Anasayfa / Kategoriler / Aile Hayatı / Anne Babaların Ahlâk Eğitimi Görevleri

Anne Babaların Ahlâk Eğitimi Görevleri

Anne Babaların Ahlâk Eğitimi Görevleri
Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın – Mürüvvet Çalışkan

Ahlâk kelimesi tabiat, huy ve karakter gibi kavramları bünyesinde barındırır. Ahlâk, insan ilişkilerinde iyi, güzel, doğru ya da kötü, yanlış olarak kabûl ettiğimiz değer yargılarını ifâde eder.

Ahlâk ile etik insanlar arası ilişkilerde kullanılan iki kavramdır. Son dönemde çoğunlukla eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Etik ve ahlâk kelimeleri hem kavramsal içerik olarak hem bilgi alanı olarak birbirlerinden farklıdırlar. Etik bilgi alanını işâret etmektedir. Yaklaşık otuz veya kırk yıl önce bu kelime, günlük yaşamda bu denli yaygın değildi. Yalnızca birkaç düşünürün dışında etik, çoğu filozofun ilgisini çekmiyordu. Ama bugün etik, felsefede öncelikle bir araştırma alanının adı olarak öne çıkmasının yanında, hem bilim çevrelerinde hem günlük hayâtın içinde çok sık dile getirilen bir kavram olmuştur.

İslâm’a göre ahlâk, Yaratıcının yol gösterdiği şekilde yaşamak demektir. Ahlâk, Yaratıcıya olan bağımızı, ilâhî takvâyı ön gördürür. Maalesef günümüzde ahlâk, kavramsal içeriği daraltılarak kültürel bir olgu olarak tanımlanmaktadır. Oysa kültür olgusunun içerisinde değerlendirilmesi gereken kavram gelenektir. Gelenekler yereldir ve kültürün muhtevâsını oluştururlar. Toplumdan topluma göre de değişir yâni görecedirler. Geleneğin evrenselliğinden bahsedilemez. Yaradılışla doğrudan bağlantılı olduğu için ahlâkın evrenselliğinden bahsedilebilir. Bu yüzden gelenek, etik ve ahlâkın üçü farklı bilgi alanlarını işâret etmektedir. Ahlâk yaşamımızın içinde, merkezinde bizi her yandan kuşatan bir olgudur. Ayrıca insanın Allah’tan (cc) başkasına kul olmaması, hür yaratılmış insanın, yaratılışına uygun yaşaması demektir.

Güzel ahlâk kişiyi her tür kötülükten, her tür bağımlılıktan uzak tutar. Güzel ahlâk mü’minin olmazsa olmaz vasıflarındandır. Bakara sûresinin 177. âyetinde “İyilik (birr), yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz değildir. İyilik; Allâh’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere îmân edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyene ve kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, anlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, Allâh’a karşı gelmekten sakınanların tâ kendileridir.” Âyette geçen “birr” kavramı hakkında Efendimiz’e (as) “ birr (iyilik) nedir? diye sorulduğunda öncelikle “güzel ahlâktır” cevâbını vermesi çok mânidardır. “Sizin en hayırlılarınız ahlâkça en güzel olanınızdır.” (Buhârî, Müslim) “Birr/iyilik güzel ahlâktır; kötülük de kalbin yatışmadığı ve halkın duymasını hoş görmediğin şeylerdir.” (Müslim), “Kıyâmet gününde mü’minin mîzânında güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. Allah Teâla çirkin ve kötü sözlü kimseyi sevmez.” (Tirmizî) Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz’in (sav) şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Ahmed b. Hanbel)

Güzel ahlâkla kuşanabilmemiz için Kitâbımızda birçok âyet vardır: “Onlar, bollukta ve darlıkta hayra harcayan, öfkesine hâkim olan ve insanları affedenlerdir. Allah, güzel davrananları sever.” (Âl-i İmran, 134.) Güzel ahlâkı sürdürebilmek için iyi bir âileye ve iyi bir arkadaş çevresine ihtiyâcımız vardır. İyilikte ve takvâda yardımlaşmamız, kötülük ve günah işlemek konusunda yardımlaşmamamız için uyarılmaktayız. (Mâide, 2.) Âyet ve hadislerden de anlayacağımız gibi bir mü’minin bilmesi gereken, dünyâ-âhiret dengesinin ancak güzel ahlâkla inşâ edileceğidir.

Allah Teâlâ dînini şöyle tanımlamıştır: “Sen yüzünü dosdoğru bu dîne, Allâh’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allâh’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte doğru din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum, 30.) Fıtrat âyetinden de anlaşılacağı gibi Allah Teâlâ dînini fıtrat olarak tanımlamaktadır.

Çocuklarımız tertemiz, işlenmeye hazır bir şekilde yaratılmışlardır. Bu onun hayır da şer de işleyebilecek potansiyelde yaratıldığını gösterir. “Allah sizi analarınızın karnından çıkardığında hiçbir şey bilmiyordunuz. Ama size dinleme ve ileri görüşlü olma (basîret) özelliği ile gönüller vermişti. Belki görevlerinizi yerine getirirsiniz.” (Nahl, 78.) Allâh’ın (cc) dîni kişinin doğal yapısıyla uyum içinde olduğu için tüm emirler ve yasaklar, helâl ve haramlar bizi geliştirir, olgunlaştırır, güzel ahlâklı yapar.

Kişi âile içinde kimlik kazanır. Eğitimcilere göre de çocuğun bütün tutum ve davranışlarının arkasında âile vardır. Psikolojik ve ahlâkî yönden tutarlı ve dengeli bir kişilik tipinin ortaya çıkışında dînî inanç ve yaşayış tarzı oldukça önemlidir. Bu husûsun önemine binâen, anne ve babalar tarafından ortaya konulan davranışların çocuğun zihnine kaydedildiğini hatırdan çıkarmamak gerekir. Güzel huy ve davranışların çocuğun önünde tekrarlanmasıyla çocuk ibâdetlere karşı ilgi ve merak duymaya başlar.

Evde büyüklerin davranışlarını gören çocuk, büyüklerini taklîd eder. Böylece taklit yoluyla başlayan ahlâkî yaşayış, çocukta yavaş yavaş gelişerek onun hayâtının bir parçası hâline gelmeye başlar. Dolayısıyla âile çocukların ilk genel eğitimlerinde olduğu gibi, ahlâkî değerlere karşı olumlu ve olumsuz tutumlarının oluşup gelişmesinde de son derece etkili bir yere sâhiptir.

Peygamber Efendimiz (as) buyurur: “Kişinin çocuğunu eğitmesi, sadaka vermesinden daha üstün bir ibâdettir.” (Tirmizi; Birr. 33) “Her doğan fıtrat üzere doğar. Sonra annesiyle babası onu Yahudi, Nasranî veya Mecusi yaparlar.” (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvud, sünne 17; Tirmizî, kader 5) Çocuğun öz yapısını bozan anne ve babasıdır. Çocukta doğuştan var olan “fıtrî” inanma eğilimi, âilesi tarafından üzerinde durulduğu ölçüde çocukta düşünce ve davranış şeklini alabilir. Bu dönemde çocuk herhangi bir dînî sorumluluk altında olmasa da geleceği için âile onu en iyi şekilde yetiştirmekle sorumludur. Bu sorumluluğun gereği olarak âile, çocuğun ahlâkî duygu ve düşüncesinin sağlıklı bir şekilde gelişmesine rehberlik ederek, rol model olmak zorundadır. Aksi veya yanlış bir eğitim ile çocuğun iyi ve güzel davranışlardan uzaklaşmasına ya da karşı tavır almasına da sebep olunabilir. Âilede verilen eğitimi örgün eğitimden ayıran en önemli özellik süreklilik arz etmesidir. Âilede yapılan davranışlar hayâtın bir parçasıdır. Çocuk yaparak yaşayarak öğrendiği için kalıcı bir eğitim sağlanmış olunur.

“Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar, yalnız ahlâksız ve inkârcı çocuklar doğururlar.” (Nûh, 26-27.) Hz. Nûh (as)’ın duâsında inkârcı çocuklarının kâfir olarak doğduklarına değil, inkârcı (kâfir) anne-babaların çocuklarına verdikleri eğitimle onların da inkârcı olmalarına sebebiyet verdiklerine dikkat çekilmektedir. Dolayısıyla dîne karşı tutum ve davranış geliştirmede en etkili zamânın çocukluk yılları ve yine en etkili kurumun da âile olduğuna işâret edilmektedir.

Çocuklarımız bizim yarınlarımızdır. Ne ekersek onu biçeriz. İslâm âilesi olabilmek adına vahyin ürünü olan son Kitap tamamlanmış bir şekilde elimizde mevcuttur. Bundan sonra biz hakîkati öğrenerek çocuklarımızı yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korumalıyız. “Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim, 6.)

13- Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: “Yavrucuğum! Allâh’a ortak koşma, çünkü Allâh’a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür.”

14- Gerçi biz insana, anasına ve babasına itâati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): “Bana, anana ve babana şükret” diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak Banadır.

15- Bununla berâber eğer her ikisi de bilmediğin birşeyi Bana ortak koşman husûsunda seni zorlarlarsa, onlara itâat etme. Fakat dünyâda onlarla iyi geçin ve bana yönelenlerin yolunu tut. Sonra dönüşünüz ancak Banadır. O zaman Ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.

16- “Yavrucuğum! Haberin olsun ki, yaptığın bir hardal tânesi ağırlığınca olsa da, bir kaya içinde veya göklerde, yâhud yerin dibinde gizlense, Allah onu getirir, mîzânına kor. Çünkü Allah en ince şeyleri bilir, her şeyden haberdardır.”

17- “Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir.”

18- “Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez.

19- Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt, çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir.

Lokman sûresindeki, 13 ile 19 arasındaki âyetler, anne ve babanın çocuğuna eğitim verirken referans alacağı âyetlerdir. Âyetlerde özellikle çocuğa güzel bir şekilde hitâb edilmesi gerektiği ortaya konulmaktadır. Tevhîd inancının çocuğa bildirilmesi, Allâh’ın kudretinin çocuğa uygun bir şekilde ifâde edilmesi, Allâh’ın rızâsına uygun hareket edilmesi, emrettiklerinin yapılması ve sakındırdıklarından kaçınılması gerektiği dile getirilmektedir. Bunların dışında sabrın tavsiye edildiği, kibrin yerildiği; yürüyüşte îtidâlli olunmasından söz edildiği görülmektedir. Allah (cc), Lokmân’ın (as) diliyle çocuk eğitiminde uyulması gereken metot ve üsluplar hakkında anne ve babalara bilgiler vermektedir.

Mart 2019, sayfa no: 20-21-22-23

Ayrıca kontrol et

Gâlibiyet Îmandadır

Gâlibiyet Îmandadır Alemdar Altı Gün Savaşı, diğer adlarıyla 1967 Arap-İsrail Savaşı, Üçüncü Arap-İsrail Savaşı, Altı …