Anasayfa / Editör'ün Seçtikleri / Yûnus Emre ve Allah Dostları

Yûnus Emre ve Allah Dostları

Yûnus Emre Pîr-i Türkistan Ahmet Yesevî’nin Orta Asya’da yaymış olduğu tasavvuf anlayışını Anadolu’da yaymaya çalışan önemli bir sûfî şâiridir. Şiirlerini Türkçe yazmış olması bakımından Ahmet Yesevî’ye benzediği gibi; şiirleri ve eserlerini Farsça yazmış olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye de benzer.

Yûnus Emre Dîvânı’nda temel tasavvufî kavramları ve ıstılahları kullanarak Türk tasavvuf edebiyatının en önemli bir mîmârı olmuştur. Daha sonraki sûfî Türk şâirler geniş ölçüde onun izinden gitmişler ve onun tarzını devâm ettirmişlerdir.

“Allah Dostları” deyiminde geçen ‘dost’ kelimesi Farsça olup arkadaş, ahbab, yoldaş anlamına gelmektedir. “Hak dost!” deyimini ilk defa Sehl b. Abdullah Tüsteri (ks) kullanmıştır. (Kuşeyri, 677., Serrac, el-Luma, 400) Arapça’da bunun karşılığı Habîb (ç. ahbâb), sâhib (ç. ashab), sâdik ve refîk gibi kelimelerdir.

Allah Teâlâ kullarını sever, kulları da O’nu sever. (bk. Mâide, 5/54) Yâ Muhammed! “De ki eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân, 3/31) Demek ki Allah Teâlâ kulun sevgilisi olduğu gibi bâzı özel kulları da O’nun sevgilisi olur. Velî (ç. evliyâ) de sevgili ve dost anlamına gelmektedir. Allah Teâlâ mü’minlerin velîsidir. (bk. Âl-i İmrân, 3/38) O’nun evliyâsı/özel kulları da vardır. (Yûnus, 10/62)

Hz. Peygamber’e (sav) Habîbullah, Allâh’ın sevgilisi, Hz. İbrâhîm’e (as) Halîlullâh, Allâh’ın dostu denir. Dost kelimesi hem habîb, hem velî anlamına gelir. Dost demek Allah Teâlâ’yı seven ve O’nun tarafından sevilen özel kul ve mü’min demektir. Onlar “Severler ve sevilirler”. Böyle bir mertebede ve konumda bulunan Hakk Teâlâ’nın bahtiyar ve fazîletli kullarına dost (halîl, velî) denir.

Sûfî şâirler dost dediklerinde genellikle Allah Teâlâ’yı kastederler. Fakat bu kelime ile mürşidlerini kastettikleri de olur. Çünkü onlar, mürşidlerinin Hakk dostu olduklarına da inanırlar. Ayrıca mürşidler de kendisine gönülden bağlı olan ve kendisini seven mensuplarını dost olarak görürler.

Aynı şeyhe bağlı olan müridler, birbirlerini dost ve kardeş olarak gördüklerinden onlara “ihvân, kardeşler, azizler, dostlar” denir. Dervişler ve müridler arasında böyle özel anlamda dostluğun bulunması başka mü’minleri dost olarak görüp onlarla dostluk ilişkisi içinde olmalarına engel değildir. Burada bir “ötekileştirme”den söz edilemez.

Gazâlî şöyle der: “el-Velî/dost Allâh’ın Esmâ-i Hüsnâ’sındandır. El-Velî seven ve yardım eden anlamına gelir. Allah din düşmanlarının kökünü kazır ve evliyâsına (dostlarına) yardım eder. Nitekim Bakara, 157, Âl-i İmrân, 68, 150, Muhammed, 11 ve benzeri birçok âyette bu husus açık ve kesin şekilde anlatılmıştır.

Kulun velî olması Allâh’ı ve Allâh’ın evliyâsını sevmesi, onlara destek olması, nefs ve şeytan gibi düşmanlarına da düşman olması demektir. (el-Maksadü’l-esnâ, Beyrut, Kahire, 1322, s.87, 93) Velî Allâh’a ve Hakk dostlarına dost, düşmanlarına düşman olan mü’mindir. Tasavvuftaki Tevellâ ve Teberrâ’dan maksat da budur.

Yûnus Emre (ks) Hakk sevdâlısıdır, Hakk âşığıdır ve bu anlamda da Hakk dostudur. Hak Teâlâ’nın dostuna dost, düşmanına düşmandır ama O, Uhud savaşında kendisine acı çektiren düşmanlarına: “Allâh’ım! Bunlara hidâyet nasîb et, zîrâ bunlar yaptıklarının farkında değiller” diyen Allah Resûlü gibi daha çok merhamet ve muhabbeti öne çıkarır.

Yûnus Emre’nin (ks) en önemli ve hakîkî dostu Mevlâ-yi Müteâldır:

İy dost seni severem cân içre yirün vardur

Dün-gün uyumaz oldum ‘acâyib hâlüm vardur

Yûnus esas vatanının ruhlar âlemi ve Hakk’ın civârı olduğunu bilir ve oraya dönüşün özlem ve hasreti içindedir:

Düşd’ögüme hubbü’l-vatan gidem hey dost diyü diyü 

Anda varan kalur hemân kalam hey dost diyü diyü

Halvetlerde meşgûl olam dâim açılam gül olam

Dost bâgında bülbül olam ötem hey dost diyü diyü

Dostunun kokusunu alan Yûnus der ki:

Vahdet meyinin cürasın, maşuk elinden içmişim, 

Ben dost kokusun almışım, müşk-i Hutan’ı n’eylerim. 

Cemâl-i bâ-kemâli temâşâ eden Yûnus:

Ben dost cemâlin görmüşem

Hur-i cihânı neylerem

der.

Allah âşığı ve Hakk dostu Yûnus Allâh’ın dostlarına da dosttur. Evliyâ, asfiyâ, âşıklar, ârifler, takvâ ehli sâlih mü’minler Allâh’ın dostlarıdır, aynı zamanda bunlar Yûnus’un da dostları, ahbapları, sevdikleri, yâr ve yârenleri, kardeşleri, can ciğer yoldaşlarıdır.

Sohbet, dostları bir araya getiren ve dostluğu muhkem hâle getiren bir meclistir.

Erenlerin sohbeti, artırır ma’rifeti

Câhilleri sohbetten her dem süresim gelir

Erler ve Hakk erenler denilen merdân-ı Hudâ ve ricâlullâh yâni Allah adamları sohbete ayrı ve farklı mânevî bir haz katarlar.

Biz bu yoldan üşenmedik, erenlerden usanmadık.

Kimseyi yavuz sanmadık, her ne eder kolmaş eder.

İşidin ey yarenler aşk bir güneşe benzer

Âşık olmayan gönül misâl-i taşa benzer

Erler ve erenler, âşıklar ve muhabbet ehli Hakk’ın özel kulları ve dostlarıdır. Onlara yakın olan Hakk’a da yakın olur, onların arasına giren onlarla birlikte cennete girer.

Erenlerdir Tanrı hâssı, silerler gönülden pası

Dostladır muamelesi, gel ikrâr et erenlere.

Hakk’a giden yolu insanlara gösteren, bu yolda onlara rehberlik eden hakîkî âlimler, büyük ustalar, mürşidler hem Hakk dostlarıdırlar hem de Hakk’ın kullarının samîmî dostlarıdırlar. Yûnus’un “Tanrı Hâssı” dediği özel kullar bunlardır.

Ey yârenler ey kardeşler görün beni nettim ahî

Ere erdim, erde buldum, er eteğin tuttum ahî

Sohbetin kadrini ve kıymetini ancak âşıklar bilir. Âşık olmayan âşığın hâlinden anlamaz.

Âşıkların hâlini âşık olanlar bilir.

Aşk gizli bir hazînedir, gizli gerektir esrâr.

Dünü gün riyâzetler çekip halvetlerde diz çöküp

Sohbetlerde baş çatıp yanmayan aşık mıdır?

Dînî ve İslâmî anlamda dostluk el-hubb Lillâh ve el-hubb fi’llâhtır; yâni mü’min önce Allah Teâlâ’yı sever, sonra bütün dostlarını O’nun için ve O’nun koyduğu hükümler çerçevesinde sever. Bütün dostlukların ve muhabbetin kaynağı Hakk Teâlâ’dır, her dostluk ve sevgi ondan gelir, bütün varlıklar âlemine yayılır, başta insan olmak üzere bütün canlı ve cansız varlıklar bu sevgi deryâsından nasîb alır.

Merhamet etme ve yardımcı olma anlamında anne, baba, eş, evlat, hısım-akrabâ, hoca-üstad, âlim-ârifler mü’minin özel dostları, sevenleri, kayıranları ve koruyanlarıdır ama ilâhî sevgi özelin de özeli ve çok özel bir niteliktir, derin ve içten bir sevgidir. Gerçek dostluk bu sevgiye dayanır.

                  Her kim dostu sever ise dosttan yana gitmek gerek.

                  İşi gücü dost olıcak cümle işten olur âzâd.

 

Prof. Dr. Süleyman Uludağ

Ayrıca kontrol et

Şifa Tarifesi

Şifa Tarifesi* Kalemdar (ks)   İhvân-ı Kirâm’a İkaz ve Tavsiyeler Besmele geçsin başına Gelsin mü’minler …