Ara

AFŞİN ESHÂBI KEHF’İN YETİŞTİRDİĞİ MÂNEVî DOKTOR ÇOBAN ALİ BABA HAZRETLERİ (ks)

Abdulkerim Polat Ricali Gayb’dan bir zât olan Çoban Ali Efendi hazretleri Allah (cc) tarafından şifâ dağıtma göreviyle yeryüzünde vazîfelendirilmiş biridir. Şeker ve suya okuduğu duâlarından binlerce hastalar Allâh’ın (cc) izniyle şifâ bulmuş, felçliler düzelmiş ve çocuk sâhibi olmayanların çocuğu olmuştur. Rüyâsında ameliyat olduğunu belirten bir müftü hocamızın kendisini bu vesîleyle tanıdığını anlatması buna güzel bir örnektir. Kardeşlerinden hayatta olan Hüseyin amca, yeğenleri ve sevenlerinin ağzından hayâtını burada anlatarak sizlerin de istifâdesine sunmak arzu ederiz. Çoban Ali Efendi hazretleri (ks) 1926 yılında Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinin Armutalan köyünde dünyâya gelmiştir. Ancak nüfus kaydı 1932 yılında yapılmıştır. Babası mal varlığı ve sürüleriyle köyün önde gelen zengin kişilerinden Mehmet efendidir. Kendisinden başka 6 erkek ve 4 kız kardeşi dünyâya gelmiştir. 10 yaşından itibâren kendi sürülerinde çobanlık yapmaya başlamış, herhangi bir köy mektebine devâm etmemiş ancak Millî Şef döneminde köyün ağıl ve ahırlarında gizlenerek köy hocasından Kur’ân-ı Kerîm tâlim etmişlerdir. Çocukluk döneminde yakınları ve köylüleri tarafından çok sevilen ve uysal biri olarak bilinmektedir. 1952 yılında İstanbul Kavacık’ta askerde iken gördüğü rüyâsını babasına anlatmasıyla 11 sene başka köylerde çobanlık yapmak sûretiyle mânevî imtihânı çektiği ve bunun 2 yıl daha uzatıldığı belirtilmektedir. Askerde gece nöbetlerini diğerlerinden gönüllü olarak aldığı ve diğer bütün işlerde itirazsız ve gönüllü çalıştığı bilinmektedir. Askerlik sonrası Afşin ilçesinin Bozyer köyünde çobanlık yaparken, sürü Altunelma köyünün zenginlerinden olan Nezir Ağa’nın nohut tarlasına girer ve yayılır. Ekin sahibi, Çoban Ali efendiyi çevirerek uğradığı ziyân için onu falakaya yatırması gerektiği söyler ve başka türlü ziyânının maddî olarak giderilemeyeceğini belirtir. Ayakkabılarını çıkararak uzun bir süre ayaklarına vurur ve sonra hakkını helâl ettiğini söyler, böylece karşılıklı helâlleşirler. Bu hadîseden yıllarca kimseye bahsetmezler. Ve yine o yıllarda çobanlık yaptığı esnâda zikir halinde iken mânen teşrîf eden bazı büyükler Darendeli Hacı Hulusi efendi Hz., Antepli Bilal efendi Hz., Şeyh Bedir Hz., Kayserili İhramcızade İsmail Hakkı Hz. İle berâber ibâdetlerine devâm ederler ve mânen Kâbe’nin ziyâretinde bulunurlar. Bir gün çobanlık yaptığı dağda bir çanakta bir küp altın gösterilir ve o, onu alıp Yukarı Boran köyünde fakir bir kabîle olan Çalolar’a götürmek ve onları içinde bulundukları sıkıntılarından kurtarmak ister. Sonra Hızır (as) görünerek bunun bir imtihan olduğunu belirtir ve o imtihânı kazanır. Bir başka anlatımda ise kendisine Allâh’ın hikmetinin verilmesini mi yoksa bir evlâdının olmasını mı istediği sorulur ve O Rabb’inin hikmetine tâlip olur. Ve böylece okuduğu su ve şekerleri ile türlü türlü hastalıklara çâre olur. 1949 yılında evlenmesine rağmen hiç çocuğu olmamıştır. Maddî ve mânevî hastalıklarına devâ arayan binlerce insan gece gündüz Armutalan köyünü ziyâret eder, köy yolunda trafik olur, kapısında gün boyu sırada görüşmek için bekleyenler olur. Gece ziyâretine gelen bir sonraki günün yatsı vaktine kadar sıra bekler. Battaniyeye sarılı gelen yatalak hastalar yürüyerek evden ayrılır, senelerce çocuk sâhibi olamayanlar çocuk sahibi olur ve felçli hastalar Allâh’ın izniyle şifâ bulur. Gelenlerin ne maksatla geldiğini ve niyetini anlar, kötülük düşünenler bağlanır, duâ talep edenler maksadına erişir. Bir gün motosiklet ile Yahyalı’dan ziyârete gelen Ali Ramazan Efendi Hz.leri için ‘bugün ağır misafirlerimiz’ geliyor buyurmuşlar. Yine Ali Ramazan Efendi Hz.lerinin bir diğer ziyâretlerinde birbirlerine olan muhabbet ve iltifatları, diğer ziyâretçilerin onların bu husûsî görüşmelerinden büyük bir gıpta ile bahsetmelerine sebep olmuştur. Aynı şekilde Çoban Ali Efendi Hz.leri de Yahyalı’yı ziyâret ederek onlara misâfir olmuş ve mânevî muhabbet hep süregelmiştir. Ali Ramazan Efendi Hz. Çoban Ali Efendi’ye, “Peygamberimizi (sav) gördünüz mü?” deyince, “O’nu (sav) görenin, eti kemiğinden ayrılır” buyururlar. 2000 Yılında Ali Ramazan Efendi Hz.lerinin İstanbul’daki trafik kazâsını mânen haber alıp ellerini dizlerine vurduğunu ve bunu hanımı Keziban hanımefendiye anlattığını biliyoruz. İstikâmetinde Şerîattan ve Sünnet-i Seniyyeden bir milim saptığı bilinmez. “Yakınları olarak kimseye kötü bir sözünü işitmedik” ve “küstüğünü de bilmeyiz” derler. Kendisine sürekli sözleriyle ezâ eden bir yakınına evlerinin yanındaki mezarlığı göstererek, “gireceğin yer ora nedir bu ısrar” demesi en kızgın ânında söylediği en kötü söz olarak bilinir. Kendinden bir yalan veya gıybet izhâr olmamış ve kimseye bir kötülüğü dokunmamıştır. Bilakis tüm köylüsüne muhakkak bir iyiliği vardır. Hastalığına şifâ bulmak için gelen binlerce insanın hediye olarak bırakmak istediği şeyler kabûl edilmemiş, ancak minder altına bırakılan her şey doğrudan köylü ve akrabâlarına ya da ihtiyaç sâhiplerine dağıtılmış ve kendisi bunları hiç kullanmamıştır. Vefât ettiğinde kendisine âit eski kerpiç köy evinden başka bir varlığı bulunamamıştır. Bu ev hâlen köyünde eşyâları ile birlikte muhafaza edilmektedir. “Zâtının bağlı olduğu bir tarîkat ve bir üstâdı var mıydı?” sorusuna iki farklı zamanda iki ayrıca cevâbı olduğu söylenir. Birinde doğrudan Allâh’a (cc) bağlı olduğunu ifâde ederken diğer bir cevâbında Nakşî olduğunu ve Hz. Ebubekir Sıddiyk (ra)’a bağlı olduğunu belirttiği bilinir. Geceleri yatsı namazının farzını erken kılıp yattığı, vitir ve teheccüd namazına kalktığı ve gecelerini hep böyle ihyâ ettiği bilinir. Çobanlık yaptığı esnâda ise yatıp uyuduğu görülmemiştir, ancak asâsına çenesini dayayarak kısa uyuklamalar ile gecelediği söylenir. Yakınlarından dinlediğimiz bâzı kerâmetleri şöyledir: Afşin Ashâbı Kehf’in tanıtımında gönüllü olarak büyük hizmet veren ve bu grubun kurucularından olan yeğeni Cafer Güneş hocaefendi genç yaşlarında Ankara’da hâfızlık imtihânına girer. Türkiye’nin her tarafından hâfızlar bu imtihâna katılmaktadır. Plaka sırasına göre imtihâna alınırlar. Cafer hocaefendi câminin dernek odasında istirahat ederken uyku uyanıklık arası bir hâlde amcası yanına gelir, bir tabak da zeytin vardır elinde. Bu zeytinlere okur, “bunu ye ve kazan” der. Tesbihine de aynı şekilde okur. İmtihan esnâsında sekreter Cafer hocaefendiyi görür ve “senin rengin değişmiş, sararmışsın” der. Henüz sırası gelmediği halde “Başkan’a söyleyeyim seni hemen içeri alsınlar” der. İçeri girdikten sonra aynı sözleri başkan da söyler. 30 cüzden de ayrı ayrı sordukları hâlde iyi bir dereceyle imtihanı kazanırlar. Bir karlı kış günü yayılımdaki sürüsüne birkaç kurt musallat olur ve kendisinin önünde bu kurtlar diz çökerek oturur. Bunu diğer tepeden heyecanla izleyen diğer bir çoban anlatır. Bir süre sonra Çoban Ali Efendi sürüsünün içerisinden bir koyunu alır ve kurtların önüne bırakır. Kurtlar bu koyunu alarak uzaklaşır. Bu duruma şâhit olan diğer çoban ne olduğunu sorunca: “Üç gündür açlarmış, ben de kendi koyunlarımızdan birini vereceğimi ama bir daha gelmemelerini söyledim” der. Askerde bulunan yeğeni İsmail Efendi çok sıkıntılanır ve babasına durumunu anlatan bir mektup yazar. Babası ise bunun üzerine kardeşi Çoban Ali efendiden oğluna cevâben bir mektup yazmasını ister. Bir gün asker yeğeni İsmail Efendi yukarıdan ranzasının önüne bir zarfın düştüğünü fark eder. Bu pulsuz ve adressiz zarfı açtığında mektubun amcası Çoban Ali efendiden geldiğini fark eder. 12 Eylül darbesinden sonra, yıl 1981. Elbistan’ın bir köyünde Süleyman isminde bir adam bir anlaşmazlıktan dolayı, istemeyerek dört kişiyi öldürmüş ve köyünden kaçmıştır. Sıkıyönetim komutanlığı bu adamı aramaktadır. Orada birileri “Çoban Ali’nin yanına gidebilir” der. Bunun üzerine dört revo asker köye gelir, kâtil Süleyman’ı sorarlar. Çoban Ali Efendi ise “Burada değil ama ben onu bulurum” der. Eşi hiç râzı olmaz bu duruma, “Askerin bulamadığını sen nereden bulacaksın” der. Askerler Çoban Ali efendiyi de alır ve Elbistan’a giderler. Orada bir tanıdığının evinde yalnız bir odaya geçip zikir çektiğini söyler idi. Vakit akşam, karanlıkta helikopterlerle aranıyor kâtil. Bulunamayan kâtil kendiliğinden Çoban Ali efendinin odasının penceresini tıklatır. İçeri alırlar onu. Adam aç, susuz, üstü başı berbat çünkü günlerdir aranıyor. Askerler gelir, Çoban Ali efendi askerlerden iki saat müsaade alır. Adam bir şeyler yer, banyo yapar, üstünü değiştirir, gece on bir gibi askerlere teslîm ederler. 1998’de Ankara Üniversitesi’nde beyin cerrâhı bir profesör, köye gelişini anlatıyor. Gece saat 03:00 gibi Kayseri’nin Sarız ilçesine gelir. Arabasına yakıt alır. Benzinci nereye gittiğini sorar. Onlar da Armutalan’a gidiyoruz derler, Çoban Ali’nin yanına. Benzinci o saatte uykudan kalktığı için küçük harflerle mırıldanır, “kardeşim doktor var, eczâne var, tıp gelişti, bir çobanın yanına niye gidiyorsunuz?” der ve ilerletir. Doktor da benzinciye “Arkadaşım sen işini yap, ben doktorum, Ankara Üniversitesi’nde beyin cerrâhisi profesörüyüm ve arkadaşım da eczâcı” der. Benzinci buna bozulur ve sesini çıkartmaz. Çoban Ali Efendi hz. leri 1996 yılında hastalanır ve bir yıl sonra hastalığı ağırlaşır. Hâfıza kaybı yaşamaya başlar. 10 Nisan 2000 yılında Kayseri’de 74 yaşında iken âhirete irtihâl etmiştir. Kabr-i Şerîfi, Kayseri Asrî Taşlıburun mezarlığında 4. kapı girişinde 51 ada 103 parselde 23üncü mezar olarak yer almaktadır. Rabbim (cc) şefâatlerine cümlemizi nâil eylesin. O dostlarının yolundan ve muhabbetinden ayırmasın. (Âmin)              

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak