Yakınlarının Yolunu Bekleyen Hastalarımız / Prof. Dr. Kadir Özköse

Sağlık, Allâh’ın üzerimizdeki nîmetlerinden biridir. Sağlık nîmetinin kıymetine Peygamber Efendimiz şu şekilde dikkat çekmektedir: “İki nîmet vardır ki, insanların çoğu onların değerini takdîr edemez: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikak, 1)

Gereğince kulluk yapabilmemiz, maddî ve mânevî bakımdan sağlıklı bir bünyeye sâhip olmamıza bağlıdır. Diğer yandan vücûdumuz bizlere Rabbimizin bir emânetidir. Namaz, oruç ve hac gibi ibâdetlerimizin yerine getirilmesi sağlık şartına bağlıdır. Sağlık nîmetinin korunması için elden geldiğince tedbir alınması gerektiğine Peygamber Efendimiz (sav) şu şekilde dikkat çekmektedir: “Akşama ulaştığında sabahı gözetme, sabaha kavuştuğunda da akşamı bekleme. Sağlıklı anlarında hastalık zamânın için, hayâtın boyunca da ölümün için tedbir al.” (Buhârî, Rikak, 3)

Bir başka hadîs-i şeriflerinde ise Peygamber Efendimiz (sav) bizlere şu meşhur hatırlatmada bulunmaktadır: “Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini biliniz: Ölmeden önce hayâtın, ihtiyarlıktan önce gençliğin, fakirlikten önce zenginliğin, meşgûliyetten önce boş vaktin, hastalıktan önce sağlığın kıymetini biliniz.” (Münâvî¸ Feyzu’l-Kadîr¸ II¸ 16)

Peygamber Efendimiz duâlarında Rabbimizden şu şekilde hastalıklara karşı şifâ dileğinde bulunmuştur: “Ey bütün insanların Rabbi olan Allâh’ım! Bunun ıstırâbını giderip şifâ ver. Şifâyı veren ancak Sen’sin. Sen’in şifândan başka şifâ yoktur. Buna, hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifâ ihsân eyle!”(Buhârî, Merdâ 20, 38, 40; Müslim, Selâm 46-49)

Peygamber Efendimiz’in ümmetine yegâne tavsiyesi, herhangi bir sebeple hasta olan kişinin hastalığından kurtulmak için yapılması gerekeni yapması ve şifâ arayışına koyulmasıdır. Peygamberimiz, “Tedâvi olunuz, Allah her hastalığın şifâsını da yaratmıştır. Ancak haram olan şeylerle tedâvi olmayınız.” (Buhârî¸ Tıb 1; Müslim¸ Selam 69; Ebû Dâvûd¸ Tıb 10-11; Tirmizî¸ Tıb 2; İbn Mâce¸ Tıb 1) buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz’in (sav) bu tavsiyelerinden ilham alan Kânûnî Sultan Süleyman meşhur mısrâında sağlık nîmetinin önemine şu şekilde dikkat çekmektedir:

Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi.

Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.

Güneş giren eve doktor girmeyeceğini beyân eden atalarımız güneş ışığını, temiz havayı, doğru egzersizi, temiz suyu, doğru beslenmeyi, yeterince dinlenebilmeyi ve gülümseyebilmeyi sağlıklı yaşamın şifreleri olarak belirlemişlerdir.

Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu’nun (ks) ifâde ettiği gibi edebin başı az konuşmak, ibâdetin başı günahları azaltmak, kurtuluşun ve huzûrun başı sabır, devânın başı ise az yemektir.

Müslüman Rabbinden sağlık ve afiyet diler. Başına bir musîbet veya hastalık gelirse sabreder, yine kazanan kendisi olur. Eyyûb (as) gibi hastalıklara sabredebilmek, şikâyet etmemek, sızlanmamak Müslümanın makam ve derecesini artırır. Zîrâ her hastalık Müslümana bir şifâdır. Bâzısı nefisini temizler, bâzısı da günahlarını temizler. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: Allâh’ın emir ve yasaklarını gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allâh’ın rızâsını her işte önde tut ki, Allâh’ın yardımını önünde bulasın. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün insanlar toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allâh’ın senin için takdîr ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allâh’ın senin hakkında takdîr ettiği zararı verebilirler…” (Tirmizî, Kıyâmet, 59)

“Sağlık gibisi yoktur” gerçeği, Vehbi Koç’a izâfe edilen bir değerlendirmede şöyle dile getirilmektedir: “Evin varsa bir sıfır koymalısın varlıklar hanene. İşin varsa bir sıfır daha koymalısın. İş seninse üç sıfır daha koymalısın. İşin iyi gidiyorsa üç sıfır daha koymalısın. Araban varsa bir sıfır, yazlığın varsa bir sıfır daha, daha sıralanabilir sıfırlar hânesi… Ancak sağlığın varsa bir koyarsın başına, o zaman bütün sıfırlar anlamlı bir değere ulaşır. Yoksa sonuç sıfırdır, hiç uğraşmayasın boş yere…” (Yüksel Altuğ, “Kıssadan Hisse”, Sabah, 26 Ocak 2016)

Sakıp Sabancı da sağlıktan gayrı herşeyin ne kadar boş ve anlamsız olduğunu şu tecrübesiyle beyan kılmaktadır: “Fabrikalar kurdum, evler yaptım, şirketler açtım. Ama engelli oğluma bir çift ayakkabı alıp onu yürütemedim. En büyük zenginlik, sağlıktır. Bir gün beni anlayacaksınız.”

Sağlığın kıymetini bilmenin yolu hastaların acısına ortak olmaktır. Hastaları ziyâret etmek, onların dertleriyle dertlenmek, acılarını dindirmek ve onları tesellî etmek insanlık ve Müslümanlık görevimizdir. Peygamber Efendimiz hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Şu beş şey Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkındandır. Selâmı selâmla karşılamak, dâvete icâbet etmek, cenâzede hazır bulunmak, hastayı ziyâret etmek, aksıranı -Allâh’a hamd ettiği zaman- teşmît etmek (ona rahmet dilemek)” (İbn Mâce, Cenâiz 1)

Peygamber Efendimiz hasta ziyâretine niçin ehemmiyet vermemiz gerektiğini şu şekilde dile getirmektedir: “Hastayı ziyâret edin ve ondan size duâ edivermesini isteyin. Zîrâ hastanın duâsı makbûldür. Günâhı da affedilir.” (Süyûtî,el-Câmiu’s-Sağîr, II, 57) Hastaları ziyâret etmek, önemli ve sevaplı bir sâlih ameldir. Bu önemli vazîfeyi ihmâl etmek ise Müslüman için büyük bir kayıp ve ağır bir sorumluluktur. Peygamber Efendimiz (sav) bunu şöyle haber vermektedir: “Allah Teâlâ, kıyâmet gününde şöyle buyurur: ‘Ey Âdemoğlu! Hastalandım, Ben’i ziyâret etmedin!’ Âdemoğlu: ‘Sen Âlemlerin Rabbi iken ben Sen’i nasıl ziyâret edebilirdim?’ der. Allah Teâlâ: ‘Falan kulum hastalandı, ziyâretine gitmedin. Onu ziyâret etseydin, Ben’i onun yanında bulurdun. Bunu bilmiyor musun?” buyurur…” (Müslim, Birr, 43)

Tatlı sesiyle bizlere seslenen Yûnus Emre, temel sorumluluğumuzu şu şekilde hatırlatır:

Geldi geçti ömrüm benim, Şol yel esip geçmiş gibi

Hele bana şöyle gele, Şol göz yumup açmış gibi.

Bir hastaya vardın ise, Bir içim su verdin ise

Yarın anda karşı gele, Hak şarabın içmiş gibi.

Peygamber Efendimiz bir başka hadîs-i şeriflerinde hasta ziyâretinde bulunan kimseyi, dönünceye kadar Cennet yolunda olan kimse olarak müjdelemektedir. (Müslim, Birr 39) Bir hastayı ziyâret ettiğimizde Peygamber Efendimiz şu tavsiyede bulunmaktadır: “Ondan senin için duâ etmesini iste. Zîrâ onun duâsı, meleklerin duâsı gibidir.” (İbn Mâce, Cenâiz 1)

Rasûlullah (sav), hasta ziyâretinin fazîletini şu hadîs-i şerifleriyle çok daha açık bir şekilde beyân etmiştir: “Bir insan, bir hastanın hâlini hatırını sormaya gider veya Allah için sevdiği bir kişiyi ziyâret ederse, ona bir melek şöyle seslenir: ‘Sana ne mutlu! Güzel bir yolculuk yaptın. Kendine Cennet’te barınak hazırladın!” (Tirmizî, Birr, 64/2008; İbn-i Mâce, Cenâiz, 2)

Abdullah bin Abbas (ra) der ki: “Allah Rasûlü (sav) bir hastayı ziyâret etti ve ‘Canın ne çekiyor?’ diye sordu. Hasta: ‘Buğday ekmeği!’ dedi. Rasûlullah (sav) çevresindekilere: ‘Kimin yanında buğday ekmeği varsa kardeşine göndersin!’ buyurdu. Sonra da: ‘Şâyet hastanız bir şey arzu ederse, ondan yedirin!’ buyurdu.” (İbn-i Mâce, Cenâiz, 1)

Hz. Ebû Bekir’in şu hâli, hasta ve dertlilerle meşgûl olmanın fazîletine çok güzel bir örnektir: “Bir gün Allah Rasûlü (sav) ashâbından yanında bulunanlara: ‘İçinizde bugün kim oruçludur?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir; ‘Ben oruçluyum, yâ Rasûlallah!’ dedi. Efendimiz: ‘Bugün kim bir cenâze namazına iştirâk etti?’ buyurdu. Ebû Bekir (ra): ‘Ben, yâ Rasûlallah!’ dedi. Peygamber Efendimiz: ‘Bugün kim bir yoksulu doyurdu?’ diye sordu. Hz. Ebû Bekir: ‘Ben, yâ Rasûlallah!’ dedi. Fahr-i Kâinât (sav) Efendimiz: ‘Bugün bir hasta ziyâretinde bulunanınız var mı?” diye sordu. Yine Ebû Bekir (ra): ‘Ben, ey Allâh’ın Resûlü!’ dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü (sav) şöyle buyurdu: “Kim bu sâlih amelleri bir araya getirirse o mutlakâ Cennet’e girer.” (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 12)

Bezm-i Âlem Vâlide Sultan son derece cömert bir insandı. Birkaç tane câmi ve bugün hâlâ kullanılmakta olan bir hastane yaptırmıştı. Vakıf malı olan hastaneyi yaptırınca, hastane ayakta olduğu müddetçe geçerli olacak bir kural koydu ve bütün maaşların masrafların karşılanmasını kararlaştırdı.

1920’lere gelindiğinde hastanenin başhekimi olan adam birtakım değişiklikler yapmaya kalkıştı. Taburcu olan herkese üç gün yetecek kadar para verilmesi âdetti. Başhekim, “İnsanları burada zâten bedâva tedâvi ediyoruz, bir de üstüne taburcu olurlarken para vermek tamâmen abesle iştigal! Hem zâten yirminci asırdayız…” diye kendi kendine düşündü ve bu âdeti kaldırdı. Vakıftan para gelmeye devam ediyordu, hem de taburcu olanlara harçlık vermeye bile yetecek kadar. Başhekim o gece rüyâsında hastanenin bânîsi olan Bezm-i Âlem Vâlide Sultân’ı gördü. Vâlide Sultan elinde bir şemsiye ile gelip “Sen kendini ne zannediyorsun? Benim yaptığım bir cömertliği sen nasıl kendi kafana göre değiştirmeye cüret edersin? Kaldırdığın âdeti hemen geri yerine oturtsan iyi olur!” dedi ve bir yandan da şemsiye darbelerini kafasına indirdi. Sabah kafasında şişlerle uyanan başhekim, taburcu olan hastalara üç günlük harçlık verme geleneğini tekrar başlattı. (Frager, Aşktır Asıl Şarap, s. 110)

Kasım 2020, sayfa no: 18-19-20-21

Ayrıca kontrol et

Deniz / Alemdar

Cenâb-ı Hakk, ilim ve kudretinin sınırsız oluşunu, deniz misâliyle haber verir: “Ey Peygamber! Yaratanın sonsuz …