Bahar Kesmek / Ümmügülsüm Sevim Gencer

Geçmişten günümüze zengin ve köklü bir medeniyetin izlerini taşıyan Türk sanatları, başta el yazması kitaplar olmak üzere levha ve murakka’larda etkisini göstermiş, incelikle bezenmiş eserlerin meydana gelmesine sebep olmuştur. Dönemlerinin sanat anlayışını ve zevkini yansıtan, kâğıt, yazı, tezhip, minyatür ve katı’ sanatı bakımından oldukça zengin örnekleri içinde barındıran bu eserler, sanat târihimiz için önemli kaynaklardır.

Katı’ sanatı diğer kitap sanatlarımızdan farklı olarak boyutu sâyesinde, büyüsünü seyirciye ışık ile sunar. İncecik kesilen yapraklar, çiçekler ve kuşlar satıhtan kalkarak hareketli bir görüntü sağlar.

Lügatte “kesmek” anlamına gelen katı’, kâğıt veya deri üzerindeki güzel bir yazı veya motifin incelikle oyularak, başka bir kâğıt üzerine yapıştırılması sûretiyle gerçekleştirilen bezeme sanatıdır. Kesilip ayırılan kısma erkek oyma, desen çıkarıldıktan sonra geride kalan oyulmuş kısma ise dişi oyma denir. İncelikle kesildiğinde her iki parça da farklı zemin kâğıtlarına yapıştırılarak iki eser meydana getirilebilmektedir.

Celal Esad Arseven, katı’ sanatını şu şekilde tanımlamaktadır:

“Bir kâğıt veya deri üzerindeki yazıyı, motifi bir kalemtıraşla kesip çıkartarak içi oyulmuş olan parçayı veya çıkan parçayı diğer bir kâğıt, deri veya bir cam üzerine yapıştırmak sûretiyle meydana getirilen işler olarak târif edilmektedir. Deriden yapılan katı’ işleri de vardır. Gerek deri gerek kâğıttan yapılan işlere mukatta’ denildiği gibi, bunu yapanlara müfred (tekil) olarak katta’ (kesmeci) ve cem’î (çoğul) olarak kattâân denir.”1

Osmanlı döneminde kâğıt oyma sanatı için yaygın olarak Arapça kökenli “katı’”, bu sanat ile uğraşan sanatkârlara ise Farsça kökenli “Efşancı” kelimesi kullanılmıştır. Efşan kelimesinin sözlük anlamı serpmektir. Altın serpmek anlamına gelen zerefşan da bu kelimeden türemiştir. Efşan kelimesinin katı’ sanatında kullanılmasına, kâğıt oyma tekniği ile meydana getirilmiş dişi oyma kalıplar kullanılarak, kitap veya albümlerin sayfa kenarlarına, boya püskürtmek sûretiyle uygulanan bezemeler sebep olmuştur. Özellikle XVI. yüzyılda Osmanlılar’da bu terimin kullanılma sebebi ise, Âşık Çelebi’nin 1560 yılında yazdığı, Meşâ’ir üş-Şu’arâ adlı eserinde geçmiş olmasıdır. Kâğıt oyma sanatının konu alındığı bölümlerde kâğıttan kesilerek çıkarılan yazı motif ve çiçeklerin zeminden ayırılması için “zemin kesmek”, çiçek kesimi için ise “bahar kesmek” denilmiştir.2

Türk kitap sanatlarının önemli bir dalı olan katı’ sanatı, kitap kaplarında, levhalarda, murakka’ ve kıt’alarda, albümlerde, yazı çekmecelerinde ve el yazması eserlerin bezemelerinde karşımıza çıkmaktadır. İncelikle kesilmiş hat örnekleri, bahar çiçekleri, buketler, tabiat manzaraları ve döneminin özelliklerini yansıtan desenleri ile kâğıt oyma eserler zengin bir uygulama çeşitliliğine sâhiptir. Diğer kitap sanatlarında olduğu gibi esere estetik katkıda bulunmak amacıyla uygulanan bu sanat, daha çok hat sanatı ile birlikte kullanılmıştır.

Kanûnî Sultan Süleyman döneminde kâğıt oyma sanatı, teşvîk edilip himâye altına alınan sanatkârlar tarafından farklı bir sanat dalı olarak ele alınmış, îtibar görmüş ve katı’ kitaplar hazırlanmıştır. Yazı ve kenar bezemeleriyle birlikte kâğıt oyma hazırlanan bu zarif yazma eserler, kâğıt oyma sanatkârlarının hat ve tezhip sanatlarında da mâhir olduklarını kanıtlar niteliktedir.

Türklerin tabiat ve çiçek sevgisi diğer kitap sanatlarında olduğu gibi katı’ sanatında da ilham kaynağı olmuş, hatâyî grubu gibi tam üslûplaştırmanın hâkim olduğu çiçek motifleri, XVI. yüzyıl kâğıt oyma eserlerde sevilerek kullanılmıştır. Kenarsuyu, arasuyu ve koltuk bezemelerinde, desen ve kompozisyonları ile hayranlık uyandırıcı eserler üretilmiştir. Efşancı Mehmed, Ali Çelebi, Mehmed bin Gazanfer ve Fahrî bu dönemin önemli isimlerindendir. 

Kâğıt oyma çiçek motifleri XVII. yüzyılın ikinci yarısında başlayan Batılılaşma heyecânı ve Avrupa sanatının etkisiyle kendine özgü bir karakter kazanarak, tabiattaki görüntüsüne dönüşmeye başlamıştır. Akımın etkisiyle eser üreten sanatkârlar, natüralist görüşle yaptıkları çiçek ve çiçek demeti minyatürlerini kısa zamanda benimser ve şükûfe tarzı diye adlandırılan yeni bir üslûp ortaya çıkar. Bu çiçek resimlerindeki en önemli ortak özellik ise çiçeğin karakterinin korunmuş olmasıdır.3

Yazı ve çiçek bezemelerinin yanı sıra katı’ sanatının en zarif örnekleri bahçe ve orman bezemeleri olmuştur. Bahçe ve bahar tasvirciliği ile farklı bir boyut kazanan kâğıt oyma manzaralar, kitap sayfaları arasından çıkarak farklı uygulama alanlarına taşınmıştır. Kâğıtta üçüncü boyuta geçilmiş, gerçek kuş tüyleri, kurutulmuş çiçek gibi, kâğıttan başka malzemeler de kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekilde, manzara tasvirlerinin daha gerçekçi olması sağlanmıştır.

Kâğıt oymacılığında motiflerin, çiçeklerin ve harflerin kesimi için gerekli olan malzemelerin başında kâğıt gelmektedir. Doğal boyar maddeler ile renklendirilen kâğıtlar, çeşitli desenler uygulanarak birbirinden naif kâğıt oymalara dönüşmektedir. Işık ve gölgenin de etkisiyle kâğıt, boyutlanarak kâğıt oymaların efsunlu yüzünü sergilemektedir.

Kâğıt oyma sanatının önemli diğer âleti kaynaklarda; Arapça “mıkraz” olarak geçen makastır. Âşık Çelebi, Efşancı Mehmed’den bahsederken “Onun makas tutan parmakları, sözünü kulağına koymaz ve onun emrine baş indirmez olur.” anlamına gelen “Mıkrâz-ı engüşi sözin kulagına koymaz ve hükminden ser-piç idüp baş indirmez.” sözleriyle makasın kâğıt oyma sanatkârı ile bağını vurgulamaktadır.4

Oymacılık sanatının önemli aletlerinden biri de nevrekân adı verilen, ucu eğri ve keskin bir çeşit bıçaktır. Mücellitlerin de deri oymacılığında kullandığı bu âlet, körleşince ince zımpara ile bilenirdi. Günümüzde nevrekân yerine kretuar veya bisturi kullanılmaktadır.

Döneminin önemli katı’ sanatkârlarından olan Gazneli Mahmûd, kitabını; câhillerin yanlış anlayışından, yazı hatâlarından ve en önemlisi kâğıt oymalarını makas hatâlarından koruması için şu şekilde duâ eder:

    “Yâ Rab! Bunu sehv-i cühelâdan sakla!

    Her safhasını harf-i hatâdan sakla!

    Lütfunla bu mecmuanın ey Rabb-i Hafîz

    Evrâkını mıkrâz-ı kazâdan sakla!”5

Kâğıt oyma sanatının gelişmesinde saraya bağlı sanatkârlar ve çarşı ustaları kadar Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü topraklarda varlıklarını sürdüren Mevlevî dede ve dervişlerinin de etkisi büyüktür. Târih boyunca halk tabakalarından devlet adamlarına kadar toplumun her kesiminden insanların mânevî hayâtı üzerinde etkili olmuş, birer güzel sanatlar akademisi gibi çalışan Mevlevî dergâhlarından birçok âlim, ârif ve kâmilin yanı sıra Türk kültür ve sanatının önemli temsilcileri yetişmiştir.6

İbâdet hassâsiyetiyle eser üreten Mevlevî sanatkârlar, XIX. yüzyıla değin sanat dünyâsında etkili olmuş, dergâhlarda yüzlerce nakkaş, katta’, hattat, oymacı ve mücellid yetişmiştir. Bursalı Fahrî Dede, Mehmed bin Gazanfer ve Derviş Hasan Eyyûbî Mevlevî dergâhlarında eser üreten katı’ sanatkârlardandır.7

Kâğıdın boyutlanarak ayağa kalkışına şâhitlik ettiğimiz katı’ sanatı, dönemin zevkine uygun eserler ile geçmişten günümüze ulaşmıştır. Kadîm medeniyetimizin zarîf eserlerinde bahar bahçeleri uyanıştadır. Güller, lâleler, bülbüller satıhta değildir artık…

Dipnotlar

1 Celal Esad Arseven, “Katı’”, Sanat Ansiklopedisi, C.2, İstanbul: 1947, s.980-981, bk. Mehmed Zeki Pakalın, Osmanlı Tarihi Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul: MEB. yay. 1971.

2 Filiz Çağman, Katı’ Osmanlı Dünyasında Kâğıt Oyma Sanatı ve Sanatçıları, s.13.

3 Gülnur Duran, “Osmanlı Tezhip Sanatında Natüralist Üslûpta Çiçekler”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.31, Isparta: 2018, s.180.

4 Âşık Çelebi, Meşâ’irüş-Şu’arâ, s.999, bk. Arseven, “Kâğıd makası”, Sanat Ansiklopedisi, C.2, s.903. bk. Kütükoğlu (hzl.), s.242.

5 Uğur Derman, Benzeri olmayan bir sanat albümü: Gazneli Mahmud Mecmûası, s.17-21.

6 Ş. Barihüda Tanrıkorur, “Mevleviyye”, İslam Ansiklopedisi, C.29, İstanbul: TDV Yay., 2004.

7 Şehabettin Uzluk, Mevlevilikte Resim, Resimde Mevleviler, Ankara: Türkiye İş Bankası Yay., 1957, s.51

Temmuz 2021, sayfa no: 56-57-58

Ayrıca kontrol et

Mârifet Okulu / Alemdar

Hasan-ı Basrî’nin elinde tevbe eden Habîb-i Acemî, su üstünde yürür. Hocası bunun sebebini sorunca: “Yâ Hasan, …