerin kendisi için ne kadar duâ ve niyazda bulunduğunu âhirette gerçek boyutuyla idrâk edecektir. Birey kitaplara îmân etmiştir, onlarda ne yazıyorsa hepsi doğrudur inancındadır ve bunun netîcesini âhirette hayırlı bir şekilde alacaktır. Peygamberlere îmân etmiştir, kıyâmet günü Resûl-i Ekrem’in (sav) sancağı altına girecek ve onun şefaatçisi Allah Rasûlü (sav) olacaktır. Hayır ve şerrin, kazâ ve kaderin Allah’tan olduğuna îmân etmiştir; kimseye en ufak bir haksızlık yapılmadığını, insanların kendi tercihleriyle cezâ ve mükâfâtı hak ettiğini, kendisinin de îmânı sâyesinde Cennet’te olduğunu âhirette görecektir. İnsan âhiret gününe îmân etmiştir, âhiret yurdunun bütün bu güzelliklerin yaşandığı mekân olduğunu yine orada müşâhede edecektir.

Âhiret yurdunda Allâh’a (cc) ve âhiret gününe îmân eden insanlar için sayısız nimetler vardır. Sâhip olduğumuz aklın hayâl bile edemeyeceği güzellikler, sonsuz bir huzur, bitmek tükenmek bilmeyen lütuf ve ihsanlar, Allâh’a (cc) dünyâda gösterdiğimiz samîmiyet ve itaatin karşılığı olarak biz müminlere bahşedilecektir: ‘Cennet’in en aşağı derecesinde olan kişiye ‘ne istersen iste’ denecek. O da hatırından ne geçiyorsa hepsini isteyecek. Ona, ‘Her istediğinin iki katı sana verilecektir.’ denecek.’11 ‘Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiç kimsenin hatırından bile geçirmediği nimetler vardır.’12

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Âhirete îmânın şahsî, âilevi ve toplumsal/çevresel hayâtımıza sağlamış olduğu birçok fayda vardır. Sınırlı olan dünyâ hayâtının sonunda ebedî bir mutluluğun olduğunu bilen her Müslüman dünyânın geçici güzelliklerine yatırım yapmak yerine bütün birikimini/enerjisini âhireti kazanmak için harcayacaktır. Kendisinin ve tüm sevdiklerinin kurtuluşunun yalnızca Yüce Allâh’ın (cc) emir ve yasaklarına uymaktan geçeceğini bilerek yaşayacak, bunun netîcesinde dünyâda sâdece gölgelerini gördüğü tüm güzellik ve nimetlerin bâki hayatta bizzat kendilerini müşâhede edecek, ne kadar doğru bir yaşam sürdüğünü orada anlayacaktır.

O gün ne mal fayda verir ne de evlatlar, yalnız Allâh’a (cc) temiz kalp ile gelenler başka’13 âyet-i kerîmesinden hareketle, insanın temiz ve hâlis bir kalple âhirete varması/rûhunu teslim etmesi gerekir. Şâirin;

Sanma ey hâce ki senden zer-u sîm isterler,

Yevme lâ yenfeu’de senden kalb-i selîm isterler’14 dizelerinde ifâde ettiği gibi altın ve gümüşün geçmediği, hiçbir şeyin fayda vermediği bâki hayatta bizden temiz/îman dolu bir kalp istenecektir. Buna sâhip olmanın yolu da îman esaslarına olan inançtan tâviz vermeden yaşamaktan; ebedî mutluluğumuzun garantörü konumundaki âhirete îmâna, gereklerini yerine getirerek yeterli önemi vermekten geçmektedir.

Dünyâyı unutup Mevlâ’yı bilenlerden olmak, Cehennem’i görmeden Cennet’e girenlerden olabilmek insanın kendi îmânı ve ameliyle alâkalıdır. Allâh’a (cc) ve âhirete olan inancımız bizi iyi insan olmaya teşvik etmeli, hal ve hareketlerimizden mü’min ve Müslüman olduğumuz anlaşılmalı ve insanlar bize baktıklarında İslâm’ın bütün güzelliklerini bizde müşâhede etmeliler. Bizler de îmânımız sâyesinde dünyâda kötülükten korunmalı, âhirette ise îmânımızın bize yoldaş olması ve bizi sırattan geçirmesi için Yaratıcımıza sığınmalıyız.

Dipnotlar:

[1] Tokat İl Müftülüğü Murakıbı.

2 H. Mehmet Soysaldı, ‘Kur’ân-ı Kerim’e Göre Ahiret İnancı’, Diyanet İlmi Dergi, Ankara 2001, C.XXXVII, Sayı: IV, s.59-76.

3 Bekir Topaloğlu, ‘Ahiret’, DİA, İstanbul 1998, c.I, s.543-548.

4 Mülk 67/ 2.

5 Bakara 2/18.

6 Buhari, Rikak 10.

7 Abese 80/33-37.

8 Maide 5/2.

9 Rad 13/28.

10 Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, Beyrut 1351, c.I, s.412.

11 Müslim, İman 301; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 315.

12 Müslim, Cennet 5.

13 Şuara 26/88-89.

14 Ruhi Bağdâdî (k.s)

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği