Yöneticilerin İmtihânı / Prof. Dr. Kadir Özköse

İslâm, makro âlemden mikro âleme kadar her yerde âhengin vücûda gelmesini ister. Âlemde asıl olan düzen ve intizamdır. Müslümanın hayâtında da kaos ve karmaşaya yer yoktur. Namaz ibâdetinde bile bir imâmın önderliğinde, düzgün saflar oluşturularak ve birlik rûhu içinde namaz kılınır. Müslümanın namazında bir düzen oluyor, imam­la berâber topluca kılınıyor. İslâm’da tavsiye edilen ölçütlerden biri de silsile-i merâtibdir. İslâm toplumunda yetki gaspına yer yoktur, herkesin kendi rütbesi ve mevkiine riâyet etmesi gerekmektedir. Bir toplumun başına emîr tâyin edilen kişi toplumsal hizmetlerin yürütülmesinden sorumludur, ama halkın da o emîre itâat etmesi elzemdir. Tesbih tânelerinin bir imâme etrâfında dizilmeleri gibi halkın da baştan kopuk olmaması gerekmektedir. Peygamber Efendimiz gönderdiği seriyyelere komutan tâyin eder, her durumda onun emirlerine itâat etmelerini isterdi. Allâh’ın emirlerine ters düşmediği sürece emîrlerin buyruklarına itâat edilmesi yerindedir. 

Bir ordu komutanı olarak Hâlid b. Velid (ra) başarısının zirvesindeyken Hz. Ömer (ra) onu görevden almıştır. Herkes böylesi bir karâra varılmasındaki sebebin ne olduğunu sorunca Hz. Ömer, zaferin Hâlid b. Velid’in şahsından kaynaklandığı zehâbını yıkmak için böylesi bir değişikliği gerekli gördüğünü söylemiştir. Hz. Ömer’in niyeti, zaferin Allah’tan olduğu inancını toplumda ikāme etmektir. Hz. Ömer’in bu açıklaması toplumu sâkinleştirirken, başarısının zirvesinde ordu komutanıyken bir anda ordunun sıradan bir neferi hâline gelen Hâlid b. Velid’de de ne yüksünme ne de bir gocunma durumu hâsıl olmuştur. İslâm toplumunda görev istenilmez verilir. Alınan her vazîfe kutsaldır. Her görev gereği yerine getirildiği müddetçe kutsaldır. İslâm toplumunda hiç kimse kendisini dokunulmaz olarak göremez. Hiç kimse makâma ve koltuğa kendini şartlandıramaz. Hiçbir makam ve mevki herhangi bir kişiyle kayıtlı değildir. Kişiyi yükselten makam ve mevkii değil, vazîfesinin hakkını vermesidir.

İslâm toplumunda devlet yetkilileri gücünü Hakk’tan ve halktan alırlar. Yöneticinin halkına sevdâlı olması, milletine hizmet şuuru içerisinde hareket etmesi esastır. Peygamber Efendimiz (sav) konuyla ilgili temel ölçüyü şu şekilde ortaya koymuştur: “Devlet başkanlarınızın en hayırlısı, sizi seven ve sizin tarafınızdan sevilen, size duâ eden ve sizin duânızı alan kimselerdir.” (Müslim, İmâre 65-66) İslâm toplumu muhabbetle perçinlenen bir toplumdur. İslâm toplumunda sınıf kavgası, aşîret dâvâları, menfaat çatışmaları değil kamunun hukûku, kul haklarına saygı, adâlet, insaf ve merhamet esastır. İslâm toplumu varlığını dayanışma, yardımlaşma ve toplumsal âhengin sağlanmasıyla gerçekleştirir. Başarılı yöneticiler halkının idrak seviyesini, yaşam kalitesini, eğitim düzeyini, başarı trendini, insanlık serüvenini ve mutluluk sevincini yukarılara taşıyabilen bahtiyar insanlardır. İslâm medeniyetinde tiranlar, zorbalar, sömürü odakları, halka tepeden bakan tipler, tek tip yaşam dayatmaları, halkı hizâya getirme, halkı sopayla hizâya getirme durumları olamaz. İslâm toplumlarında târih boyunca yöneticilerin en büyük destekçileri ulemâ olmuştur. İstişâreye önem veren devlet büyükleri; bilginlerin hatırlatmaları, uyarıları, öngörüleri ve yerinde tesbitleriyle yanlışa düşmekten ve hatâya sürüklenmekten kurtulmuşlardır. 

Halkının dertlerine çözümler arayan, onları huzûr içinde yaşatmaya çalışan ve böylece Allâh’ın pek çok kuluna iyiliği ve faydası dokunan adâletli devlet başkanı hakkında Peygamber Efendimiz şu büyük müjdeyi vermiştir: “Kıyâmet gününde insanların Allah Teâlâ’ya en sevgili olanı ve O’na en yakın yerde bulunanı adâletli devlet başkanıdır.” (Tirmizî, Ahkâm 4)

Adâletli davranmayan, Allâh’ın kullarına kötülük yapan devlet başkanları hakkında ise Peygamber Efendimiz şu uyarıyı yapmıştır: “Kıyâmet gününde insanların Allah Teâlâ’ya en sevimsiz olanı ve O’na en uzak mesâfede bulunanı zâlim devlet başkanıdır.” (Nesâî, Zekât 77)

Adâletiyle ünlü Enûrşirvan adamlarıyla ava çıkar. Bir ara adamlarından ayrılıp bir bahçeye gelir. Bahçede bulunan çocuktan bir nar vermesini ister. Çocuk da verir. Narın tâneleri bol suludur ve Enûrşirvan bu sulu narla susuzluğunu gidermeye çalışır. Bahçe ve nar hoşuna gider. Bu bahçeyi sâhibinden almayı düşünür. Çocuktan bir nar daha ister. Ancak ikinci narın suyu azdır. Melik Enûrşirvan çocuktan bunun sebebini sorar. Çocuk: “Belki de melik, haksızlık ve zulüm yapmak istemiştir.” deyince, Enûrşirvan kalbine gelen bu düşünceden vazgeçerek tövbe eder. Çocuktan bir nar daha ister. Bu seferki hepsinden daha hoş ve suludur. Bunun üzerine çocuk; “Melik tövbe etti galiba” der. Aklı başına gelen Enûrşirvan bu olaydan sonra zulüm ve haksızlıklardan tövbe eder ve adı adâletle berâber anılır. 

Devlet yöneticilerini kamunun malına emânet gözüyle bakar. Devlet hazînesine sâhip çıkmak, devletin malını yerli yerince kullanmak esastır. Özel mülkiyete müdâhale, başkalarının haklarını talan Müslüman yöneticinin yapamayacağı büyük günahlardandır.

Devleti için didinen, toplumun menfaati için çırpınan, ülkesinin kalkınması için gayret sarfeden, halkının mutluluğunu sağlamaya çalışan devlet büyükleri hem sevgiyi ve desteği hem de itâat edilmeyi hak etmektedir. İslâm toplumunda merkezî otoriteye itâat esastır. Peygamber Efendimiz bu duruma şu şekilde işârette bulunmaktadır: “Kim devlet başkanına ihânet ederse, Allah da ona ihânetinin cezâsını verir.” (Tirmizî, Fiten 47. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, V, 42, 49)

Müslümanların huzûru ve selâmeti, İslâmiyet’in gereği gibi yaşanması, dolayısıyla dînin güçlenmesi başta sağlam bir devlet başkanı bulunmasına bağlıdır. Müslümanlar yöneticileri etrâfında kenetlendikleri ve aralarına herhangi bir bozgunculuğun girmesine meydan vermedikleri takdirde, hiçbir düşman onların birliğini ve dirliğini bozamaz. Müslümanların devlet başkanlarına destek vermesi İslâm devletini güçlendirir; devletin devlet olarak, milletin de millet olarak görevlerini mükemmel bir şekilde yapmasını sağlar.

Şeyh Edebâlî’nin Osman Gâzî’ye olan nasîhatleri tüm devlet adamlarını istikāmet üzere olmaya dâvet etmektedir:

“Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana… Suçlamak bize; katlanmak sana… Âcizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana… Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adâlet sana… Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlamak sana…

Ey Oğul! Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…”

Ey Oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı.. Allah Teâlâ yardımcın olsun. Beyliğini mübârek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalb versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve duâlarla bize va’d edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul! Güçlü kuvvetli, akıllı ve kelâmlısın.. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgârlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlûb eder. Bunun için dâimâ sabırlı, sebâtkâr ve irâdene sâhip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfânı içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

Oğul! İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünyâ, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazîlet ve adâletinle gün ışığına çıkacaktır. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin, deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve îtibârın zedelenir… Şu üç kişiye; yâni câhiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken îtibârını kaybedene acı!.. Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.”

Kur’ân’da temel yönetim ilkelerini; adâlet, emânet, ehliyet, meşveret ve maslahat olarak özetleyebiliriz. İktidar sâhibi olanların hal ve hareketlerine son derece dikkat etmeleri gerekmektedir. Yöneticilerin büyüklenmesi, kendini beğenmesi, kendine âit olmayan şeylere el uzatması söz konusu olamaz. Devlet yöneticilerinin halkına sâhip çıkması, yoksulların yardımına koşması, güçsüzlere ve çâresizlere destek olması, ahlâklı olması, ilkeli davranması esastır.

Mayıs 2021, sayfa no: 16-17-18-19

Ayrıca kontrol et

Mârifet Okulu / Alemdar

Hasan-ı Basrî’nin elinde tevbe eden Habîb-i Acemî, su üstünde yürür. Hocası bunun sebebini sorunca: “Yâ Hasan, …