Büyü Bâtıldır

  Elif Nisa   “Uğursuzluğa inanan, kâhinlik yapan, kâhine giden, büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir, Kur'ân-ı Kerîm’e inanmamış olur.” (Bezzar)   Büyü ve sihir gibi bâtıl inanışlar, Kur'ân’da “şeytânın işi olan pislikler” olarak ifâde edilir. Ve şeytânın aldatmacası olan bu yöntemleri Allah haram kılar.   Kur’ân'da haber verildiği üzere Hz. Süleyman’ın (as) yaşadığı dönemde büyüye başvuran ve bunu kötü amaçlarla kullanan bâzı insanlar vardır. Kur’ân’da bu olayın anlatıldığı kıssa, tüm insanların sihir, büyü gibi sapkın yöntemlerden özenle sakınmaları için önemli bir örnektir. Kıssada, Hz. Süleyman (as) döneminde bâzı Yahudilerin özel bir ‘büyü ilmi’ öğrendikleri bildirilir:   "Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar, insanlara sihri ve Bâbil'deki iki meleğe Hârût'a ve Mârût'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme’ demedikçe hiç kimseye öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allâh'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın âhiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi."(Bakara, 102.)   Âyetlerden, şeytanların Hârût ve Mârût adlı iki melekten öğrendikleri büyü yöntemlerini insanlara öğrettiklerini anlıyoruz. Melekler bunun bir deneme olduğu söyler, inkâra sapmamaları yönünde bu kişileri uyarırlar.   Şeytanlar elbette bunu insanlara kötü amaçlarla öğretirler. İnsanların arasını açmak için bu bâtıl inanışlarla zaman geçirmek, şeytânın oyununa gelmektir. Sihir ve büyü benzeri işlerle uğraşanlar da, amacı insanları doğru yoldan engellemek olan şeytânın bu aldatmacasına kanmış kimselerdir… Niyetleri kendilerince hayır dahi olsa. Büyüyü kurtuluş, huzur, refah ya da başarı yolu olarak görmek büyük yanılgıdır. Çünkü Rabbimiz dilemedikçe hiçbir insan bir başka insan için zarar ya da yarar dileyemez. Allâh’ın dışında hiçbir kuvvet, insana zarara ya da yarara güç yetiremez. Tüm bu bâtıl inançlar birer kandırmacadır.   Allah (cc) Hz. Mûsâ (as) kıssasında, ”Büyücüler, kurtuluşa ermezler.” (Yûnus, 77.) ifâdesiyle, büyünün, yapan kişileri azâba sürüklediğine dikkat çeker. Kıssada Hz. Mûsâ (as)'ın, Firavun'un sihirbazları ile yaptığı karşılaşma anlatılır. Bir bayram günü, Firavun'un sarayının bahçesinde, büyük bir kalabalık önünde yapılan karşılaşmada önce büyücüler asâlarını atarlar. Asâları yılana dönüşür, izleyen insanların gözleri büyülenir ve dehşete düşerler.   Mûsâ (as), daha önce asâsının yılana dönüştüğünü görmesine rağmen kendi içinde bir tür korku hisseder. “Korkma" diye buyurur AllahTeâlâ, “Muhakkak sen üstün geleceksin. Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir, büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."   Allah, "Asânı fırlatıver" diye vahyettiğinde, Mûsâ (as) asâsını fırlatınca, izleyenler bakarlar ki "O bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor." (Araf, 117.)   Hz. Mûsâ (as)'ın asâsının yılana dönüşmesi, büyücülerin yaptıkları gibi bir illüzyon değildir. Allah bir mûcize yaratır ve böylece büyücülerin tuzakları kendi tepelerine iner. Allah, şeytânî olan tuzağı, Kendi Rahmânî tuzağını sebep kılarak gidermiştir.   Hak ve doğru olan Mûsâ (as)'ın asâsı, bâtıl ve yalan olan sihirbazların asâlarıdır. Önce bâtıl ortaya dökülür, ardından hak ortaya çıkar ve bâtılı yutar, yok eder.   Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdâr (Habîr) olan Allah izin vermeden, büyü kesinlikle bir sonuç vermez. Rabbimiz büyünün etkisini de -diğer her şey gibi- bir hikmet üzere yaratır.   Rabbimizin dilemesi olmadan hiç kimsenin zenginlik, güç ya da farklı bir imkânı büyü gibi yöntemlerle elde etmesi mümkün değildir. Allah, büyünün gücü olduğuna inanan ve bu yolla çıkar sağlayan kişilere bu şeytânî uygulamaları bir belâ olarak verebilir. Bu bâtıl yollara sapanlar için büyü, dünyâ hayâtında azap dolu bir karşılık hâline gelebilir. İnanan insan bâtıla başvurmaz. Derdini, sıkıntısını yalnızca Allâh'a açar, O’ndan yardım diler, O’na güvenip dayanır.Ve der ki; "... Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren kadınların şerrinden ve hased ettiği zaman, hasedinin şerrinden." (Felak, 1–5) Ne büyünün, ne de âyette söz edilen ‘düğümlere üfüren kadınların’ hiçbir bağımsız güçleri yoktur. Tek güç sahibi, âlemlerin Rabbi olan Allah'tır; dilediği insana dilediği kadarını verir. O’ndan başkasından yardım beklemek, “Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allâh'a tevekkül etsinler.” (Âl-i İmrân, 160.)âyetiyle haber verildiği gibi, boş bir çabadır.   İnsanı sıkıntılardan, korku, panik ve çağın hastalığı olan stresten uzak tutacak, kalbine şifâ olacak asıl şey Allâh’a sarılmaktır. Allâh’a yakın olmak, O’na sığınmaktır. Kimi insanların reiki, yoga, meditasyon gibi uygulamalara ya da ‘yaşam koçu’na başvurma sebebi, yaşadıkları stresten uzaklaşabilmek, huzûru ve güveni bulmaktır. Bu yöntemler de genellikle iç huzur, ruhsal denge gibi kavramlar kullanılarak tanıtılır. Ancak bu ritüeller insanları, gerçek anlamda iç huzûra aslâ ulaştıramaz. Kâlbe hitâb etmeyen yöntemlerle psikolojik destek insana fayda sağlamaz. İnsan, yaratılışına uygun, Rabbine îmân ederek yaşadığında kâlbi tatmin bulur. İnsanın en büyük yardımcısı Allah’tır. Allah’tan uzak kaldıkça kâlb kararır, körelir. Dünyâ ve sonsuz âhiret hayatında gerçek huzur ve mutluluk, Allâh’a samîmî îmanla ve O’nun sınırları içinde yaşamakla mümkündür. Çünkü ”... Allah, Hakkın ta Kendisidir. O’nun dışında, onların taptıkları ise şüphesiz bâtılın ta kendisidir...” (Hacc, 62.)   İnsan, fıtratı ve özü gereği hakkı ve doğruyu arar, bâtıla tâlip olmaz. Bediüzzaman'ın ifâdesiyle hak galebe çalıcıdır, hakka galebe çalınamaz. Bâtılın hakka galebesi geçicidir. Hedefe meşrû olmayan bir yolla gitmek mağlûbiyet getirir. Esas alınması gereken şey hak ve sıdktır, doğruluktur.   “Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."(Tâhâ, 69.)

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği