Anasayfa / Genel / Birlik ve Berâberliğimizin Yapı Taşları Ortak Değerlerimizin Bilincinde Olmak

Birlik ve Berâberliğimizin Yapı Taşları Ortak Değerlerimizin Bilincinde Olmak

Birlik ve Berâberliğimizin Yapı Taşları
Ortak Değerlerimizin Bilincinde Olmak
Prof. Dr. Ali Çelik


Değer; “insanın yapıp-etmelerini belirleyen ilke ya da ilkeler” olarak tanımlanabilir. Bir“değer” ile ilişkili olmayan hiçbir insan davranışı yoktur. İnsan, toplumsal bir varlıktır, hayâtiyetini de ancak toplum içinde sürdürebilir. Bu sebepten o,toplumun en küçük unsurudur. Toplumun mevcut ortak değerleri, onu oluşturan unsurların yâni insanların benimseyip kabûllenerek etrafında toplandıkları temel ilkelerdir. Bu ilkeler öyle bir güce sâhiptir ki, toplumu oluşturan bireyleri bir mıknatıs gibi kendi etrâfında toplar. Bu toplanma basit birbiraraya gelmeden ibâret olmayıp, birbiriyle bağları bulunan bireylerin bir aradalığıdır. Bu bağlar ne kadar kuvvetli olursa, toplum içi kaynaşma ve bütünleşme, insanlar arası ilişkiler de o derece sağlam olur. Bunun içindir ki hemen her toplum,kendini oluşturan insanların aralarındaki ilişkiyi sağlayan değerlerin dâimâ canlı tutulmasını, aslâ çatlak vermemesini, böylece toplumsal yapının sağlam bir şekilde geleceğe uzanmasını ister. Öyleyse nedir bu değerler?

Şüphesizher toplumun sâhip olduğu değerler farklılık gösterir. Çünkü insanları biraraya getirerek aralarında sağlam bir bağ oluşturmasını sağlayan bu değerlerin oluşmasında, sâhip olunan dînin, üzerinde yaşanılan coğrafyanın, konuşulan dilin, geleneğin, ahlâkın, hukûkun, kültürün, târihî geçmişin etkisi büyüktür.Bütün bu farklı özellikler, o toplumda ve toplum bireylerinde bir kimlik oluşturur. Toplumlar hep bu sâhip oldukları kimliklerini korumanın mücâdelesini verirler.

Allah (cc)insanı İslâm esaslarını kabûl edebilecek bir fıtrat üzere yaratmıştır. Fıtrata yapılacak herhangi bir dış müdâhale, onun asıl özelliğini değiştirecektir.Yapılan bu müdâhale eğer insanoğlunun akıl, mantık, hayâl gücü, kalp gözü gibi tabii melekeleri göz önüne alınmadan, çelişkiler tezatlar ve yan tutmalarla dolu olarak yapılıyor ise, o zaman tam bir “Şahsiyet çıkmazı” ya da “kimlik bunalımı” ortaya çıkar. Bu karışık tablo içerisinde insan, kendine güvenini kaybetmiş, yüksek duygulardan habersiz, idealsiz, ne yaptığını bilmez halde mânevi bir boşluk içine itiliverir. Daha sonra toplumun geneline yansıyan bu durum o toplumu,endişe içinde hayatlarını devâm ettirmeye çalışan bir insan yığını hâline getirir. Toplumun yapı taşları bir bir yerinden sökülür ve yıkılış ve yok oluş mukadder hâle gelir. Böyle bir kötü sonla karşılaşmamak için toplumu oluşturan her bir ferde düşen görev, kişiliğini ve kimliğini oluşturan değerlerine âzamî derecede sâhip çıkmak, toplum binâsını yıkacak tehditlere karşı uyanık olmaktır.

Müntesibi olmakla iftihâr ettiğimiz İslâm Dîni, sevgi, şefkat ve merhamet temelleri üzerinde yükselen bir toplum oluşturmayı tavsiye eden, böyle bir toplumun tesis edilmesini gâye edinmiş bir dindir. Getirdiği temel ilkelerin,koyduğu prensiplerin tamâmı, böyle bir gâyenin tahakkuku içindir. Toplumun sâhip olduğu değerler de bu yönde bir bütünlük teşkîl etmektedir. Temel vurgu, “sevgi-şefkat ve merhamet” ekseni üzerine olmaktadır.

Îmân etmek,sevgi esâsına bağlanmıştır. Sevgideki ölçü de yine hadîs-i şeriflerden öğrendiğimize göre, yalnız ve sâdece Allah için olmaya bağlıdır. Allah sevgisindeki derûnîlik öyle bir seviyeye ulaşır ki mü’min artık “nârında hoş, nûrun da hoş / gülün de hoş, dikenin de hoş” diyebilecek ruh yüceliğine kanat çırpmaya başlar. Sevgili Peygamberimiz (sav) böyle olan bir mü’mini hadislerinde şöyle tasvîr eder: “Mü’minin hayret edilecek bir hâli vardır ki, başka hiç kimsede bulunmaz. O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe(nîmete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa(musîbete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.”1

Sâhip olduğumuz değerlerimiz, bize yüce Allâh’ın bahşettiği birer nîmettir, emânettir. Her nîmet bir şükür ister, şükredilemeyen nîmet elden gider. Emânette aslolan,onu korumak, emânet edilen şeye sâhip çıkmak, ona zarar vermemektir. Şu âyet-i kerîme, insanların kendilerine verilen emâneti gereği şekilde kullanamamaları durumunda, yaptıklarının kötü sonuçlarının kendilerine tattırılacağını haber vermektedir: “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettiklerinin bir sonucu olarak yeryüzünde bozulma başladı. Belki dönerler diye Allah (cc) yaptıklarının bâzı kötü sonuçlarını onlara tattıracaktır.”2

Peygamber Efendimiz de hadislerinde:“Nefsimi kudret elinde bulunduran Allâh’a yemîn ederim ki ya mârûfu emreder ve münkerden nehy edersiniz, yâhud Allah sizeaçık azap gönderir, sonra Allâh’a yalvarırsınız, fakat o zaman duânız da kabûledilmez.”3 buyurmuşlardır.

Zaman geçmeden özeleştiri yapmak, “ne oluyoruz?” sorusuna hep berâber cevap aramak,ne yaptığının bilincine varan insanlar olmak zorundayız. Kendimiz için, gelecek nesillerimiz için durumumuzu yeniden gözden geçirmeliyiz. İhmâl ettiklerimizi bir an önce telâfi etmenin yolunu aramalıyız. Değer yargılarımızı tekrar tekrar hatırlamalı, kendimizi gözden geçirmeliyiz.

Birlik ve berâberliğimizin yapı taşları hükmünde olan ortak değerlerimizi koruma konusunda toplum olarak hep birlikte bir bilinç uyanıklığına ulaşma dileklerimizle…

Dipnotlar
1 Müslim, Zühd, 64, Dârimî, Rikak,61
2 Rum, 41
3 Tirmizi, Fiten, 9

Ayrıca kontrol et

Doğa-Fıtrat Dengesi

Doğa-Fıtrat Dengesi Alemdar “O´nun katında her şey bir ölçüye göredir.” (Ra’d, 8.)  “Gerçekten Biz, her …