Anasayfa / Kategoriler / Aktuel / Yurt Sevgisinin Algoritması Ya Da Toprağı Yurt Yapmak

Yurt Sevgisinin Algoritması Ya Da Toprağı Yurt Yapmak

Herkesin yurdunu bir sevme yöntemi var.

Kimileri onun bölüneceği kaygısıyla herkesi düşman yerine koyar. Kimileri ötekinin bölünme dediği olayı bütünleşmenin bir ifâdesi sayar.
Kimileri düşman diye gördüğü ötekini kendine benzetmeye çalışır. Kimileri ötekiyle birlikte yaşamanın yolunu arar.
Birlikte yaşamanın yolu illâ da onu kendine benzetmekten geçmez. Bilakis herkes kendi olarak kalarak birlikte yaşamanın yolu bulunmalıdır, demeliyiz.
Aslında, ister yurt sevgisi olsun, ister herhangi bir fikriyâta bağlılık olsun, bu işin bir algoritması olduğu akıldan çıkartılmamalı.

Bu ne demek?
Sanırım şöyle bir tabloyu tahayyül etmek zor değildir. İnsanlar belli bir fikriyâta bağlılıklarını gösterirken gün ve şartlar öyle bir gelişme sergiler ki, insan bir anda, eskiden tuttuğu, benimsediği değerlerin dışına düşmüş gibi bir konumda bulabilir kendini. Veya başkaları onu alıştıkları konumun dışına düşmüş gibi görebilir.

Bertrand Russell’ın benzetmesini ödünç alarak söylersek; bir tavuğun, sâhibinin her sabah kendisine yem atarak beslediğini görürken, o sabah boğazına bıçak sürttüğünü gördüğünde yaşadığı şaşkınlıktır demek istediğim…

Yurda veya bir fikriyâta bağlılıkta da böyle bir algoritma hâli yaşanabilir. Algoritma şöyle tanımlanıyor: Belirlenmiş kuralların ve işlemlerin adım adım uygulanmasıyla bir sorunun giderilmesi veya bir sonuca en hızlı biçimde ulaşılması işlemi, çözüm yolu, işlemler dizisi…

Böylece sürecin işlediği esnâda öyle uğraklardan geçilebilir ki, insan bir anda kendisiyle ters düşmüş halde bulabilir kendini. Bunun tersi de mümkündür; muhâtabını ters köşeye yatırma hâliyle her an karşı karşıya kalabilir.

Erk ordunun elindeyken ve ordu kendisini sivil irâde üzerinde vesâyet organı olarak görürken ona muhalefet etme durumuyla, orduyu vesâyet organı olmaktan çıkaran bir sivil irâdenin orduya karşı olan tavrı farklı olacaktır.
Kesin kanâate ulaşabilmek için işlemler zincirinin ikmâlini beklemek gerekiyor.
Tolstoy’un Harp ve Sulh romanının kahramânı General Kutuzof’un repliğini hatırlamak yerinde olacaktır: “Sabır ve zaman” diyordu o.
Evet ve dâimâ: sabır ve zaman…

Nedir yurt öyleyse, ne demeli?
Belki şu: İnsanın, üstünde yaşadığı toprağı kendinin, kendi varlığının, kendi varlık sebebinin parçası saydığı toprak…

Aynı toprak parçası; üstünde farklı itikatlara, farklı hedeflere sâhip olan kimseler tarafından paylaşılmış olamaz mı? Elbette mümkün…

Durumun hârika örneği, her zaman olduğu gibi Resûlullâh (sav) tarafından sergileniyor. Hicretten sonra Medîne’nin Kureyş tarafından saldırıya uğrayacağı öğrenilince, aynı toprakta yaşayan gayrimüslimlere haber gönderiliyor. “Bu beldede onlar da yaşıyor, eğer bu beldenin savunmasına katılmak isterlerse gelsinler, bu hususta mutâbakat sağlayalım” diyor. Gelenlerle, sonradan MEDİNE VESİKASI olarak anılacak olan anlaşmayı imzâlıyorlar.

Efendimizin (sav) her hadîsi gibi bu da çoklu yorumlara açık bir metin. Müslümanlarla gayrimüslimlerin birbirlerinin hukûkuna riâyet etmek sûretiyle bir arada yaşayabileceğinin belgesi… Ki, bu belgenin muhteviyâtı henüz hiçbir klasik veya modern demokratik hukuk tarafından aşılabilmiş değildir… Şimdilik aşılması da imkân dâhilinde görünmüyor.

Burada şu husûsun altı çizilmeli. Medine Vesikası kimilerinin sandığı gibi çok hukukluluğun yolunu açan bir belge değildir. Medine Vesikası gayrimüslimlere her münferid olay karşısında tâbi olmak istedikleri hukûku seçme özgürlüğünü veriyor. Fakat bu özgürlük onlara İslâm otoritesi tarafından veriliyor. Yoksa sanıldığı gibi gayrimüslimler bu hakkı zorla veya çekişerek tesâhub etmiyor. Bu hak onlara İslâm devlet otoritesi tarafından bahşediliyor. Başka söyleyişle, gayrimüslim tâbi olmak istediği hukuk hükmüne İslâm’ın himâyesi sâyesinde kavuşuyor.

Demek ki insanlar, aynı yurt topraklarını kendi öznel istikametlerini koruyarak paylaşabilirler, ama onların öznel istikametleri bir üst hukuk normu tarafından himâye görme durumunda bulunur. Farklı istikametlere, farklı itikatlara sâhip insanlar tarafından aynı toprak parçası, bir üst hukuk normunun himâyesi altında ortak bir yurt hâline gelir, getirilebilir…

Rasim Özdenören

Ayrıca kontrol et

Tehlikeli, Görünmez Elektro-Sis 

Cep telefonları, baz istasyonları, elektronik âletler ve yeni ‘kablosuz teknolojisi’ sağlığımıza zarar verir. Hormonal süreçler ve diğer vücut süreçleri zarar görür, hattâ bu …