Ara

Büyük Devrim Balonu Menemen

Ahmet Anapalı  Ayyaş Mehdi Mehmet ve adamlarının banka hesaplarına iş bitiminde kim ne kadar para yatırmayı vaat etmiştir?   İsyancılar ile konuşup şehri terk eden ve Kubilay’ı âsîlerle başbaşa bırakan Yüzbaşı Fahri’ye bu hareketinden dolayı cezâ verilmiş midir?   Olayın yaşandığı saatlerde henüz hiçbir askerî birlik olay yerine intikâl etmeden hangi gazeteler, bir sonraki gün için gazetelerinde Menemen isyânı ile ilgili nasıl başlıklar atmışlardır?   Şimdi bu sorulara cevap arayalım:   Menemen’de yaşanan bu vahşet dolu olaydan sonra Menemen’e gelen askerî birlik, sâdece 11 kişi olan isyancılar için bir savaş gibi şehrin top mermileri ve makineli tüfeklerle kalbura çevrilmesi delilleri ortadan kaldırmak şeklinde anlaşılabilir mi?   Esâsında hakîkati arayan herkesin sorması gereken sorudur bu. Özellikle baskıya dayalı kapalı rejimlerde iktidârın taraf olduğu her olayın görünen yüzünün arkasında bir de görünmeyen yüzü muhakkak vardır.   Şimdi maddeler halinde, şu ipuçlarından yola çıkarak fotoğrafa ilişkin kimi kareleri tespit edelim:   1) Olayın kahramanları savcı mütâlaasından ve zamânın gazetelerinden anlaşıldığı kadarıyla esrarkeş takımındandır. Üstelik Ayyaş Giritli Mehmet, Çerkez Ethem çetesine mensuptur. Çerkez Ethem ve kendisine bağlı bu çetenin ne zâlim, gaddar, psikopat bir yapı sergilediği; çocuk, yaşlı, kadın demeden kaç yüz kişiyi diri diri yaktıkları, Anadolu halkına nasıl kan kusturdukları başka bir yazının mevzuu. Ancak şu kadarı bizim için mühimdir ki; Ayyaş Mehmet bu psikopat ekibin bir ferdidir.   Hâl böyle iken rejimin sesi Hâkimiyet-i Milliye gazetesi imzâsız başyazısında “Mehmet, meczup ve esrarkeş değil, derviştir” diyerek aklı sıra bir şeyler söyleyip faturayı olayla hiç alâkası olmayan bir yöne kesmeye çalışmaktadır. Peki nedir sâhibinin sesinin söylemeye çalıştığı şey? Anlaşılan o ki, iktidar olaya her zaman olduğu gibi “şeriatçı kalkışma” damgası vurarak yine tüm memlekette İslâmcı muhalif avı başlatacaktır. Fakat bu esrar ve esrarkeşlik, olayı karıştırmaktadır. Çünkü esrarla İslâm’ı yan yana koymanın hiçbir inandırıcılığı yoktur. O halde onların esrarkeş olmadıkları, tam tersi dînî özelliğe sâhip derviş tipler olduklarının halka empoze edilmesi gerekmektedir. Bu vazîfeyi de Hâkimiyet-i Milliye gazetesi yapmıştır.   Anlatıldığına göre, yaptıkları işin karşılığı olarak bu esrarkeşler adına 10.000’er lira yatırılmıştır. Olay günü ölü numarası yapıp yaralı olarak yakalanan Mehmet Emin’in şöyle dediğini olaya şâhit olanlar nakletmiştir: Hani bize para vereceklerdi? Bu ne iş?”[1]   2) Menemen Jandarma Bölük Komutanı Yüzbaşı Fahri’nin olay karşısında gösterdiği davranış normal midir? Yüzbaşı olay yerine gelip, “Ne istiyorsunuz?” diye sorar. Ben mehdiyim.! Şeriatı ilân ediyorum. Bana kimse karşı koyamaz. Çekil karşımdan” cevâbını alır. Birliğine döner ve olaya hiç müdahale etmez. Sâdece seyreder. Dahası var. Olaydan bir hafta sonra Milliyet’te, “Henüz üzerinden kalkmayan şüpheler” başlığıyla yayımlanan bir yazıda bakın nelere dikkat çekiliyor:   “Hâdiseyi gören jandarma komutanı elebaşıların yanına gelip ‘Ne istiyorsunuz?’ diye soruyor. Âsînin “şeriat istiyorum” cevâbıyla karşılaşınca makâmına dönüyor. (Yazının bu kısmını lütfen dikkatle okuyun:) Mâiyetinde bulunan jandarma neferlerini odasına alarak kapıyı ve pencereyi kilitliyor. Pencereden Kubilay’ın başının kesilmesini seyrediyor. Yanındaki bir jandarma neferi dayanamayıp, pencereden olsun ateş etmek istiyor. Kumandan buna müsaade etmiyor. Bu iş sizin bildiğiniz gibi değil diyor.[2]   İşin ilginci, olayın hemen ardından yazılan tüm yazılarda bu subayın cezâlandırılması istendiği hâlde, normal şartlarda Divan-ı Harbe verilmesi gereken Yüzbaşı Fahri gizli bir takım güçler tarafından korunuyor. Savcı iddianâmesinde Kubilay’ın kesilişini pencereden seyredip, olaya müdahale etmek isteyen erlere mâni olan bu yüzbaşıyı açıkça koruyor ve “Tam bir asker”, “Hükûmetin şerefine yakışacak sûrette”, “Kanunun îcâblarına tevessül eden biri” olarak niteliyor.[3] Tıpkı bozacının şâhidi şıracı hesâbı…   Bu subaya ne yapıldığını mı merak ediyorsunuz? Etmeyiniz zîrâ hiçbir şey yapılmıyor. Görev yeri değiştiriliyor o kadar…   3) Olay 23 Aralık’ta oluyor. Bir gün sonra, 24 Aralık târihli sâhibinin sesi Yeni Asır gazetesinin konu ile ilgili haberini okuyalım:   “Manisa’dan birkaç gün evvel çıkarak dağlarda dolaşan birkaç serseri hâin, melun maksatlarına ulaşmak için bu sevimli muhite gelerek inkılâba karşı bir hareket uyandırabileceklerini zannetmişler… Dağlarda dolaştıktan sonra Menemen’e gelen bu altı serseri kendine mehdi süsü veren Derviş Mehmet ve beş arkadaşı nihâyet bir gün sonra iğrenç düşüncelerini tatbîke karar vermişler. Recep ayının 15’inde Manisa’dan çıkarak ‘Çallık’ mevkiine gelmişlerdir. Burada mevcut bir çardak içinde bugüne kadar kalmışlar ve bir süre yalnızlığa çekilmişlerdir.[4]    Eee ne var bunda bu adamlar gazeteci ve gazetelerinde doğru haber vermişler diyenler çıkar mı acaba?... Fakat ortada îzâha muhtaç çok ciddi bir sıkıntı mevcuttur. Bu bilgiler askerî savcının ancak 2.5 ayda hazırlayabildiği iddianâmesinden daha ayrıntılı ve işin garibi hepsi de doğru. Daha iyi ya, gariplik neresinde bunun diyeceksiniz. Şurasında:   a) Bu satırlar olayın hemen ertesi günü bir İstanbul gazetesinde çıkıyor. Bu gazete C.H.P’nin sesi durumunda. Menemen’deki olay öğleye doğru üçte Mehmet’in öldürülmesiyle sonuçlanıyor. O târihte İzmir ile Menemen arasında telefon hattı yok. O günün şartlarında Yeni Asır muhabirini kim haberdâr etti? Ne zaman İzmir’den Menemen’e gitti? Bu bilgileri ne zaman toplayıp -ki o gün Menemen’de sokağa çıkma yasağı var- ne zaman İzmir’e dönüp ne zaman İstanbul’a baskıya ulaştırdı? En mühim husus şudur ki; o zamânın tekniği ile gazeteler dizgiye en az bir gün evvelden giriyorlar. Bu da bir şey değil dahası var…   b) Ya gazetenin savcının aylar sonra derleyebildiği bilgilere aynı günde ulaşmasına ne demeli? Olayın başından sonuna ayrıntısını bilen ve olayın fiilî sorumlusu olan sâdece altı kişidir. Üçü olay yerinde delik deşik olarak can vermiş iki kişi kaçmayı başarmış ancak aylar sonra yakalanabilmişlerdir. Geriye sadece bir kişi kalıyor. O da başından ağır yaralı ve hâlâ son çektiği esrarın etkisiyle “ateşe atsanız yanmam”, “hayatlarımızı köpek kurtaracak” gibi ipe sapa gelmez şeyler söylüyor. Bunları söyleyen idrak yoksunu birinden bu kadar sağlıklı ve detaylı bilgiyi almak mümkün değil.   Daha Menemen savcısının dahi bilmediği bu kadar ayrıntılı bilgi, yüzlerce kilometre uzaktan nasıl, hangi araçlarla kimlerden alınıp da aynı gün baskıya verilmiş olan gazeteye nasıl yetişir? Bunun mâkûl olan tek cevâbı vardır. O da, bu bilgileri olayı tezgâhlayan kaynağın vermiş olması.   Tertibi hazırlayanlardan M. Esat Bozkurt’un olayların ardından yazdığı makâledeki “Tekkeleri kapadık fakat ne yazık ki dervişler hâlâ yaşıyor” ve “Bu cinâyette birinci derecede suçlu ve sorumlu olanlar Mehmet ve arkadaşları değildir. Asıl sebep ve sorumluları daha iyi aramak, bulmak lâzımdır” sözlerinin altında neyin yattığı şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi?   3) Bir de Genelkurmay’ın verdiği bilgiler var. Bunlar, okuyanların zihninde birçok soru işâreti uyandırıyor. Şimdi bunlara göz atalım: “Suçlular bir süre Manisa’da bir esrarkeş kahvesinde sık sık toplanarak burayı âdetâ bir tekke haline getirmişlerdir. Son günlerde sakal, bıyık bırakarak büsbütün dikkat çeker bir hâl aldıkları halde, bu durum ilçe zâbıtasınca bilinmesine rağmen, ortadan birdenbire kayboldukları zaman âileleri hükûmete mâlumât vermiş olmalarına rağmen hükûmet hiçbir teşebbüste bulunmadığı gibi, bunlar civar ilçelerin de dikkatini çekmemiştir.”[5]   Genelkurmay Başkanlığı’nın sunduğu bilgiler gerçekten de ilginç bilgilerdir. Öyle anlaşılıyor ki, hükümet bu serserilerden haberdardır. Üstelik âileleri durumu yetkili makamlara bildirmiştir. Kolluk güçleri daha başta hâdisenin farkındadır. Lâkin, sanki hiç haberdar değilmiş gibi davranmışlardır. Neden?   4) Genelkurmay kaynaklarında adından “KOPLAY” olarak bahsedilen Asteğmen Kubilay, ellerinde iki silah bulunan bu kişilerin üzerine neden silahsız gönderilmiştir? Askerlerin ellerinde neden içi boş tüfekler vardır?[6]Bu bilgiyi veren kişi militan düzeyde bir “Kemalist” söyleme sâhip ve olaylara bizzat şâhit olmuş Kemal Üstün’dür. Verdiği bu önemli bilgi, “Bu iş sizin bildiğiniz gibi değil” diyerek yanındaki askerleri odaya kilitleyip pencereden ateş etmelerini engelleyen Yüzbaşı Fahri’nin gizemli hareketleriyle birleştiğinde ne anlama gelmektedir?   Ne anlama geldiği gâyet açık; Kubilay’a ağıt yakanlar, onu ölüme yollayanların bizzat kendileridir.   5) Kubilay öldürülüp başı kesildikten çok sonra, tamâmı on bir kişiyi bulan bir avuç adam -sâdece iki basit silaha sâhip oldukları hâlde- meydanı kuşatan tabur seviyesindeki askerî birlikçe kıskıvrak yakalanmak yerine makineli tüfek ateşi ile kevgire çevrilmişler ve mermilerle paramparça edilmişlerdir. Bunun adı “delilleri yok etmek” değil de nedir? Bu kişiler neden canlı yakalanmadılar da paramparça edildiler?...   6) Olayda Menemen halkının hiçbir dahli yoktur. Fakat olayın hemen ardından Cumhurbaşkanına atfen yayınlanan demeç doğrudan Menemen halkını suçlamaktadır. Buna göre olayda Menemen halkı topyekûn suçludur.[7] Ankara merkezli birkaç gazete Menemen halkının bu hâdisede parmağı olmadığı üzerine yayınlar yapsa da bu muhalif yayınların sesi bir anda kısılacaktır. Artık ortalarda tek bir ses vardır: ÇANKAYA’NIN GÜR SESİ…   Olayın hemen akabinde Ankara’da “Ebedî Şef”, “Millî Şef”, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Meclis Başkanı Kazım Özalp ve bu toplantıda konuşulanları bize hâtıralarında anlatan Fahrettin Altay’ın katıldığı bir Menemen gündemli güvenlik zirvesi toplanır.   İşbu toplantıda konuşulanlardan bazılarını, Fahrettin Altay Paşa’nın dilinden aktaralım:   İsmet Paşa; Şeyh ve Halifelerle ne vakit görüşülmüştür? Teşkilâtı ele alalım.   Gazi Hazretleri: Politikanın kaynağı umûmîdir. Esas tetkîkat bu olacaktır. Cezâ edilmeyen kesif yerler örfen dağıtılmalıdır. Mahkûm olanlar birer ikişer cezâlandırılmalıdır. Cezâların hepsi sonraya bırakılmamalıdır. En az kabahati hâdiseye seyirci kalmış Menemen halkı işlemiştir. Onlar da Menemen’i bir an evvel terk etmelidir. Tüm Menemen halkı suçludur. Son Posta, Yarın gibi gazeteler gibi hükümet aleyhine yayın yapan ne kadar unsur varsa hepsi cezâlandırılmalı, Yazı İşleri Müdürleri Divân-ı Harbe verilmelidir.   İsmet Paşa: Fransız neşriyatı ‘Gazi ve İsmet Paşalar Serbest Fırkayı kapatmak için bunu tertip ettiler’ şeklinde yayın yapıyorlar.   Gazi Hazretleri: Kısa zamanda bu işi bitirmeli. Her şey çıkmazsa da(?) zararı yok ayrı bir safha olur. Bunlara müsâmaha etmek doğru değildir. Kumandanlar bilmelidir ki bu tarîkatlar yok edilecektir. Ve bu tarikatların siyâsî bağlantıları aranacaktır. Hiçbir yerde kutup ve kutbu’l aktab bırakılmamalıdır.   Ve bu toplantıyı aktaran Fahrettin Altay toplantıyı şöyle özetliyor: “Menemen ve mâlûm köyler ahâlisinin tümüyle yerlerinden sürülmesini Gazi Paşa çok şiddetle ileri sürüyordu” [8]   Ve bu hâdisede varılan sonuç her hâdisede varılan sonuçla aynı şekilde İnkılap Tarihi arşivlerindeki kayıtlara düşülmüştür: “MENEMEN HÂDİSESİ PLANLI, İRTİCÂÎ VE TÜM YURDU KAPSAYAN NİTELİKTE BİR YOBAZ KALKIŞMADIR…[9]   Vesselâm…   [1] Necip Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, s. 144-145 [2] Milliyet Gazetesi, 30 Aralık 1930. [3] İlgili Mahkeme Zabıtlarından, s. 67-68. [4] Yeni Asır Gazetesi, 24 Aralık 1930. [5] Genelkurmay Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar, s.362,363. [6] Kemal Üstün, Menemen Olayı ve Kubilay, s. 26 [7] Cumhuriyet Gazetesi, 25 Aralık 1930. [8] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş ve Sonrası, s. 434-437 [9] Cumhuriyet Gazetesi, 28 Aralık 1930  

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak