Ara

Allâh’ın Kurtarıcı Elçisi: Hz. Muhammed (sav)

Mehmet Nezir Gül Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim! Necip Fazıl Kısakürek   Bir insan düşünün; kötülük, yanlış düşünce, hayâsızlık, zulüm, sömürü, düşmanlık, dışlayıcılık, fıtrata aykırılık, kendini beğenmişlik adına ne varsa hepsini üzerinde toplamış.   Ve bir toplum, sistem, idâre, rejim düşünün; böylesi bir zihniyetin tüm anlayışıyla egemen olduğu, hüküm sürdüğü…   Yola çıkmış insanlar, topluluklar, kalabalıklar tasavvur edin; rota yanlış, hedef yanlış, vasıta yanlış, yoldaşlar hepten yanlış…   Böylesi bir akışa karşı, onları uyaran, îkâz eden, haykıran, çırpınan, yolun sonunun uçurum olduğunu samîmîyetle bildiren bir insan, tek başına ama gücünü Rabbinden alıp uyaran bir insan: Hz. Muhammed (sav)…   “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: Durun, durun, bir dünyâ iniyor tepemizden, Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,”   Şâirin Efendimiz’den (sav) asırlar sonra dile getirdiği gibi, yanlış gidişata “dur” diyen, kollarını açarak, uçuruma doğru koşan insanları ilâhî sorumluluk gereği îkâz eden bir insan: Hz. Muhammed (sav)   ALLAH ve RESÛLÜ’NÜN KURTARICILIĞI Evini ateşlerin sarıverdiği, alevlerin kapıdan, pencereden yükseldiği, komşu dairelerin tehlike içinde olduğu, bir dairenin balkonunda bir adam, masasına kurulmuş, bir taraftan televizyon izlemekte diğer taraftan yemeğini yiyip, içkisini yudumlamakta. Karşısında, bir görevli, merdiveni dayamış, adeta yalvaran bir haykırışla evi terk etmesini, elinden tutmasını istemekte.   -Kardeşim davransana! Ateş balkona sıçramak üzere, seni de yakacak! Elimden tut, şu merdivenlere sarıl da kendini kurtar!   Adam ise sözde keyfini bozmak istememektedir. -Bu ateş benim evden gelmiyor. Hem bu ateş değil aydınlıktır, size öyle görünüyor. Üstelik size ne oluyor, bana, evime, özel hayatıma niçin müdahale ediyorsunuz?   Balkondaki adam bunları söylediği gibi suçlamaya devam etmekte: -Siz kötü niyetli, yanlış iş peşinde koşan insanlarsınız. Beni aldatıyor, evime girip eşyalarıma zarar verecek, beni buradan kovacak, beni aşağıya atacak, soframa ortak olacak, keyfimi bozacak insanlarsınız. Derhal burayı terk edin! Kendi acı sonunu hazırlayan, basireti bağlanmış, ukalâ, küstah, kıymet bilmez, söz dinlemez bu adama uzanan kurtarıcı el, ne kadar masum, mübârek, değerli değil mi? Tıpkı Hazreti Muhammed aleyhisselâm gibi…   “Benim ve sizin durumunuz, ateş yakıp da, ateşine cırcır böcekleri ve pervaneler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz.” (Müslim, Fezâil 19, Buhârî, Rikâk 26, Tirmizî, Edeb 82)   Hadîs-i şerîfte ifâde edildiği gibi, dünyâya, hevâ ve hevesine uyarak ateşe doğru yürüyen gâfil insan için Hz. Muhammed (sav) kurtarıcı bir el’dir.   Hemen olası bir yanlış anlamaya açıklık getirelim: Burada Allah Resûlü bizzat kurtarıcı değil, Allah’tan aldığı vahiy, güç ve yetkiyle insanları kurtarma hedefine odaklanan yüce şahsiyettir, kurtuluş vesilesidir. Merhum Süleyman Çelebi’nin ifâdesiyle “Vesîletü’n-Necât”tır. Efendimiz Aleyhisselam’ı, hıristiyanlarda olduğu gibi, hâşâ ilâhî bir vasıf ve özellik vererek, aşırı yüceltmeci bir anlayışa girmemek gerekir. Ancak, Efendimiz Aleyhisselam’ın bir hidayet vesilesi, kurtuluş vesilesi olduğu da asla unutulmamalıdır. Bazılarının iddia ettiği gibi kuru bir aktarıcı konumuna da düşürmemek gerekir. O; bir yönüyle sade bir insan, diğer yönüyle, vahiyle desteklenen en yüce insandır. Allâh’ın yetkilendirdiği biri olarak, kurtuluşumuz için nübüvvet görevini îfâ etmiş üstün bir şahsiyettir.   Âyette mutlak kurtarıcının Yüce Allah olduğu açıkça belirtilmiştir: “…Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O (Allah) kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmrân, 103.)   Mutlak kurtarıcı olan Rabbimiz, mübarek Efendimiz’e (sa) de yetki ve görev vermiş, elçisine tabîî olanların kurtulacağını belirtmiştir. Bu anlamda Peygambere itâat, Allah’a itâat olduğundan kurtuluş için Hz. Muhammed’e tabîî olmaktan başka bir yol yoktur ve o bizim kurtuluş vesilemiz olmaktadır.   “… O ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanıp O’na saygı gösteren, O’na yardım eden ve O’nunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'ân'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (A’râf, 157.)   İNANÇ SAPKINLIĞINDAN KURTARMA Hz. Muhammed (sav); Allah’tan aldığı kutlu görevle insanları kurtarma görevine inançtan başladı. İnanç, her türlü davranışa anlam katan bilinç, dinamizm/hareket sağlayan bir motordur.   Bu sebeple insanları tevhide, O’ndan başka İlâh olmadığı, yegâne güç, kuvvet, otorite, İlâh, tartışılmaz hâkim olarak O’nun kabul edilmesi için çırpındı.   Dün; cansız nesnelere tapan müşrikleri, tevhidi zedeleyen inançlarıyla yahudi ve hıristiyanları öze döndürmeye çalışan Resûlullâh (sav), bugün de bütün insanlığı sahih itikâda davet etmekte, akıl, ruh ve beden safiyetimiz için bizlere rehberlik etmektedir.   “İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Şûrâ, 15.)   “De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allâh'ın elçisiyim. Ondan başka İlâh yoktur, O diriltir ve öldürür.” (A’râf, 158.)“Kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Cum’a, 3.)   AHLAKSIZLIKTAN KURTARMA “Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 4.)buyuran Rabbimiz, O’ndan temiz bir toplum inşâ etmesini istedi ve Efendimiz aleyhisselâm da bunun tesisi için çalıştı.   Allah Resûlü; fuhşun, yalanın, aldatmanın, hıyanetin, güvensizliğin kol gezdiği bir toplumda, bunların yerini temiz bir yaşantının alması için mücadele etti. Ahlâksızlık bataklığında debelenen insanlara elini uzattı, onları oradan kurtardı. Kimileri ise bu eli reddederek kötü niyet ve amelinin cezasını çekti.   AYRIMCILIKTAN/ÖTEKİLEŞTİRMEDEN KURTARMA Ayrımcılık sadece geçmişin değil, şu anın ve geleceğin de proplemi. İnsanları renklerinden, cinsiyetlerinden, inançlarından, statüsünden, sahip oldukları veya olamadıklarından dolayı farklı bir muâmeleye tabîî tutmak, İslâm dışı bir uygulamadır. Cahiliyye’de tüm acımasızlığıyla hüküm süren bu zihniyetle, Efendimiz aleyhisselâm kesintisiz bir mücadele vermiş, adalet merkezli yaklaşımı tesis etmiş ve günümüz insanlarına da örnek olmuştur. Bugün; evinde, işyerinde, okulunda, mahkemesinde, siyasetinde, kısaca memleketinde her hangi bir şekilde ayrımcılığa uğrayan bir kimse Efendimiz’in (sav) kurtarıcı yoluna yönelmek zorundadır.   “Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allâh'ın indirdiği Kitâb'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum.” (Şûrâ, 15.)   SÖMÜRÜCÜ KODAMANLARDAN KURTARMA Her devirde, gücüne güç katmak isteyen, insanları sömürmek, köleleştirmek isteyen zihniyetler var olmuştur. Zayıf gördükleri toplulukları, milletleri ezmek ve onların yer altı/ yer üstü kaynaklarını hortumlamak isteyen kodamanlar olagelmiştir. Dün Karun idi, Haman idi, Ebu Cehil idi, Ebu Lehep idi, bugün ulusal ve uluslararası bağlantılarıyla emperyalist siyonizme bağlı siyâsîler, holding ve kartel sahipleri, medya baronları, gençlik idolları ve kapitalist kodamanlardır.   Efendimiz aleyhisselâm, vahyin kılavuzluğunda emin adımlarla, teennîyle hareket ederek, o zulüm çarkını paramparça ettiği gibi 21. asırdaki İslâm Ümmeti de kendini rehin alan uluslararası derin sistemin hakkından, O’nun elini tutarak kurtulabilir.   DÜŞMANLIKLARDAN KURTARMA “Hep birlikte Allâh'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allâh'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.” (Âl-i İmrân, 103.)   Allah Resûlü’nün sunduğu bir başka güzellik de, insanlar arasında kardeşliği tesis etmesidir. Mekke ve Medine’de birbiriyle mücadele ederek kendilerini bitiren, nice masum hayatları yok eden anlayışa karşı mücadele vererek, Allâh’ın dîninde birliği tesis etmiştir. Bazıları kabul etmese de barış ve huzurun tek kaynağının İslâm olduğunu uygulamalı olarak insanlığa göstermiştir. Ve İslâm’la birlikte, tarihten devam edegelen kin ve nefret fırtınası dinmiş, gölgelerine kılıç sallayan kardeşler düşmanlıklarını bitirmiş, yaşadıkları yeri güven iklimine çevirmişlerdir.   Bugün Müslümanlarla gayr-i müslimler arasındaki düşmanlığı da, Müslümanların birbirlerine karşı işlediği cinayetleri de giderecek olan, Efendimiz’in (sav) kurtarıcı eline sarılmanın bereketidir.   CEHENNEMDEN KURTARMA “Cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil” diyen Üstad’ın hakkını verirken, Efendimiz aleyhisselâm’ın, peygamberliği dönemi boyunca hep bir çırpınış içinde olduğunu görüyoruz. Tek amacı, insanların mutlak hakîkate teslim olması, iyi, temiz ve salih kullar olması, cennete koşup, cehennemden uzak kalması.   O günden günümüze milyarlarca insan bu sese kulak verdiği için cehenneme giden yoldan kurtuldular. Ancak imtihân hâlâ devam ediyor: Rahman’ın has kulları, Peygamber mesajının bağlıları, insanları cennete davet ederken, şeytan ve yandaşları; cehenneme giden yolları süslü göstererek azaba insan hazırlamaktadırlar.   Her ne kadar yüce Rabbim sorumluluk sınırlarını çizse de görev büyük: “Doğrusu biz seni Hak (Kur'ân) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.” (Bakara, 119.)   Hiç kafa karıştırıcı söylemlere itibâr etmenin gereği yok. Reçete belli, çözüm elimizde: “Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.” (Nisâ, 13.)  

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak